De ki: “Ey insanlar! Eğer benim dînimden bir şübhe içinde iseniz, artık (bilin ki, ben sizin) Allah'dan başka tapmakta olduklarınıza tapmam; fakat sizin canınızı alacak olan Allah'a ibâdet ederim! Çünki (ben) mü'minlerden olmakla emrolundum!”(3)
(3)“(Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm) îmanda öyle fevkalâde bir kuvvet ve hârika bir yakīn(kat‘i inanç) ve mu‘cizâne bir inkişaf ve cihânı ışıklandıran bir ulvî i‘tikad (yüce bir îman) taşımış ki, o zamânın hükümrânı olan bütün efkârı ve akīdeleri (hâkim düşünce ve inançları) ve hükemânın (filozofların)hikmetleri ve ruhânî reislerin ilimleri ona muârız ve muhâlif (karşı) ve münkir (inkâr edici) oldukları hâlde, O’nun ne yakīnine, ne i‘tikādına, ne i‘timâdına, ne itmi’nânına (kararlılığına) hiçbir şübhe, hiçbir tereddüd, hiçbir zaaf, hiçbir vesvese vermemesi ve ma‘neviyâtta ve merâtib-i îmâniyede (îmânî mertebelerde)terakkī eden (yükselen) başta Sahâbeler, bütün ehl-i velâyet (evliyâlar) onun her vakit mertebe-i îmânından feyiz almaları ve onu en yüksek derecede bulmaları bil-bedâhe (açıkça) gösterir ki, îmânı dahi emsâlsizdir.” (Şuâ‘lar, 7, Şuâ‘, 120)