36,37,38. Ki onları, Ashâb-ı Yemîn için (dürüst ve erdemli bir hayat yaşamış olmalarından dolayı amel defterlerini sağdan alan erkek ve kadınlar için) yepyeni taptaze (hiçbir benzeri olmayan, göz alıcı), hepsi olgun ve bir ayarda (aynı seviyede hiç dokunulmamışlar) yapmış (olacağ)ız. *
(*) Buradaki ifadeler, gelenekçiler tarafından ayetlerde geçen niteliklerin “Müslüman hanımlar veya huriler” gibi ayetlerde bulunmayan öznelere gönderilmesi suretiyle çarpıtılmıştır. Çarpıtılmaya konu olan “urub”, “etrab” ve “ebkâr” nitelemeleri, 35. ayetteki dişil “hünne [onlar]” zamiriyle ilgili olup bu zamir ile kastedilenler de bir önceki ayet grubunda sayılmış olan cennet nimetleridir. “Hünne [onlar]” zamirinin gönderilebileceği bir “kadınlar” ifadesi ne bu ayet grubunda ne de bir önceki ayet grubunda mevcuttur. Burada “onlar [hünne]” zamirinin dişil yapıda olması, Arapçanın yukarıda açıklandığı “çoğul sözcüklerin dişil yapı ile ifade edilmesi” kuralının bir gereğidir. Bunun başka türlü olamayacağı, çarpıtılmaya konu olan nitelemeler tek tek irdelendiğinde daha net bir şekilde ortaya çıkmaktadır: Ancak; “ebkâr” sözcüğü konumuz olan ayette nesnelere, nimetlere izafe edildiğinden, anlam da “el değmemiş, dokunulmamış, orijinalliği bozulmamış” demek olur. Nitekim bu sözcük mecazen “el değmemiş, kullanılmamış, işlenmemiş [toprak] eskimemiş yıpranmamış, yeni anlamlarındadır. Türkçede de “bakir topraklar”, bakir orman” gibi ifadelerle kullanılmaktadır. Burada “ebkâr” sözcüğüyle nitelenmiş olan cennet nimetleri, başka ayetlerde farklı sözcüklerle ifade edilmiştir: (alıntı) “Etrâb” kelimesi “tirb” kelimesinin çoğuludur. Her biri eşit, denk, uyumlu manasına gelir ki sunulan nimetlerde çürük, küçük, lezzetsiz, eksiklik ve noksanlığın olmadığını ifade eder. Bunun yanında cennetliklere denk, uyumlu, onlara lâyık nimetler manasına da gelir. Ayrıca Kur’an’da ‘’muttakin’’ifadesi, nasıl ki hem erkek hem de kadınları kapsıyorsa,’’ashab-ı yemin’’ de aynen onun gibi hem erkekleri hem de kadınları kapsamaktadır. Bu nedenle, eğer ashab-ı yemin’den olanlara cinsel amaçla huriler verilirse, o zaman aynı amaçla ashab-ı yeminden olan dünya kadınlarına da huriler verilmiş olacaktır. Peki, bu durumda dünya kadınları cennet kadınlarıyla (hurilerle) sevicilik mi yapacaklar? Böyle bir saçmalık olur mu? Demek ki, huriler cinsel amaçlı olmayıp erkek kadın demeden cennet ehline hizmet eden ve cinsiyetleri olmayan cennet yaratıklarıdırlar. Ama maalesef bu tür hatalar yüzünden gelenekçiler, müfessirler ve bu şekilde meal yapanlar vs. farkına varmadan cennete giden dünya kadınlarının da tıpkı cennete giden erkekler gibi cennet kadınlarıyla/ hurilerle/ evleneceklerini söylemiş oluyorlar. Bu nedenle, buradaki ayetler Ashab-ı yemin’den erkek ve kadınlara verilen nimetlerden söz ediyor, cinsel amaçlı hurilerden değil. Aşağıdaki tefsire bkz:
أنَّ "... أَنْشَأْنَاهُنَّ إِنْشَاءً": تعود للجنّات وما فيها من أنواع النعم وليس للنساء على الإطلاق، إذًا فالجنّات هي الّتي أنشأها الله تعالى إنشاءً، ولقد أنشأها للمُتَّقين، أي للمؤمنين والمؤمنات من ذكور وإناث، وليس من ذكور تمتُّعًا بالنساء، - إذًا تدبَّرنا جميع تلك الآيات من سورة الواقعة وربطناها ببعضها، نجد بأنَّ الله تعالى يُخبرنا فيها عن الجنَّة وعمّا أعدَّهُ فيها من خيرات للمُتَّقين (ذكورًا وإناثًا). الحديث فى الأيات يعود على الجنات ، أو يعود على الفرش المرفوعة ولا يعود بأى حال على النساء التى لا ذكر لها فى السياق وقوله تعالى ´´ أنشأناهن فجعلناهن´´ الضمير يعود على: الفاكهة الكثيرة والبكورة فالأبكار صفة تطلق على الفاكهة الكثيرة والبكورة . (مفهوم "قاصرات الطرْف" و"عُرُبًا أترابًا" و"كواعب أترابًا" في القرءان الكريم)..وقال مجاهد : أترابا أمثالا وأشكالا - (عُرُبًا) أي جديدة ونظيفة وصافية أي طاهرة لا نجسة، لكي يأكل منها أصحاب اليمين.) إذًا تدبرنا جميع تلك الآيات من سورة الواقعة وربطناها ببعضها، نجد بأنَّ الله تعالى يخبرنا فيها عن الجنة وعمّا أعدَّهُ فيها من خيرات للمتقين (ذكورًا وإناثًا ) وإنَّ قوله تعالى "إِنَّا أَنْشَأْنَاهُنَّ إِنْشَاءً" يدلنا على أنّهُ تعالى أنشأ جنات لا نساء. فالله تعالى يتحدث في تلك الآيات عن الجنة ويصفها لنا، بدليل قوله تعالى: "وَأَصْحَابُ الْيَمِينِ مَا أَصْحَابُ الْيَمِينِ ﴿٢٧﴾ فِي سِدْرٍ مَخْضُودٍ ﴿٢٨﴾ وَطَلْحٍ مَنْضُودٍ ﴿٢٩﴾ وَظِلٍّ مَمْدُودٍ ﴿٣٠﴾ وَمَاءٍ مَسْكُوبٍ ﴿٣١﴾ وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ ﴿٣٢﴾ لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ ﴿٣٣﴾ وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ ﴿٣٤﴾ إِنَّا أَنْشَأْنَاهُنَّ إِنْشَاءً ﴿٣٥﴾ فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًا ﴿٣٦﴾ عُرُبًا أَتْرَابًا ﴿٣٧﴾ لِأَصْحَابِ الْيَمِينِ ﴿٣٨﴾ "إذًا فالجنات هي الّتي أنشأها الله تعالى إنشاءً، ولقد أنشأها للمتقين أي للمؤمنين والمؤمنات من ذكور وإناث، وليس من ذكور تمتُّعًا بالنساء(مفهوم الحور العين وقاصرات الطرف من خلال أحسن التفسير) المسألة الأولى: الضمير في: {أَنشَأْنَـٰهُنَّ } عائد إلى من؟ فيه ثلاثة أوجه أحدها: إلى { حُورٌ عِينٌ } [الواقعة: 22] وهو بعيد لبعدهن ووقوعهن في قصة أخرى الخ (مفاتح الغيب - للرازي) ﴿وأصحاب اليمين﴾ [الواقعة/27] أي: أصحاب السعادات والميامن، وذلك على حسب تعارف الناس في العبارة عن الميامن باليمين، وعن المشائم بالشمال. واستعير اليمين للتيمن والسعادة (معنى الْيَمِينِ في القرآن الكريم)،