Bedevî Araplar¹ inkâr ve münâfıklık bakımından daha beter ve Allah’ın, Elçisine indirdiği şeylerin sınırlarını tanımamaya daha müsâittirler.² Gerçekten Allah, (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm (ve hikmet) sahibidir.
1 Arab-A’râbî; A’rab, a’râbî’nin çoğuludur. Yani “a’râb,” bir köy veya kasabada ikamet etmeyip badiyede dolaşan göçebelere verilen isimdir. “Arab” ismi hem köy ve kasabalarda yerleşik olarak yaşayanlar, hem de göçebe yaşayan bütün Arab kavmi için kullanılmakla birlikte daha ziyade köy ve kasabalarda yerleşik olarak yaşayan medeni kısmı için söylenir ki, bunlara “a’râb” denmez. Şehirli bir Arab’a “ya a’râbi!” diye hitap edilecek olursa kızar. Fakat her hangi bir bedevi a’râbi’ye “ya arabî” denilirse kızmaz, üstelik memnun olur. Arapça’daki Arab ve a’râb, Türkçe’deki Türk ve Türkmen gibidir. Türkmen, Türkün yörüğü olduğu gibi, a’râb da Arab’ın yörüğüdür. A’râbilerin yaşadıkları çöl hayatının gereği olarak huyları daha sert, daha ilkel olduğundan küfür ve nifakları da daha şiddetli, daha beterdir. Bunlar, tevhid inancının ve peygamberliğin, ahiret akidesinin inceliğini ve bunlarla ilgili delillerin ayrıntılarını tam anlamıyla bilemeyebilirler. Bk. (Yusuf: 2, Fetih: 11, Hucurat:14)2 Bedevîler, görünüşte İslâm’ı kabul etmişlerse de, îman gönüllerine tam yerleşmemişti. Fakat İslâm devletinin gücünü görünce, İslâm’a girmenin uygun olacağını düşündüler. Fakat içlerinde İslâm’ı samimiyetle kabul edenler azınlıktaydı. İşte bu nedenle onlar sadece Müslüman olmanın avantajlarına sahip olmak istiyorlar, namaz kılmaya, oruç tutmaya ve zekât vermeye yanaşmıyorlardı. İslâm’ın istediği; Allah yolunda mallarını ve canlarını feda etmek, onların doğalarına aykırı geliyordu. Çünkü onlar, sadece yağmalamak ve ganîmet elde etmek için savaşırlardı. Bu âyette, bedevîlerin yukarıda değinilen zihni ve ahlâkî durumları: "Bu bedevîler şehirli Araplardan daha ikiyüzlü ve Hakk’ı inkârda daha inatçı, daha dik başlıdırlar.” şeklinde ifâde edilmektedir. Bunun yanı sıra bedevîler, ahlâkî ve rûhî değerleri olan insanlar gibi yaşamazlar ve hayatlarını ekonomik hayvan (homo ekonomikus) olarak devam ettirirlerdi. Bu nedenle hayvansal dürtülerinin ötesinde daha yüce bir duygu ve düşünceleri yoktu. Bu âyetlerin indirilişinden iki yıl sonra, Hz. Ebû Bekir’in (r.a) hilafeti zamanında çıkan isyan ve irtidat hareketinin en önemli nedeni, bedevîlerin yine burada adı geçen özellikleriydi. (Özetle; Tefhim’ül-Kur’an-Mevdudi)