close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Tîn Sûresi 4. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Lekad ḣalaknâ-l-insâne fî ahseni takvîm(in)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Gerçekten de biz, insanı, en güzel bir surete sahip olarak yarattık.
İki ayak üstünde yürüyen yaratık. En güzel yaratık. Akıl, düşünce, anlayış, söz söyleme kabiliyetleriyle diğer yaratıklardan seçilmiş en güzel mahluk, insan.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Ki kesinlikle) Biz, insanı (en mükemmel olmaya müsait kabiliyetlerle donattık ve) en güzel biçimde yarattık. (Ahseni takvim içinde cennetlerde ve yüksek mevkilerde ebedi yaşamaya müsait vaziyette varlığa çıkardık.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Biz elbette insanı en güzel biçimde yarattık.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Biz insanı en güzel bir biçimde, en güzel duygularla, ilâhî ahlâk ile ahlâklanacak güzellikte, hayat şartlarına katlanabilecek, dünyadaki sorumluluğunu üstlenebilecek mükemmeliyette imkân ve kabiliyetlerle yarattık.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 30/30.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Gerçekten biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.
Ali Bulaç
swap_vert close
Doğrusu, biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Biz, insanı en güzel kıvamda yarattık.
[İnsanın bu en güzel kıvamının maddeten devam etmesi için; gıda olarak incir ve zeytin yemesi, çevre olarak da ağaçlı bir yükseklikte güvenli bir ortamda yaşaması gereklidir. Veya insanlığın ilk çağı olan Âdemiyete, 2. çağı olan Hz. Nuh dönemine, 3. çağı olan Hz. Musa dönemine ve 4. çağı olan Hz. Muhammed dönemine yemin ederim ki Biz, insanı en güzel kıvamda yarattık. Veya Tina dağında, Zeytûna dağında, Tur-i Sina’da ve bu Mekke şehrinde inen vahiylerin hakkı için; Biz, insanı en güzel bir şekilde yarattık. Bu vahiylerle, onu imtihana tabi tuttuk.]  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
4,5. Andolsun, insanı en güzel biçimde yaratırız. Sonra onu aşağıların aşağısına indiririz.
Besim Atalay
swap_vert close
Biz insanı, en güzel bir biçimde yaratmışızdır
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Biz, insanı en güzel şekil ve en mükemmel kıvamda yarattık.
Cemil Said
swap_vert close
Biz insânı ahsen şekilde halk itdik.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Biz insanı en güzel şekilde yarattık,
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
1, 2, 3, 4, 5. İncire, zeytine, Sina dağına ve şu emîn beldeye yemin ederim ki, biz insanı en güzel biçimde yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına indirdik.  
 Allah Teâlâ insanı ruh ve beden kabiliyetleri bakımından canlıların en mükemmeli kılmıştır. Sûrede «en güzel biçimde yarattık» ifadesi bu hususu belirtmektedir. İnsan serbest iradesi ile ya bu kabiliyetlerini güzel kullanarak «kâmil insan» olacak, yahut da aksi yönü tutarak şuurlu varlıkların ve canlıların en aşağı mertebesinde yer alacaktır.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ki biz insanı en güzel bir biçimde yarattık
Emrah Demiryent
swap_vert close
Gerçekten biz insanı (en mükemmel ve en güzel sıfatlarla nitelenmiş olarak) en güzel biçimde yarattık.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ant olsun ki insanı en iyi biçimde yarattık.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
biz, hakıykat, insanı en güzel bir biçimde yaratdık.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Gerçekten (biz) insanı, en güzel bir biçimde yarattık!
İhsan Aktaş
swap_vert close
1,2,3, 4. İncire, zeytine, (insanlık tarihi boyunca nice Peygamberlere ev sahipliği yapan, ilâhî vahyin merkezi konumunda olan ve bolca incir ve zeytinin yetiştiği coğrafi bölgelere), Sina dağına ve şu emîn beldeye (vahyin indiği Mekke şehrine) kasem ederim ki, elbette biz insanı (beyni ile akleden, düşünen, araştıran, karar veren, sorgulayan, sorumlu davranan, çalışıp üretebilen, medeniyetler kuran ve diğer canlı türlerinden farklı meziyetleri bulunan bir varlık olarak) en iyi ve mükemmele ulaşacak potansiyelde yarattık.*
(*) (Tîn” incir, “zeytûn” da zeytin anlamındadır. Ancak Kur’an’ı kerimin genel kullanımına baktığımızda bazı meyve isimleriyle, o meyvelerin ağaçları veya bahçeleri kastedilmiştir. Mesela üzüm anlamındaki “ineb”in çoğulu “a’nâb”dır. Bağlar anlamındadır. Keza “nahl” hurma demektir, Kur’an, bu ifadeyle hurma ağacını veya hurmalıkları kasteder. Burada da incirle incir ağacını, zeytinle de zeytin ağacını veya zeytinlikleri kastediliyor olabilir. Çok daha özelde ise Zeytin Dağı’nı ifade etmektedir. Bu ayetlerde vahiy alınan yerler söz konusudur. Ayrıca Muhammed Hamidullah’a göre incir ağacı ile Buda kastedilmiştir. Nitekim Sanskritçede “budi” kelimesi Buda demektir ve Budizm’in kurucusu Buda, vahyini incir ağacının altında almıştır. (Bkz. Le Saint Coran). Demek ki Budizm de vaktiyle bir hak dinmiş ama bozulmuş. Zaten Buda’nın Çinli bir ressam tarafından uzaktan çizilen tek bir resmi vardır. Bütün tapınaklarında hep aynı resim ve o resme göre yapılmış heykelleri kullanılır. ‘’Ama en doğrusunu yüce Allah bilir’’ Zeytin ağacı daha doğrusu Zeytin Dağı ise, Hz. İsa’nın vahiy aldığı dağdır. Tûr-u Sinâ da Hz. Musa’nın vahiy aldığı dağdır. Emin/ belde ise tartışmasız Mekke’dir ki Hz. Muhammed de ilk vahyini burada almıştır. (İ. Yakıt Meali Tin suresi - 1. Ayet Açıklaması) İşte burada önemine dikkat çekilen incir, en çok mensubu bulunan dinlerden Budizm’in kurucusu Buda’nın da Nebîlerden olduğunu gösteriyor olmalıdır. Çünkü Budistler Buda’nın, Ganj’ın bir kolu olan Neranjara kıyısında, Gaya’da Bodhi veya Bo ağacı denen incir ağacı altında aydınlanmaya eriştiğine inanır ve orayı kutsal ziyaret yeri sayarlar. (Budizm, Günay Tümer DİA). Ayrıca Bkz: (S. Vakfi Meali Tin Sûresi -1 Ayet Açıklaması) Zaten Kur’an’da şöyle deniliyor: ‘’Hiçbir ümmet yoktur ki, içlerinde (hayat süreçlerinde) onlara bir uyarıcı gelip-geçmiş olmasın.’’ (Fatır 35/23-24) Ayrıca metni aşağıya alınan (محاسن التأويل - القاسمي) ‘’Mehasinut-Te’vil’’adlı tefsirde de şöyle deniliyor: Bazı çağdaş âlimler, yüce Allah’ın şu sözünün: {ve incir}, gerçek kökeninden büyük ölçüde sapmış olan Budist dininin kurucusu Buda’nın altında aydınlandığı/vahiy aldığı/İncir ağacı anlamına geldiğini ortaya çıkarmışlardır. Fakat Buddha’nın öğretileri onun zamanında yazılmadı, sözlü anlatımlarla hadisler gibi anlatıldı ve ardından takipçileri tarafından yazıldı. Sonra bu araştırmacı alimler şöyle diyorlar: Bizim için en doğru olan şey, eğer bu ayetle ilgili yorumumuz doğruysa, onun gerçek bir peygamber olduğu ve Skiamuti veya Junama olarak adlandırıldığı ve görevinin başlangıcında olduğudur. Büyük bir incir ağacına sığındı ve onun altında kendisine vahiy indi ve Allah onu bir elçi olarak gönderdi, bunun üzerine şeytan onu orada ayartmak için yanına geldi, fakat o, onunla başarılı olamadı. Ve bu ağaç Budistler arasında çok ünlüdür ve adı: kutsal incir ağacı ve onların dilinde: Ajabala . Yine bu alimler demişlerdir ki: Cenâb-ı Hak bu âyet-i Kerimede, insanların hidâyeti, din ve dünya işlerinde faydalı işleri yapmaları için indirdiği en büyük dört dini zikretmiştir. İşte bu surede önce Budizmin kurucusu olan Buda’ın altında aydınlandığı/vahiy aldığı kutsal İncir ağacına, daha sonra Hz. İsa’nın vahiy aldığı mübarek ve mukaddes kılınmış zeytinlik bölgeye, daha sonra da Hz. Musa’nın vahiy aldığı Sina dağına ve en son olarak da Hz. Muhammed’in ilk vahyini almış olduğu Emin beldeye (Mekke’ye) yemin edilmiştir. Yani kendileriyle yemin edilen bu dört yer veya nesne, dört büyük dininin peygamberlerinin ilk vahyi almış oldukları yerleri veya nesneleri simgeler. Ayrıca Buda’nın ahlak öğretileri tamamen İslamın öğretileriyle tam uyumludur. Örneğin: Hz. Muhammed (انما بعثت لاتمم مكارم الاخلاق) ‘’Ben yeryüzünde ancak güzel ahlakı/doğru, dürüst ve erdemli bir yaşam tarzı ile ilgili öğretileri/ tamamlamak üzere elçi olarak gönderildim’’ diye buyurmuştur. Bakıyoruz ki, Buda da hep aynı şeyler üzerinde durmuştur, yani hem sözde hem de özde doğru ve dürüst davranışları sergilemek, güzel ahlaki prensipleri öğretmek ve bunları insanlar arasında yaymaya çalışmak istemiştir. Bu nedenle Buda da Kur’an’da zikredilen bir nezir/bir uyarıcı peygamber/olarak Hindistan ve Çin gibi Uzak Doğudaki ülkelerde tebliğ göreviyle görevlendirilmiş olması güçlü bir ihtimaldir, deniliyor. Fakat vefatından sonra Budizm, gerçek kökeninden büyük ölçüde sapmış/tahrif edilmiş ve maalesef Buda’ da adeta bir tanrı hâline getirilmiştir. ‘’Ama en doğrusunu yüce Allah bilir’’ Mekke’nin “güvenli şehir” olarak anılmasının sebebi ise gerek İslâm’dan önce gerekse İslâmî dönemde buranın bir barış kenti olarak tanınması ve orada her türlü kan dökmenin yasaklanmasıdır. Ayrıca dördüncü ayet, insanın fiziki güzelliğine değil, manevi özellikleri olan akıl, irade ve düşünebilme gibi, insanı diğer canlı türlerinden ayıran beynin bütün fonksiyonlarına vurgu yapmaktadır. واستظهر بعض المعاصرين أن قوله تعالى: {وَالتِّينِ} يعني به شجرة بوذا مؤسس الديانة البوذية، التي تحرفت كثيراً عن أصلها الحقيقي؛ لأن تعاليم بوذا لم تكتب في زمنه وإنما رويت كالأحاديث بالروايات الشفهية، ثم كتبت بعد ذلك حينما ارتقى أتباعها.ثم قال: والراجح عندنا، بل المحقق إذا صح تفسيرنا لهذه الآية أنهُ كان نبياً صادقاً ويسمى: سكياموتي، أو جوناما، وكان في أول أمره يأوي إلى شجرة تين عظيمة وتحتها نزل عليه الوحي، وأرسله الله رسولاً، فجاءه الشيطان ليفتنه هناك فلم ينجح معه. ولهذه الشجرة شهرة كبيرة عند البوذيين، وتسمى عندهم: التينة المقدسة، وبلغتهم: أجابالا.قال: ففي هذه الآية ذكر الله تعالى أعظم أديان البشر الأربعة الموحاة منه تعالى لهدايتهم ونفعهم في دينهم ودنياهم، فالقسم فيها كالتمهيد لقوله بعده: {لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ} إلى آخر السورة.قال: ولا يزال أهل الأديان الأربعة هم أعظم أمم الأرض وأكثرهم عدداً وأرقاهم. والترتيب في ذكرها في الآية هو باعتبار درجة صحتها بالنسبة لأصولها الأولى، فبدأ تعالى بالقسم بالبوذية لأنها أقل درجة في الصحة وأشد الأديان تحريفاً عن أصلها، كما يبدأ الْإِنْسَاْن بالقسم بالشيء الصغير، ثم يرتقي للتأكيد إلى ما هو أعلى، ثم النصرانية وهي أقل من البوذية تحريفاً، ثم اليهودية وهو أصح من النصرانية، ثم الإسلامية وهو أصحها جميعاً وأبعدها عن التحريف والتبديل، بل إن أصولها: الكتاب والسنة العملية المتواترة، لم يقع فيها تحريف مطلقاً. ومن محاسن هذه الآية الشريفة غير ذلك، ذكر ديني الفضل: البوذية والمسيحية أولاً، ثم ديني العدل: اليهودية والإسلامية ثانياً؛ للإشارة إلى الحكمة بتربية الفضل والمسامحة مع الناس ...ومن محاسن الآية أيضاً الرمز والإشارة إلى ديني الرحمة بالفاكهة والثمرة، وإلى ديني العدل بالجبل والبلدة الجبلية: مكة، وهي البلد الأمين. ومن التناسب البديع بين ألفاظ الآية أن التين والزيتون ينبتان كثيراً في أودية الجبال، كما في جبل الزيتون بالشام وطور سيناء، وهما مشهوران بها. فهذه الآية قسم بأول مهابط الوحي، وأكرم أماكن التجلي الإلهي على أنبيائه الأربعة، الذين بقيت شرائعهم للآن، وأرسلهم الله لهداية الناس الذين خلقهم في أحسن تقويم. انتهى بحروفه. والله أعلم : المصدر (محاسن التأويل – محمد جمال الدين القاسمي) .الم يتطرق القرآن مباشرة إلى أكثر الأديان كما هو الحال مع الهندوسية والبوذية والكنفشيوســية والتاوية والشــنتوية، إلا أنه تم توســيع مفهوم أهل الكتاب من قبل علماء المســلمين ليضم غيرهم. وعلى الرغم من الصعوبات التي جابهــت العلماء في فهم طبيعــة هذين التقليدين نتيجــة اختلاف اللغة الأسطورية التي تتســم بها التقاليد الهندية عن لغة الإسلام المجردة. وفي هذا الشــأن أورد البيروني (توفــي فــي 453هـ1061/م) معلومــات قيمة عن الهندوســية في كتابه كتاب التحقيق عن أهل الهن المعتقدات المتشابهة مع الإسلام وخاصة ما يتعلق بالتوحيد . لاعتقادهم وصف بعض العلماء المسلمين الهندوس بأنهم أهل كتاب؛ نظرا ُعثوا قبل الإســلام، ولدرجة أنهم بأنهم ينتمون لسلســلة من الأنبياء الذيــن ُبعثوا قبل الإســلام ولدرجة أنهم أجمعوا على منحهم صفة أهل الذمة التــي تطلق عادة على أهل الكتاب، النظرة إلــى الديانة البوذية من النمــاذج العملية لإظهار تباين تعد الآراء بين الباحثين المســلمين تجــاه الأديان الأخرى (نظرة المسلمين المعاصرين إلى الأديان الأخرى) تشتمل أقوال بوذا المتعلقة بالإيمان بالله والعمل الصالح والإيمان بالجنة والجحيم على كثير من الجوانب المنسجمة مع تعاليم الإسلام، وبناء على جميع ما تقدم يمكن القول أن الراجح في مسألة نبوة بوذا أنه،إن صحت الروايات التي جاءت عنه، أنه كان نبيا رسولا بعثه الله إلى الهند وهذا الرأي ينسجم مع قول الشهرستاني"( مسألة نبوة بوذا من منظور إسلامي دراسة عقدية نداء الهند)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Biz kişiyi en güzel biçimde yarattık.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Biz insanı boylu poslu, en güzel bir biçimde yarattık,
İsmail Yakıt
swap_vert close
Gerçekten Biz insanı en güzel kıvamda [takvîm] yarattık³.
3 Krş. Âl-i İmrân, 3/6; Kehf, 18/37; İnfitâr, 82/6-8  
Kadri Çelik
swap_vert close
Ki biz şüphesiz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Biz insanı, yaratılış amacını gerçekleştirmesi için ihtiyaç duyduğu her türlü zihnî ve bedenî özelliklerle donatarak, varlık mertebelerinin en yükseğine çıkabilecek bir yetenek ve kapasitede, yani, olması gereken en güzel biçimde yarattık.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Gerçekten İnsan’ı en güzel bir biçimde yarattık;
Mehmet Çakır
swap_vert close
biz insanı, her bakımdan mükemmel yarattık.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Gördüğünüz gerçeklerin gerçekliği gibi biz insanı en güzel şekilde yarattık. Yarattığımız insana yasa koyduk. Siz insanı kendi kendine mi oldu sanıyorsunuz? Sizler kendi kendinize mi oldunuz? Sizi biz yarattık!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yarattık.
Mehmet Türk
swap_vert close
Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
Muhammed Esed
swap_vert close
Gerçek şu ki biz insanı en güzel şekilde yaratırız, ²
2 Yani, bu özel varlığın yaratılış amacının gerektirdiği fonksiyonlara tekabül eden bütün olumlu maddî ve zihinsel (dış ve iç) vasıflar ile donatılmış olarak. “En güzel şekil” kavramı, Allah’ın yarattığı her şeyin, insanoğlu ve insan kişiliği (nefs) de dahil olmak üzere, “yaratılış amacına uygun şekilde” var edildiği (bkz. 91:7 ve ilgili not 5, ayrıca -daha genel anlamda- 87:2 ve not 1) şeklindeki Kur’an hükmü ile bağlantılıdır. Bu ifade, bütün insanların bedensel ve zihinsel donanımlar açısından aynı “güzel şekil”e sahip olduklarını kesinlikle göstermez; o sadece, her insanın tabii avantaj veya dezavantajlarına bakılmaksızın, doğuştan getirdiği vasıfları ve içine doğduğu çevreyi mümkün olan en iyi şekilde kullanabilme yeteneği ile donatıldığını anlatır. (Bu bağlamda bkz. 30:30 ve ilgili notlar, özellikle 27 ve 28.)  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Biz, insanı en güzel şekilde yarattık. 3/6, 40/64
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Doğrusu Biz insanı en güzel kıvamda yaratmış,[⁵⁷⁹⁵]
[5795] Bir sonraki âyetle birlikte zımnen: İnsan yaratılıştan en iyi idi, fakat en iyi bozulunca en kötü olur. Hz. insan varlık ağacının meyvesi, hayatın ruhu, kâinatın gözbebeği, Allah’ın şaheseridir. Öğrenme ve yücelme yeteneğinin itici gücü olan akıl ve iradesiyle en iyi ve en kötü olmaya adaydır. Melekelerini doğru kullanırsa melekleri aşar, yanlış kullanırsa Allah’la ayaklaşacak kadar şaşar.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
(Ona, diğer yaratıklardan farklı olarak ruhumuzdan üfürdük ve ona hür irade emaneti vererek onu sorumlu tuttuk... Fakat ne yazık ki onların çoğu bu emaneti yerinde kullanmadı, insanlık şerefini koruyamadı.)  
Osman Fırat
swap_vert close
Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Muhakkak ki, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Biz insanı en mükemmel sûrette yarattık. [30, 30]
İlk üç ayette Hz. Musâ, Hz. Îsâ, Hz. Muhammed (aleyhimü’s-selam) gibi ulü’l-azm peygamberlere vahiy gelen kutlu yerlere dikkat çekilmiştir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Biz insânı en güzel sûret ve kıvamda halk itdik.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
(Daha önemlisi şunları bilmenizdir:) İnsanı, en güzel donanımda yaratırız.
Şaban Piriş
swap_vert close
Biz, insanı en güzel şekilde yarattık.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Biz insanı en güzel biçimde yarattık.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Biz insanı, gerçekten en güzel bir biçimde yarattık.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
bayıķ yarat(t)uķ ādemį düzmegüñ görklüregiñde.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Biz yaratduḳ ādem oġlını yaḫşı ṣūretde.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Biz insanı ən gözəl biçimdə yaratdıq!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Surely We created man of the best stature
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
We have indeed created man in the best of moulds,(6199)
6199 Taqwim: mould, symmetry, form, nature, constitution. There is no fault in Allah's creation. To man Allah gave the purest and best nature, and man's duty is to preserve the pattern on which Allah has made him: 30:30. But by making him His vicegerent, Allah exalted him in posse even higher than the angels, for the angels had to make obeisance to him (2:30-34, and n. 48). But man's position as vicegerent also gives him will and discretion, and if he uses them wrongly he falls even lower than the beasts. See next note.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
لَقَدْ
andolsun gerçekten
خَلَقْنَا
Biz
yarattık
الْاِنْسَانَ
insanı
ف۪ٓي اَحْسَنِ
en güzelinde
تَقْو۪يمٍۘ
kıvamın
Gerçekten Biz insanı en güzel kıvamda yarattık.
قَد
Edat
قَد
Katiyen, muhakkak, doğrusu, hakikaten, kesin olarak, andolsun
خَلَقَ
Fiil-I
خ ل ق
Yarattı
اِنْسَان
İsim
ا ن س
İnsanlar, insanlardan olan, kabile
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اَحْسَن
İsim
ح س ن
Daha güzel, en güzel
تَقْوِيم
Fiilimsi-II
ق و م
Kıvamında olmak