Yoksa (sen) onlardan bir ücret istiyorsun da onlar (bu) borçtan (bu tekliften) dolayı ağır bir yük altında kalmış kimseler midir?(1)
(1)“Hâlıkı (yaratıcıyı) inkâr eden fikirsiz, sersem muattıla (yaratıcıya inanmayanlar) gibi, Allah’ı inkâr mı ediyorlar ki, Kur’ân’ı dinlemiyorlar. Öyle ise, semâvât ve arzın (göklerin ve yerin) vücudlarını (varlıklarını) inkâr etsinler veyâhut ‘Biz halk ettik (yarattık)’ desinler. Bütün bütün aklın zıvanasından çıkıp, divâneliğin hezeyânına(saçmalığına) girsinler. Çünki semâda yıldızları kadar, zeminde çiçekleri kadar berâhîn-i tevhid (Allah’ın birliğinin delilleri) görünüyor, okunuyor. Demek yakīne ve hakka niyetleri yoktur. Yoksa ‘Bir harf kâtibsiz olmaz’ bildikleri hâlde, nasıl bir harfinde bir kitab yazılan şu kâinât kitâbını, kâtibsiz zannediyorlar. (...) Veyâhut: Hırsa, hıssete (cimriliğe) alışmış tâğī, bâğī (azgın,zâlim) dünyaperestler (dünyaya tapanlar) gibi senin tekâlîfini (tekliflerini) ağır mı buluyorlar ki, senden kaçıyorlar ve bilmiyorlar mı ki, sen ecrini, ücretini yalnız Allah’dan istiyorsun ve onlara Cenâb-ı Hakk tarafından verilen maldan hem bereket, hem fakirlerin hased ve bedduâlarından kurtulmak için, ya ondan veya kırktan birisini kendi fakirlerine vermek ağır bir şey midir ki, emr-i zekâtı ağır görüp İslâmiyet’ten çekiniyorlar? Bunların tekzibleri (yalanlamaları) ehemmiyetsiz olmakla berâber, hakları tokattır.” (Zülfikār, 25. Söz, 20-21)