Yoksa onlar (insanlar) hiçbir şey (bir yaratıcı) olmadan (kendiliğinden ve tesadüfen)mi yaratıldılar? Yahut (onları) yaratan (bizzat) kendileri midir? *
(*) Yani,“kendiliğinden (spontaneous) bir oluşum” yoluyla mı veya tesadüflerle mi yaratıldılar? ’’Bırakın bir kitabı; bir harf dâhi kendi kendine yazılamıyorsa, bir resim kendi kendine çizilemiyorsa, bir bina kendi kendine inşa edilemiyorsa, bir gecekondu kendi kendine oluşamıyorsa, bir telefon, bir televizyon, bir bilgisayar cihazı ve hatta bir iğne dâhi kendi kendine üretilemiyor ise, şu büyük evrenin de bir rastlantı sonucu kendi kendine varlık sahasına gelmiş olması mümkün olamaz. Bütün bunların ve hatta A den Z ye kadar her şeyin bir üreticisi, bir mücidi ve bir varlık sebebi varsa, şu büyük evrenin ve içindekilerin bir hâlikî/ yaratıcısı da olamaz mı? Şu koca evren gibi bir eser varsa, onu var eden yaratıcı bir güç neden olmasın! Zaten her eser müessirini, mücidini ve üreticisini ve her sanat, sanatkârını göstermiyor mu? Eğer bir iğnenin mücidi varsa ve varlığı ona bağlı ise, o zaman şu büyük evrenin var olması da bir yaratıcının varlığına bağlı olmalıdır. Peki, bugünkü evren yok iken niye var oldu? Yokken neden yokluğuna devam etmedi? Neden varlığı yokluğuna tercih edildi? Bu soruların cevabını kör bir tesadüfe bağlamak mümkün mü? Yoksa bu evrenin varlığını madde ötesi, üstün bir akıl, bir bilinç, bir zekâ ve sınırsız bir kudrete sahip yaratıcı bir güce bağlamak daha mantıklı değil midir? Evet, kâinatta var olan her şey “yaratılmıştır. Bu her şey belli kanunlar dâhilinde, belli bir boyutun özelliklerine göre yaratılır. Bu evren için kanun şartlarını koyan, o kanunlara dâhil değildir. Sandalyeyi yapmak için çivi, tutkal, çekiç, tahta kullanan ustanın da çivi, tutkal ve tahtadan oluştuğunu iddia etmek saçmalıktır. İki boyutlu bir karikatürün çizeri de iki boyutludur demek imkânsızdır. Bunun gibi yaratılmış olan kâinatın ustasının da “yaratılmış” olması gerekmez. Çünkü yaratıcı, kâinatın ve yaratılmış varlık âleminin bir parçası değil, o bütün evrenin ve maddenin yaratıcısı ve varlık sebebidir… Ayrıca Maddecilere göre madde ezelidir. Eğer madde ezeliyse, sayısız atom ve atom altı parçacıklardan oluşan bu evrenin her bir parçacığı da ezeli olmalıdır. Bir tek yaratıcının ezeli olduğunu kabul etmeyip, trilyonlarca parçacığın her birinin ezeli olduğunu savunmak parçacıklar adedince saçmalıktır. Eğer madde ezeli olsaydı, ilk durumdaki gibi kalması ve değişikliğe uğramaması gerekirdi. Oysa eylemsizlik özelliğine sahip olan maddenin hep değişikliğe uğradığını görüyoruz. Ayrıca Big Bang ve izafiyet teorisi de bu evrenin ve dolayısıyla maddenin ezeli olmadığını, bilakis başlangıcı olduğunu bize göstermektedir. Çünkü 14-15 milyar sene önce bugünkü evren yoktu, ama şimdi vardır. Demek ki madde ezeli değildir. Ama maddeyi yaratan ezelidir. Zira o, madde değildir ki maddenin özelliklerini taşısın. Ayrıca yaratılıştan önce madde yoktu, enerji yoktu, uzay, zaman ve mekân da yoktu. Bu yokluğu ifade edecek bir isim veya onu tanımlayacak bir sıfat sözlüklerde mevcut değildi. Zamansızlık veya mekânsızlık kavramlarını tam olarak algılayamayız. Kur’an, kâinatın bir başlangıcı olduğunu ve Allah’ın bu başlangıca neden olduğunu açıkça belirtir. Çünkü evrenin oluşumuna dair günümüzde en çok benimsenen teori, Büyük Patlama teorisidir. Bu teoriye göre evren, sıfır hacimli ve çok yüksek bir enerji potansiyeline sahip, sıkışmış bir noktanın patlamasıyla oluştu. Kaynak: (Vikipedi) İşte bu Big Bang, zamanımızdan 14 milyar sene önce meydana gelmiş son derece küçük bir noktanın, uzay boyutlarına taşarak genişleyip büyümesi, madde ve anti madde ile birlikte önceleri bir yumak halinde olan enerjinin, sonradan zaman boyutu ile birlikte tüm evreni oluşturmasını ifade eder. Ayrıca ateizmin binlerce yıllık tezi evrenin ezeliliğidir. Ama hem Big Bang, binlerce yıldır savunulan bu ateist tezleri darmadağın etmiş ve ateizmi yargılayarak saçmalığa mahkûm etmiştir, hem de İzafiyet teorisi, uzayı, zamanı ve maddeyi birbirine bağlayarak, maddenin başlangıcının yokluğa denkliğini/ezeli olmadığını/gösterir. Evrenin başlangıcına geri gittiğimizde tüm uzayın kapanması, maddeyi de bahsedilir olmaktan çıkarmakta, yani maddenin yokluğunu/ maddenin ezeli olmadığını/göstermektedir. Peki, Yaratıcıyı Kim Yarattı Sorusunun cevabına gelince: Her sürecin bir başlangıcı vardır. Bu kâinat sürecinin de bir başlangıcı vardır. Eğer bir ezeli varlık olmazsa, varoluş silsilesi sonsuza kadar devam ederdi. Eğer yaratıcının yaratıcısı var denilirse, onu yaratanın bir yaratanı, öbürküsünün, ondan öncekinin, daha öncekinin birer yaratanının olduğu sonsuza kadar iddia etmek zorunda kalırdık. Oysa mantıken mutlaka bir yerde durmamız gerekir. O hâlde durduğumuz o nokta ancak ezeli yaratıcının varlık noktası olacaktır. Diğerlerinin tamamı ise yaratılmış olacak ve dolayısıyla da onların “yaratılmamış olan ezeli Allah” olmadığı anlaşılacaktır. Kaynak: (Yaratıcıyı Kim Yarattı Sorusuna 35 Cevap) Özetle, böyle bir sorunun neden yanlış olduğu şu şekillerde irdelenebilir. 1-Mantık Delili: Bazı sorular içlerinde varsayımlar barındırır ve irdelenmeden önce bunları açıklığa kavuşturmak gerekir. ‘Tanrı’yı kim yarattı?’ sorusu Tanrı’yı fani ve yaratılmış bir mevcudiyet olarak varsayar. Bu soru mantıki açıdan bir anlam ifade etmez. Tanrı, tanımı gereği, teolojik anlamda, yaratılmamış, zaruri ve sonsuz bir varlıktır. Tanrı zaruri olmasının gereği olarak sonsuz [ezeli-ebedi], dolayısıyla yaratılmamış olmalıdır. Teolojik ve felsefi bilgi alanlarında ‘zorunlu’ kelimesi, bir şeyin var olmama ihtimalinin olmaması anlamına gelir. Zorunlu bir varlığın yaratılmış olduğunu söylemek onun fani olduğunu ifade etmektir. Fani olan şeyler bağımlıdır (zorunlu değildir), zira varlıklarının açıklanması için kendileri haricinde bir açıklamaya ihtiyaç duyarlar. Bunun ışığında, Tanrı’nın yaratılmış olduğunu söylemek, “Zorunlu olan varlık zorunlu değildir”, demekle birdir. Bu ifade bir çelişkidir, dolayısıyla anlamsızdır. Fakat Tanrı, tanımı gereği yaratılmış değildir. Mantıki açıdan bakılırsa ‘Dünyada kaç tane evli bekâr vardır?’ sorusunu sormaya benzer bu. Soru bir çelişki barındırıyor, dolayısıyla açıkça tutarsız ve anlamsızdır. 2- Nedensellik ilkesi: Evrenin bir nedeni vardır, öyleyse Tanrı’nın da bir nedeni olması lazımdır diyenler nedensellik ilkesini yanlış anlamışlardır. İlke ‘her şeyin bir nedeni vardır’ demiyor; ‘varlığının başlangıcı olan her şeyin bir nedeni vardır’ diyor. Evrenin bir başlangıcı var, dolayısıyla biz de evrenin bir nedeni var diyoruz; Tanrı’nın bir ‘başlangıcı’ yok, dolayısıyla bu soru Tanrı’ya uygulanamaz. Şu soruyu bir düşünün: Tanrı’yı kim yarattı? Bu soruyu sormak bile soruyu soran kişinin kendi zihninde bir Tanrı yarattığını gösteriyor. Oysa böyle bir soruyu soran kişi kendisiyle çelişiyor. 3- Sonsuz gerileme: Bu soru, sonsuz gerileme problemine neden olacağından, mantıken anlamsız olur. Eğer bu saçma diyalog sonsuza değin devam etseydi, içinde bu tartışmayı gerçekleştirebileceğimiz bir evren dahi var olamazdı. Çünkü bunun sonu gelmez ve bu nedenle bir yerde/ ezeli bir yaratıcı üzerinde/ durmak gerekir.