Biz onu Arapça (anlaşılabilen bir dilde) bir Kur’an olarak indirdik ki, aklınızı kullanarak onu kavrayasınız. *
(*) Kur’an’ın Arapça olarak indirilmesinin temel sebebi, son ve evrensel elçinin Araplar arasından seçilmiş olmasıdır. Yüce Allah her Peygambere kendi kavminin diliyle hitap etmiş, vahyini onların diliyle göndermiştir ki peygamber Allah’ın emir ve yasaklarını kavmine rahatça anlatsın (İbrâhim 14/4). Şüphe yok ki Kur’an’ın Arap dili ile indirilmiş olması onun sadece Araplar’a indirildiğini ifade etmez. Nitekim nice âyetler, onun bütün insanlığa hitap ettiğini, dolayısıyla evrensel bir kitap olduğunu göstermektedir (Bakara 2/185; Âl-i İmrân 3/138; Sebe’ 34/28; ayrıca bk. Ra‘d 13/37). İşte son kitap Kur’an ve son elçi Hz. Muhammed evrensel olduğundan, doğal olarak bu son ve evrensel kitap dünya dillerinden bir dille insanlığa hitap edecek. (Ki, o dil de Arapça olmuştur.) Oysa daha önce her bir topluma kendilerinden bir elçi gönderildiği için doğal olarak her elçi kendi kavminin dili ile tebliğını yapardı… Ayrıca Kur’an yalnız Araplar’ın kutsal kitabı olmadığından (çünkü hitabet şekli sadece Araplara değil, tüm insanlığadır) Arapça bilmeyenlerin de onu anlayabilmeleri ve böylece İslâm’ı birinci kaynağından öğrenme imkânını elde etmeleri için Kur’an’ın başka dillere doğru ve hatasız çevrilmesi de zorunludur. Ancak bu çeviriler insan çabasının ürünleri, dolayısıyla az veya çok kusurlu olup Kur’an’ın orijinal metni yerine konamaz. (bilgi için bk. Zümer 39/28). Eğer tebliğ yapan elçi ile Kur’an’ın ilk muhatabı olanlar Arapça dışında başka bir dili konuşuyor olsaydılar, o zaman Kur’an Arapça değil, onların konuştukları dilde gönderilecekti. Ayrıca benzetmek abes ama şimdilerde kimse bilim ve tıbbın temel kavramlarını Latince öğrenmekten gocunmuyor. Öyleyse Kur’an dili Arapça ise neden bazıları gocunuyor? Bir ilahi kitap aynı anda bütün insanların diliyle gönderilemeyeceğine ve ilahi mesajın tebliğini yapan elçi de aynı anda bütün milletlerden çıkamayacağına göre bir dilin ve halkın seçilmesi aklen ve mantıken zaruridir. Zaten Hz. peygamberin araplar içinden gönderilmesinin ve Kur’an’ın Arapça olmasının milliyetçilikle hiçbir ilgisi yoktur. Çünkü islam menfi milliyetçiliği, ırkçılığı şiddetle yasaklar. Her millet ibadetler, haram-helaller ve Kur’an’ın öngördüğü ahkâm dışındaki muamelerinde kendi örf ve kültürüne göre hareket eder, kendi geleneklerini yaşayabilir. Bu nedenle Hz. Peygamber’in Arap olmasından dolayı vahiy dilinin de Arapça olması, gayet doğaldır. Gönderilen mesajın da en iyi şekilde anlaşılması, mesajı ileten Peygamberin ve toplumunun diliyle nazil olmasına bağlıdır. Kur’an evrensel bir mesaj olmakla birlikte, dil açısından ilk hitap çevresinin dilini kullanmıştır. Bu da evrenselliğe aykırı bir durum değildir. Ayrıca bu ayetler, Kur’an okuyan ya da dinleyen herkese, onun çağrısının insanın aklına yöneldiğini ve “duygu”nun ya da “duygusal yaklaşım”ın tek başına, hiçbir zaman inanç için yeterli bir temel sağlayamayacağını anlatmak istiyor. Not: Bazı meallerde ‘’belki aklınızı kullanırsınız veya umulur ki ya da ola ki’’ gibi ifadelerle yapılan çeviriler doğru değildir. Çünkü (لعل)’’leâlle’’Allah hakkında kesinlik ifade edip (كي)’’key veya içinlik harfi olan (ل)’’anlamındadır. Aşağıdaki tefsir metinlerine bkz:
. {لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ} أي لكي تعلموا معانيه، وتفهموا ما فيه. (الجامع لاحكام القرآن - القرطوبي) فأنزلنا هذا الكتاب بلسانهم لـيعقلوه ويفقهوا منه، وذلك قوله عزّ وجلّ:{ لَعَلَّكُمْ تَعْقلُونَ}. (جامع البيان في تفسير القرآن - الطبري) المسأل الثالثة: احتج الجبائي بقوله: {لَعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ } فقال: كلمة «لعل» يجب حملها على الجزم والتقدير: إنا أنزلناه قرآناً عربياً لتعقلوا معانيه في أمر الدين، إذ لا يجوز أن يراد بلعلكم تعقلون؟ الشك لأنه على الله محال، فثبت أن المراد أنه أنزله لإرادة أن يعرفوا دلائله، الخ (مفاتيح الغيب ، التفسير الكبير)