close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Yûsuf Sûresi 15. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Felemmâ żehebû bihi veecme’û en yec’alûhu fî ġayâbeti-lcubb(i)(c) veevhaynâ ileyhi letunebi-ennehum bi-emrihim hâżâ vehum lâ yeş’urûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Sonucu onu götürüp kuyuya atmaya hep beraber karar verdikleri zaman ona, andolsun ki farkında bile olmadıkları bir anda şu yaptıklarını haber vereceksin onlara diye vahyetmiştik.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Nitekim vaktâki (hain kardeşleri) onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdikleri zaman, Biz ona (Hz. Yusuf’a şöyle) vahyettik: "Andolsun sen (ileride) onlara, kendileri (şuursuz vaziyette gelişmelerin) farkında olmadıkları bir süreçte, bu yaptıkları (kötü) işlerini (ve hıyanet girişimlerini tek tek) haber verecek (ve mahcup edecek)sin."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ne zaman ki, Yûsuf'u alıp götürdüler ve toplanıp onu, kuyunun dibine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz de ona: “Andolsun ki, sen bir gün onların bu yaptıklarını, kendilerine farkına varmadıkları bir sırada, haber verceksin” diye vahyettik.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onu götürüp, suyu çekilmek üzere olan bir kuyuya atmaya birlikte karar verdikleri zaman biz Yûsuf'a: “Andolsun ki, sen onların bu planlarını, onlar farkında değillerken, kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
Ahmet Varol
swap_vert close
Sonuçda onu götürdüklerinde ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdiklerinde biz de ona: "Andolsun sen, onların bu işlerini farkında olmayacakları bir sırada kendilerine bildireceksin" diye vahyettik.
Ali Bulaç
swap_vert close
Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine birlikte atmaya davrandıkları zaman, biz ona (şöyle) vahyettik: 'Andolsun, sen onlara kendileri, farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Nihayet kardeşleri, Yûsuf'u alıp götürünce, onu kuyunun dibine koymaya karar verdiler. Biz de Yûsuf'a şöyle vahyettik: “- Muhakkak sen onlara, hiç farkında değillerken bu işlerini haber vereceksin.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Onu alıp götürdükleri, kuyunun derinliklerine koymak için toplandıkları zaman, (Biz onu koruduk) ve ona: “Sen, kardeşlerinin bu durumlarını onlara sonra haber vereceksin” diye vahyettik. Fakat kardeşleri bunun farkında değillerdi.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yûsuf'a, “Andolsun ki sen onların bu işlerini, onlar farkına varmadan kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
Besim Atalay
swap_vert close
Onu götürdüler, kuyunun dibine atmak üzere, toplanmışlardı, «Yaptıkları bu işi, sonra sen onlara söyliyeceksin, seni bilmiyecekler» diyerek Yusuf'a bildirmiştik
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Nihayet (babalarını ikna ederek Yusuf'u yanlarına alıp yola çıktılar), kardeşleri onu götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz Yusuf'a: “Andolsun ki, gün gelecek sen, onların bu yaptıklarını (senin kim olduğunu) kavrayamayacakları bir anda kendilerine hatırlatacaksın!” diye ilham ettik. 
Bkz. 12/89-90“Evhayna” fiili, burada ilham anlamında kullanılmıştır. Tıpkı Hz. Musa’nın annesine (Kasas 28/7), Hz. İsa’nın Havarilerine (Maide, 5/111) ve arıya ilham edilmesi (Nahl 16/68) gibi.“…Allah insanla ancak vahiy/ilham yoluyla konuşur…” (Şura 42/51) cümlesindeki “vahiy” kelimesi yine ilham anlamında kullanılmıştır. “Yüklemek” (Fussılet 41/12), “emretmek” (Enfal 8/12) ve “talimat vermek” (Zilzal 99/5) örneklerinde de olduğu gibi “vahiy” sözcüğü sadece peygamberler için kullanılmamıştır. Kendisine ilham edildiğinde Hz. Yusuf henüz peygamber olmamıştı. Allah’ın Hz. Yusuf’a kuyuya atıldığı zamanki bu vaadi gerçekleşmiş ve Hz. Yusuf kuyudan çıkarıldıktan belli bir zaman sonra önce Mısır’a vezir olmuş, daha sonra da kendisine peygamberlik verilmiştir.  
Cemil Said
swap_vert close
Bunun üzerine Yûsuf’ı götürdiler ve hep birlikde ânı bir kuyuya atdılar biz Yûsuf’a vahy itdik "Bir gün yapdıklarını ânlara anlatırsın halbuki ânlar anlamazlar." didik.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Yusuf'u oturup bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdılar. Biz ona, kardeşlerinin bu işlerini kendileri farkına varmadan haber vereceksin, diye vahyettik.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Onu götürüp (kör) kuyunun dibine bırakmaya ittifakla karar verince bunu yaptılar. Onlar farkında değilken biz de Yûsuf’a vahyettik ki, “Onlara bu yaptıklarını elbet bir gün anlatacağız.”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman, biz Yusuf'a: Andolsun ki sen onların bu işlerini onlar (işin) farkına varmadan, kendilerine haber vereceksin, diye vahyettik.  
 Tefsircilerin birçoğu, âyette geçen «biz Yusuf’a... vahyettik» ifadesine dayanarak Hz. Yusuf’a peygamberliğin daha o zaman verildiğine kanidir. Cenâb-ı Hakk’ın Hz. Yusuf’a kuyuya atıldığı zamanki bu vâdi daha sonra gerçekleşmiş ve ilerideki âyetlerde görüleceği üzere Hz. Yusuf bu tuzaktan kurtulmuş, kardeşlerine de bütün yaptıklarını bildiğini söylemiştir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Onu götürdükleri ve kuyunun dibine atmak için topluca karar verdikleri sırada biz ona: "(Üzülme) Onların bu yaptıklarını, hiç farkında olmayacakları bir anda onlara anlatacaksın," diye vahyettik
Toplu karar anlamına gelen "icma" kelimesi, Kuran'ı yeterli görmeyenler tarafından dinin dört kaynağından biri olarak kabul edilmiş ve hatta Kuran'a tercih edilmiştir. Hadis ve Sünnet kelimelerinin Kuran'daki kullanılışı nasıl ilginç ise (7:185; 8:38) bu kelimenin de kullanılışı çok ilginçtir. "İcma" ve "ictima" olarak, Kuran'da altı kere geçen bu kelime sürekli olarak putperestler ve inkarcılar için kullanılır (10:71; 12:102; 20:64; 17:88; 22:73). Bak 33:38.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Nihayet kardeşleri, Yusuf'u alıp götürdüler ve kuyunun dibine bırakmaya topluca karar verdiler. Biz de ona şöyle vahyettik: "Andolsun ki, sen onlara ilerde hiç beklemedikleri bir sırada bu yaptıklarını haber vereceksin".
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Bunun üzerine vaktâ ki onu götürdüler ve kuyunun dibine koymağa karar verdiler, biz de ona şöyle vahyettik, kasem olsun ki sen onlara hiç farkında değillerken bu işlerini haber vereceksin
Emrah Demiryent
swap_vert close
Nihâyet kardeşleri onu götürüp kuyunun dibine atmaya karar verdikleri zaman, biz Yûsuf’a, “Kasem olsun ki, ilerde hiç beklemedikleri bir anda (ve seni tanımadıkları bir zamanda) bu yaptıkları (çirkin) işi onlara sen haber vereceksin” diye vahyettik.
Erhan Aktaş
swap_vert close
O'nu alıp götürdüler. Hep birlikte onu kuyunun dibine bırakmaya karar verdiler. O sırada Yûsuf'a: “Ant olsun onların bu yaptıklarını, bir gün gelecek yüzlerine vuracaksın.” diye vahyettik.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Nihayet vaktaki onu götürdüler, onu kuyunun dibine bırakmayı elbirlik kararlaşdırdılar. Biz de kendisine: «Andolsun ki sen onlara, hiç farkında değillerken, (bir gün) bu işlerini haber vereceksin» diye vahyetdik.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Nihâyet (kardeşleri) onu götürüp, kendisini kuyunun dibine bırakmaya hep berâber karar verdiklerinde (ona eziyet ettiler de biz) ona: “Şânım hakkı için, bu işlerini onlar hiç farkında olmadıkları bir sırada kendilerine haber vereceksin!” diye vahyettik.
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Babalarını ikna ederek Yusuf’u yanlarına aldıktan sonra) onu götürüp kuyunun görünmeyen bir yerine bırakmaya ittifakla karar verdikleri zaman, Biz de ona (Yusuf’a): ‘’Elbette, sen onlara bu yaptıklarını (senin kim olduğunu) kavramayacakları bir sırada haber vereceksin” diye vahyettik (ilham ettik).*
(*) Her ne kadar buradaki vahiyden maksat melek aracılığıyla peygamberlere gelen vahiydir deniliyorsa da Hz. Yusuf’un yaşı küçük olduğundan buradaki vahiyden maksat ilahi bir ilham olduğunu düşünmek daha isabetlidir. Tıpkı Hz. Musa’nın annesine (Kasas 28/7), Hz. İsa’nın Havarilerine (Maide, 5/111) ve arıya ilham edilmesi (Nahl 16/68) gibi.“  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Kardeşleri Yusuf’u götürüp, kuyunun dibine atmak için bir araya geldiklerinde, haberleri olmadan (seni tanımadıkları bir zamanda), yaptıkları bu işi onlara mutlaka haber vereceksin diye Yusuf’a vahyettik.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Bunun üzerine Yusuf’u alıp götürdüler. Kuyunun dibine bırakmak için anlaştılar. Biz de Yusuf’un gönlüne şunu bildirdik: "işte bir gün gelecek sen onların bütün bu yaptıklarını kendilerine anlatacaksın, onlar ise seni hiç tanımıyacaklar."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onlar Yusuf/u götürüp kuyu dibine bırakmaya karar verince yapacaklarını yaptılar. Biz de ona «— Onların bu işini ileride onlara haber vereceksin. Onlar ise seni tanımayacaklar» diye vahiy ettik.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Nihayet onu götürüp de kuyunun dibine atmaya hep birlikte karar verdikleri zaman, Biz ona/Yûsuf’a³, “Andolsun sen onların bu işlerini, hiç farkında olmadıkları bir sırada onlara haber vereceksin” diye vahyettik.
3 Yûsuf, Mısır’da vezirlik makamına geçtiği zaman kardeşleri Filistin’den kendisinden erzak istemeye geldiklerinde onlara, “Siz vaktiyle Yûsuf ve kardeşine cahilce neler yaptığınızı biliyor musunuz?” diye hatırlatmıştı. Bkz. Bu sûrenin 89. Ayeti.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Yusuf'u götürüp bir kuyunun derinliklerine bırakmayı kararlaştırdıklarında, biz ona, “Şüphesiz sen, farkında olmadıkları bir sırada, bu yaptıklarını onlara haber vereceksin” diye vahyettik.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Böylece, babalarını iknâ ederekYûsuf’u yanlarına alıp yola çıktılar.Onu götürüp kervanların uğrak yeri olan eski bir kuyunun içine atmaya karar verdiklerinde, büyük bir üzüntü ve endişe içinde olan Yûsuf’a şöyle vahyettik: “Ey Yûsuf! Sakın korkma, ümitsizliğe kapılma! Çünkü Biz seni buradan kurtaracak ve yüce makâmlara ulaştıracağız. Yıllar sonra, kardeşlerinle tekrar karşılaşacaksın. İşte o gün, onlarseni tanımadıkları için olup bitenlerin farkında bile değillerken, bu çirkin davranışlarını onlara haber vereceksin. O zaman, hepsi utanç ve pişmanlıkla başlarını öne eğip senden özür dileyecekler.”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Bunun üzerine onu götürdüler. Kuyu’nun dibine bırakma kararında birleştiler / anlaştılar. “Onlar farkında olmazken onların bu işini onlara haber verirsin" diye ona vahyettik.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Onu götürdüler. Tam kuyuya atmaya karar verdikleri sırada Yusuf'a fısıldadık: " Sen, ilerde onların yaptıklarını çaktırmadan yüzlerine vuracaksın " diye güç verdik.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Kardeşleri O’nu kıra götürdüler. Kararlaştırdıkları gibi Yusuf’u kuyuya atmak için harekete geçtiklerinde; Yusuf’a "Andolsun! Sen onların bu işlerini hiç farkında olmayacakları bir zamanda kendilerine haber vereceksin!" diye vahyettik.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Onu götürüp de o kuyunun görünmeyen yerine bırakmaya birlikte karar verdikleri zaman, (Yusuf’a) “Şüphesiz ki sen onlar farkına varamadan onların bu işlerini kendilerine bildireceksin.” diye vahyetmiştik (bildirmiştik). [*]
Buradaki [vahiy], çocuk yaştaki Yusuf’a yönelik olduğu için “bildirmek, ilham etmek” anlamındadır.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Kardeşleri,) onu götürüp kuyunun dibine atmaya karar verdikleri zaman Biz (Yûsuf’a): “Sen onlara bu yaptıklarını hiç beklemedikleri bir sırada mutlaka haber vereceksin.” diye vahyettik.¹
1 Hz. Yusuf Allah’tan ilk vahyi burada almıştır. Bazıları bunun vahiy değil “ilham” olduğunu söylerken, Hz. Meryem ve Musa’nın annesine gelen ilhama nasıl olup da vahiy diyorlar! Bunun iyi niyetle izahı asla mümkün değildir. Bu olsa olsa laf cambazlığı veya saptırmadır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve böylece, o’nu kuyunun dibine atmaya karar verip yanlarında götürürlerken, kendisine “Gün gelecek [senin kim olduğunu] kavrayamayacakları bir anda bu yaptıklarını kendilerine hatırlatacaksın!” diye vahyettik. ¹⁶
16 Bkz. bu surenin 89-90. ayetleri.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Yusuf’u alıp götürdüler ve onu bir kuyuya bırakma hususunda fikir birliğine vardıklarında; biz de Yusuf’a “Şimdi onlar bunun farkında değil ama günü geldiğinde sen onlara bu yaptıklarını bir bir haber vereceksin” diye vahyettik. 12/89-90
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
İşte bu minval üzre, onu kuyunun derinliklerine atmada söz birliği etmiş bir hâlde yanlarında götürüyorlardı ki, Biz ona “(Bir gün gelecek) kendileri hiç farkında değilken onlara bu yaptıklarını bir bir haber vereceksin” diye ilham ettik.[¹⁸³⁵]
[1835] Lafzen: “vahyettik”. Hz. Yusuf’un kuyuda aldığı vahyin ‘ilâhî bir ilham’ vurgusu daha baskın görünmektedir (Vahyin anlamı için bkz: 42:51, not 62). Zımnen: Ey muhatab! Parçada kötü duran bütünde güzel durabilir. Parçayı görene düşen, bütünü görene teslim olmaktır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Ne zaman ki Yusuf'u alıp götürdüler, onu kuyunun dibine atmaya elbirlik karar verdiler -kuyuya tam atacakları sırada biz de-Yusuf'a "Andolsun ki sen onlara, -ileride hiç beklemedikleri bir anda- yaptıkları bu kötü işlerini hatırlatacaksın" dedik. (Böylece onu teselli ettik)
Osman Fırat
swap_vert close
Ne zaman ki onu götürüp de kuyunun dibine bırakmak için toplandıkları zaman biz, Yûsuf’a: "Muhakkak ki sen onların bu işlerini, hiç farkında olmayacakları bir sırada (sonradan) kendilerine haber vereceksin!" diye vahyettik.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Vaktâ ki, Yusuf ile beraber gittiler ve O'nu kuyunun dibine atmaya müttefikan karar verdiler. Biz de O'na şöyle vahyettik: «Kasem olsun ki, sen onlara hiç farkında olmadıkları halde bu işlerinden elbette haber vereceksin.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Derken kardeşleri onu alıp götürünce ve onu kuyunun dibine bırakma konusunda görüş birliğine varınca, Biz de Yusuf'a şöyle vahyettik: “Zamanı gelecek, onların hiç hatırlarına gelmediği ve seni hiç tanımadıkları bir sırada, kendilerine yaptıkları bu işi hatırlatacaksın. ”
Süleyman Ateş
swap_vert close
Nihayet onu götürüp de kuyunun dibine atmağa topluca karar verdikleri zaman biz, Yusuf'a: "Andolsun sen onların bu işlerini, hiç farkında olmayacakları bir sırada kendilerine haber vereceksin!" diye vahyettik.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Vaktâ ki Yûsuf'ı alub sahrâya gitdiler ve onı, kuyuya atmağa ittifâk iylediler. Biz Yûsuf'a: "Sen bir vakit olacak ki onlara bu işlerinden haber vireceksin. Onlar bunı bilmezler" diye vahy itdik.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Su çukurunun görünmeyen yerine bırakmak için söz birliği içinde götürdükleri sırada Yusuf’un içine şunu vahyettik: “Bir gün, hiç beklemedikleri bir anda onlara, yaptıkları bu işi bildireceksin.”
Şaban Piriş
swap_vert close
Yusuf'u götürdüler, kararlaştırdıkları gibi onu bir kuyunun dibine bıraktılar. Biz de ona, onlara bu yaptıklarını haber vereceksin, fakat onlar seni tanımayacak diye vahyettik.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Yusuf'u götürdüklerinde, onu kuyu dibine bırakmaya karar verdiler. Biz de ona “Sen onlara bu yaptıklarını, farkında olmadıkları bir sırada haber vereceksin” diye vahyettik.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Onu götürüp kuyunun dibine koymaya karar verdiklerinde biz de ona şöyle vahyettik: Yemin olsun ki sen onlara, şu yaptıklarını hiç farkında olmayacakları bir sırada haber vereceksin."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
pes ol vaķt kim ilttiler anı [120a] daħı ķaśd eylediler kim ķılalar anı dibine ķuyınuñ daħı vaḥy eyledük aña ya'nį yūsuf’a “ħaber viresin anlara işlerini uşbu ol ḥalde kim anlar bilmezler.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Pes ol vaḳt ki Yūsufı aldılar gitdiler. Daḫı danışdılar kim anı ḳuyuya bı‐raġalar. Vaḥy eyledi Yūsufa ki sen anlara ḫaber vireceksin bu işlerini anlarbilmezler iken.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Qardaşları) onu (Yusifi) götürüb (çölə) apararkən onu quyuya atmaq üçün sözü bir yerə qoydular. Biz (Yusifə): “Sən (bir vaxt) onlara (qardaşlarına) özlərinin bu işi barəsində heç gözləmədikləri (səni tanımadıqları) halda xəbər verəcəksən!” – deyə vəhy etdik.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Then, when they led him off, and were of one mind that they should place him in the depth of the pit, We inspired in him: Thou wilt tell them of this deed of theirs when they know (thee) not.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
So they did take him away, and they all agreed to throw him down to the bottom of the well: and We put into his heart(1646) (this Message): ´Of a surety thou shalt (one day) tell them the truth of this their affair while they know (thee) not.´(1647)
1646 Allah was with Joseph in all his difficulties, sorrows, and sufferings, as He is with all His servants who put their trust in Him. The poor lad was betrayed by his brothers, and left, perhaps to die or to be sold into slavery. But his heart was undaunted. His courage never failed him. On the contrary he had an inkling, a presentiment, of things that were to be—that his own rectitude and beauty of soul would land him on his feet, and perhaps some day, his brothers would stand in need of him, and he would be in a position to fulfil that need, and would do it gladly, putting them to shame for their present plotting and betrayal of him. 1647 This situation occurred when Joseph later on became the governor of Egypt and his brothers stood before him suing for his assistance although they did not know that he was their betrayed brother; see 12:89 below; also 12:58.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
فَلَمَّا
ne za- man ki
ذَهَبُوا
götürdüler
بِه۪
onu
وَاَجْمَعُٓوا
ve hep bera-ber oldular
اَنْ يَجْعَلُوهُ
kendisini kılmaya
ف۪ي غَيَابَتِ
dibinde
الْجُبِّۚ
kuyunun
وَاَوْحَيْنَٓا
ve vahyettik
اِلَيْهِ
ona
لَتُنَبِّئَنَّهُمْ
andolsun onlara haber vereceksin
بِاَمْرِهِمْ
işlerini
هٰذَا
bu
وَهُمْ
onlar iken
لَا يَشْعُرُونَ
farkında olmuyorlar
Nihayet (kardeşleri) onu götürüp de kuyunun dibine atmaya ittifakla karar verdikleri zaman Biz ona (Yûsuf'a), "andolsun ki sen onlara (gelecekte) onlar farkında değillerken bu işlerini (sana yaptıkları bu zulmü) haber vereceksin" diye vahyettik.
لَمَّا
Zaman zarfı
لَمَّا
Ne zaman ki, zaman, vakit
ذَهَبَ
Fiil-I
ذ ه ب
Gitti, giderdi, götürdü
بِه
Zamir
بِه
Onunla, kendisiyle
اَجْمَعَ
Fiil-IV
ج م ع
Topladı
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
غَيَابَت
İsim
غ ي ب
Dip, derinlik
جُبِّ
İsim
ج ب ب
Kuyu
اَوْحٰى
Fiil-IV
و ح ي
Vahyetti, işaret etti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
نَبَّاَ
Fiil-II
ن ب ا
Haber verdi
اَمْر
İsim
ا م ر
Emir, iş, tedbir, izni ile
هٰذَا
İşaret zamiri
هٰذَا
Bu, budur
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
شَعَرَ
Fiil-I
ش ع ر
Farkında oldu, anladı, umdu, düşündü, şuurunda oldu