Dileseydik onu (okyanuslardan ve denizlerden buharlaştırmadan önceki durumu gibi) yine acı ve tuzlu bir su yapardık. O hâlde niçin hâlâ şükretmezsiniz? *
(*) Deniz suyu böyle bir mekanizmadan geçmeden içilmez. Böbrek, adeta filtre gibi, kandaki zararlı maddeleri süzer ve bunları idrar yolu ile dışarı atılmak üzere mesaneye gönderir. Ancak böbrek en fazla %2 oranında tuzlu idrar üretebilir. Oysa deniz suyu yaklaşık %3 oranında tuzludur. Eğer susuzluğu gidermek için deniz suyu içilirse, vücut bu tuzu atabilmek için, vücutta var olan suyu da kullanacaktır. Hücrelerimizde var olan su, tuzu elimine etmek için hücre dışına çıkar, buna ozmos süreci denir. Vücut, aşırı miktardaki tuzu gidermek için, daha fazla idrar üretme eğilimi gösterir; ancak idrar her zaman deniz suyundan daha az tuzludur. Yani deniz suyu içmek, vücudumuza su vermek yerine, su eksiltmek olur. Buna susuzluk paradoksu denir. Bir litre deniz suyu içen 1,5 litre su kaybeder. Tatlı su kaynaklarını korumak, onu susuz coğrafyalara ulaştırmak ve yağmur mekanizmasını bozan küresel ısınma ile mücadele şükürdür. (Kurandan Hayata)