close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Tevbe Sûresi 8. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Keyfe ve-in yazherû ‘aleykum lâ yerkubû fîkum illen velâ żimme(ten)(c) yurdûnekum bi-efvâhihim vete/bâ kulûbuhum veekśeruhum fâsikûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Nitekim onlar size üstolsaydı hakkınızda ne bir yakınlık gösterirlerdi, ne bir ahde riayet ederlerdi. Onlar, sizi ancak ağızlarıyla hoşnut ederler, yüreklerindeyse düşmanlık ve gadir var ve onların çoğu, buyruktan çıkmış kişilerdir.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Saldırgan müşriklere) Nasıl (güven) olabilir ki!.. Eğer üzerinize galip gelirlerse size karşı ne "akrabalık bağlarını", ne de "sözleşme kurallarını" gözetip-tanırlar. (Belki) Sizi ağızlarıyla hoşnut kılarlar, (ama) kalpleri ise karşı koyar. (Mü’minlere kin ve nefret doludurlar.) Onların çoğu fasık kimselerdir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Antlaşmaları nasıl mümkün olabilir ki? Eğer düşmanlarınız size karşı üstünlük sağlasalardı, size karşı ne bir sorumluluk, ne de akrabalığı gözetirlerdi. Onlar size dilleriyle yaranmaya çalışırlar, ama kalpleriyle kötülüğünüzü istiyorlar; ve onların çoğu ilâhî sınırları aşan günahkarlardır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onlarla antlaşmalar nasıl devam edebilir? Eğer onlar size bir üstünlük sağlarlar, ellerine fırsat geçerse, ne yemin, ne akrabalık hatırı dinlerler, ne de antlaşma gözetirler. Yarım ağızla sizi hoşnut etmeye çalışırlar. Kalpleri, akılları o kadarına da razı olmaz. Onların çoğu doğru ve mantıklı düşünmeyi terketmiş fâsıktır, âsi ve bozguncudur.
Ahmet Varol
swap_vert close
Nasıl olur ki, eğer onlar size üstün gelecek olsalardı ne bir yakınlık bağı ne de bir antlaşma gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar ama kalpleri istemiyor. Onların çoğu yoldan çıkmıştır.
Ali Bulaç
swap_vert close
Nasıl olabilir ki!.. Eğer size karşı galip gelirlerse size karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip-tanırlar. Sizi ağızlarıyla hoşnut kılarlar, kalbleri ise karşı koyar. Onların çoğu fasık kimselerdir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Müşriklerle nasıl sözleşme olabilir ki, size galib gelseler hakkınızda ne bir yemîn, ne de bir sözleşme gözetmezler. Ağızları ile sizi râzı etmeğe çalışırlar, fakat kalbleri geri çekilir. Onların çoğu küfürde ısrar eden fasıklardır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Nasıl antlaşma olur? Onlar size galip gelseler, sizden ne akrabalığı ne de antlaşmayı gözetmezler. Ağızları ile sizi razı ediyorlar, fakat kalpleri bunu reddediyor. Ve onların çoğu da fasıktırlar. (Hak ve yasalara riayet etmezler.)
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Evet Allah ve Peygamber'i katında onların nasıl antlaşması olabilir? Eğer onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne and ne de antlaşma gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi razı ederler; fakat kalpleri sizi istemez. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
Besim Atalay
swap_vert close
Nice kim, onlar sizi yenselerdi, ne hısımlık, ne de ahit tanırlardı, ağızdan sizleri hoşnut kılarlardı, yürekleri kaçınırdı, onların pek çoğu buyrumları tutmayanlar
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Başka) nasıl olabilirdi ki? Eğer (düşmanlarınız) size üstün gelselerdi (size karşı) ne bir sorumluluk ne de yaptıkları antlaşmayı tanıyacaklardı. (Şimdi de ahde bağlılıktan bahsederek) dilleriyle sizi razı etmeye çalışıyorlar ama kalpleriyle kötülüğünüzü istiyorlar. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
Yani size karşı onların eline bir fırsat geçse bırakın sözlerinde durmayı, gözünüzün yaşına bakmadan, şahsi hukukunuzu da gözetmeden sizi bir kaşık suda boğarlar. Onların her şeyi yapmacıktır, insanlıkları dillerinin ucunda sahte ifadeden ibarettir. Onların kalplerinden geçenlerle, ağızlarından çıkanlar aynı kişiye ait değilmiş gibi taban tabana zıttır.  
Cemil Said
swap_vert close
Müşrikler ’ahde mürâ’ât itmezler ve galebe iderler ise ne akrabâlığa ne yemîne ri’âyet itmezler. Ekserîsi fâsıkdırlar.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Nasıl olabilir ki, size üstün gelselerdi ne bir yakınlık, ne de bir ahd gözetirlerdi. Kalpleriyle istemezlerken sizi ağızlarıyla hoşnut etmeye uğraşırlar; çokları fasıktırlar.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Verdikleri söze nasıl güvenilebilir ki? Şayet size galip gelselerdi, yakınlık bağını da antlaşma hükümlerini de sizin için gözetmezlerdi. Onlar dilleriyle sizi memnun etmeye çalışıyorlar, fakat kalplerinden geçen çok farklı. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır.
Edip Yüksel
swap_vert close
Nasıl olabilir ki? Size üstün gelselerdi ne bir akrabalık ilişkisini gözetirlerdi, ne de bir anlaşmayı... Ağızlarıyla sizi pasifleştirecek hoş sözler söylerler, fakat kalpleri tersini ister. Çokları yoldan çıkmıştır.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Onlarla nasıl sözleşme olabilir ki, sizin aleyhinize ellerine bir fırsat geçse, hakkınızda ne bir antlaşma gözetirler, ne de bir yemin. Dil ucuyla sizi hoşnud etmeye çalışırlar, fakat kalbleri o kadarına da razı olmaz. Zaten onların çoğu fasıktırlar.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Evet, nasıl olabilir ki: size bir zafer bulsalar hakkınızda ne bir zimmet gözetirler ne de bir yemin, ağızlariyle sizi hoşnud etmeğe çalışırlar, kalbleri ise iba eder durur, zaten ekserisi insanlıktan çıkmış fasıklar
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Müşriklerin antlaşmalarına) nasıl, (ne derece güven) olabilir ki! Eğer size galip gelirlerse size karşı ne akrabalık bağlarını ne de antlaşma (hükümlerini) gözetirler. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar ama kalpleri (sizin iyiliğinizi) istemiyor. Onların çoğu (sözlerinde durmayan) fâsık (hain, kâfir) kimselerdir.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Nasıl olabilir ki? Onlar, size galip gelmiş olsalar, hakkınızda ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetmezler. Kalben istemedikleri halde, dilleriyle sizi hoşnut etmeye çalışırlar. Onların çoğu fasıktırlar.¹
1- Vahyin belirlediği sınırların dışına çıkan. İyi, doğru, temiz ve güzel şeylerden uzak kalan.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Onların) nasıl (ahdi olabilir) ki eğer size galebe ederlerse hakkınızda ne bir yemîn, ne de bir vecîbe gözetib tanımazlar. Sizi ağızlariyle (gûyâ) hoşnud ederler, (fakat) kalbleri dayatır. Onların çoğu faasık (adam) lardır.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Nasıl (bir andlaşmaları olabilir ki)? Eğer (onlar) size galib gelselerdi, hakkınızda ne bir yemin, ne de bir ahd (söz) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnûd ederler, fakat kalbleri(buna) yanaşmaz! Onların çoğu (sözlerinde durmayan) fâsık kimselerdir.
İhsan Aktaş
swap_vert close
O (barış antlaşmasını sürekli bozan saldırgan) müşriklere nasıl (güven) olabilir ki, onlar size üstün geldiklerinde size karşı ne bir yemin gözetirler, ne bir taahhüt. Ağızlarıyla güya sizin gönlünüzü alırlar, gönülleri (akıl, duygu ve düşünceleri) ise tam tersini söylüyor. Ve onların ekserisi (ahitlerinin dışına çıkan ve onların çoğunun karakteri bozuk olan) fasıklardır.
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Hâlbuki onlar size galip gelselerdi, size karşı ne yakınlık ve ne de sizi korumayı gözetmeyeceklerdi. (Galipsiniz diye) Kalpleri size karşı oldukları halde, ağızlarıyla sizi razı etmeye çalışıyorlar. Onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Antlaşma nasıl olabilir ki eğer onlar sizden üstün gelseler ne kan bağı tanırlar, ne de antlarını tutarlar. Dilleriyle okşarlar, yürekleriyle iterler. Onların pek çoğu karıştırıcı kimselerdir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Şâyet onlar galip gelselerdi hakkınızda ne karabete [¹] ne ahte riayetkâr olmayacak olanlarla nasıl ahit olabilir? Onlar sizi ağızlarıyle hoşnut ederler, yürekleri ise ondan çekinir. Onların pek çoğu da fâsıktır.
[1] Veya anda.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Nasıl olabilir ki, eğer size galip gelselerdi, hakkınızda ne bir akrabalık (bağları) ne de bir antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ederlerken, kalpleriyle de karşı çıkıyorlar. Onların pek çoğu yoldan çıkmış kimselerdir [fâsikûn].
Kadri Çelik
swap_vert close
Nasıl (anlaşmaları) olabilir ki? Size üstün gelselerdi ne bir yakınlık ve ne de bir anlaşma gözetirlerdi. Kalpleriyle asla istemezlerken, sizi ağızlarıyla hoşnut etmeye uğraşırlar ve çokları zaten fasıklardır.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Evet, ihâneti alışkanlık hâline getiren bu insanların imzaladığı antlaşmaların nasıl hukûkî bir geçerliliği olabilir ki? Değil mi ki onlar, sizeveya müttefikiniz olan güçsüz kabîlelere üstünlük sağladıklarında, ne size verdikleri yemini tanıyorlardı, ne de yaptıkları antlaşmayı! Şimdi de kalkmış, doğruluktan, ahde bağlılıktan dem vurarak dilleriyle sizi razı etmeye çalışıyorlar fakat kalpleri tam tersini söylüyor, zaten onların çoğu, ahlâk, insaf, adâlet, erdemlilik nedir bilmeyen yoldan çıkmış kimselerdir.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Sizin aleyhinize gelişme olursa, sizin hakkınızda ne akrabalık bağı gözetirler, ne de andlaşma! Nasıl da, sizi ağızlarıyla razı ediyorlar; kalbleri reddediyor! Onların çoğu fâsıklardır / yoldan çıkıp sapmışlardır.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Acaba aksi olsaydı n'olurdu: Yani müşrikler sizi yenseydi, akrabayı gözetir yabancı hukukuna riayet ederler miydi? Yoksa sizi yürekten olmasa da lafla avutmaya mı çalışırlardı?... Resulüm! müşriklerin çoğu dik kafalıdır.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Onlardan bazılarının kalbi kötüdür. Kalbi kötü olanların yanınızda nasıl bir anlaşması olabilir? Eğer yaptığınız savaşlarda onlar size üstün gelselerdi; ne akrabalık bağlarını, ne de sözleşme hükümlerini gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Sırf savaşlarda yenildikleri için sizi dinliyorlarmış gibi görünüyorlar. Ellerinden gelse sizi bir kaşık suda boğacaklar. Bakışlarına bir bak; yenilgilerinin öfkesi gözlerine yansıyor. Kalplerindeki karanlıklar suratlarına yansıyor. Bil ki onların pek çoğu bozguncudur. Onun için asla onlara fırsat verme! Onlara karşı zaafta bulunma! Daima birlik beraberlik içinde güçlü ol. Tedbirsiz davranma!
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Nasıl (onların bir sözü) olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda söz de antlaşma da gözetmezlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar; (oysa) kalpleri yüz çeviriyor. Onların çoğu yoldan çıkmışlardır.
Mehmet Türk
swap_vert close
(Allah’ın ve Elçisinin onlarla herhangi bir antlaşması) nasıl mümkün olabilir ki? Eğer size karşı onların ellerine bir fırsat geçse onlar, sizin gözünüzün yaşına bakmadıkları gibi sizin kişisel hukukunuzu da gözetmezler.¹ Sadece sizi dillerinin ucuyla hoşnut etmeye çalışırlar, fakat kalpleri bu kadarına bile râzı olmaz. Çünkü onların çoğunun karakteri bozuktur.²
1 Âyetin bu bölümü kelime anlamıyla, “Eğer size karşı onların ellerine bir fırsat geçse onlar, verdikleri sözlerde durmadıkları gibi sizin kişisel hukukunuzu da gözetmezler.” diye de tercüme edilebilir. Âyetin daha iyi anlaşılabilmesi için yukarıda kastedilen anlam verilmeye çalışılmıştır. Zimmet ise, korunması gereken ve zayi edilmesi tazmin edilmesini icap ettiren her hangi bir emir anlamıyla taahhüt ve tazmin etmek demektir. Şer’an bir şahsın leh ve aleyhinde icap ve kabule ehil olması, hak ve vazife ehliyeti anlamına gelir. 2 Onların insanlıkları, sadece dillerinin ucundadır, vefakârlıktan, dostluktan, Müslümanlıktan, insanlıktan, haktan, adaletten bahsederler, îman ve ibâdetten dem vururlar, kandırmak için yeminler eder, Kur’an’ı öper, namaz kılar, hattâ Kâbe’ye bile giderler. Hâlbuki onların kalplerinden geçenlerle, ağızlarından çıkan söz, taban tabana zıttır. Çünkü bunlarda insanlık ve mertlik adına bir şey yoktur. Bunlar asla utanmayan, arlanmayan karaktersiz kimselerdir. Burada “fasık” kelimesi, kök anlamı esas alınarak tercüme edilmiştir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
[Başka] nasıl [olabilirdi ki?] ¹⁴ Eğer [düşmanlarınız] size üstün gelselerdi [size karşı] ne bir sorumluluk ne de bir koruma yükümlülüğü ¹⁵ taşıyacaklardı. Onlar size dilleriyle yaranmaya çalışıyorlar, ama kalpleriyle kötülüğünüzü istiyorlar; zaten onların çoğu fasık kimselerdir.
14 Bu ifade, önceki ayetin başlangıç cümlesiyle bağlantılıdır ve müşrikler (Allah’tan başkasına tanrılık yakıştıranlar) arasındaki saldırgan kliğe işaret etmektedir.15 İll terimi, bir sözleşmeden ya da kan bağından doğan ve her iki tarafı birbirini koruma yükümlülüğü altına sokan bir bağlanmayı, bir sorumluluk/yükümlülük bağını ifade ediyor (karş. Lane I, 75); koruma yükümlülüğü, sözcük olarak “koruma andlaşması” anlamına gelen zimmet sözcüğüyle de ifade edilmektedir.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Antlaşmalarının nasıl bir değeri olabilir ki, eğer onlar size üstün gelselerdi ne ettikleri yeminlere ne de yaptıkları ahit/antlaşmaya sadakat gösterirlerdi. Dilleriyle sizi hoşnut etmeye çalışırlarken içten içe size diş biliyorlar, zaten onların çoğu yoldan çıkmış fasık kimselerdir. 2/100, 3/118- 119, 5/59, 8/56- 57, 9/50, 48/25
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
(Düşmanlarınızın) size galip gelmeleri hâlinde, size karşı ne bağlayıcı bir yükümlülük ne de anlaşmadan doğan bir sorumluluk üstlenmemişken, (başka) nasıl olabilirdi ki? Sözleriyle sizi hoş tutmaya çalışırken, yürekleri onları yalanlamaktadır; zira onların çoğu (fıtratın gösterdiği) yoldan sapmış kimselerdir.[¹⁴¹³]
[1413] Bu âyet meşru savaşın ahlâkî ilkeler uğruna yapılan savaş olduğunun tescilidir. Yaptığı anlaşmayı bozan müşrikler için fâsık kullanılması manidar. Bu bağlamda fâsık, müşriki değil “hain”i ifade etmektedir. Vahyin inşâ ettiği mümeyyiz akla muhteşem bir örnektir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(O müşriklerin sözüne) Nasıl güvenilir ki, şayet onlar size bir üstün gelecek olsalar (bir fırsat bulup, kuvvet toplasalar bir zafer elde edebilecek duruma gelseler) sizin hakkınızda (evvelce olduğu gibi) ne bir yemine, ne de bir andlaşmaya sadık kalmazlardı. Onlar (şimdi, iki yüzlü davranarak) sizi dilleriyle hoşnud ederler, (size itaat edeceklerine yemin bile ederler) kalpleri ise aksini söyler! (sözleri, özlerine hiç uymaz) Çünkü onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
Osman Fırat
swap_vert close
(Onlarla bir ahid) nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin için hiçbir şey gözetmezler ve ne de bir zimmet gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Nasıl olabilir! Ve eğer size bir galip gelecek olsalar sizin hakkınızda ne bir yemine ve ne de bir ahde riayette bulunmazlar. Onlar sizi ağızlarıyla hoşnut ederler. Kalpleri ise çekinir ve onların çoğu fâsık kimselerdir.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Evet, onların nasıl ahitleri olabilir ki, eğer size galip gelecek olurlarsa sizin hakkınızda ne ahit, ne yemin, ne hukuk, hiç bir şey gözetmezler. Ağızlarıyla güya sizin gönlünüzü alırlar, kalpleri ise nefret duyup kaçınır. Çünkü onların ekserisi Allah'ın yolundan çıkmış fâsıklardır.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Evet (Allah ve Elçisi yanında onların) nasıl (ahdi olabilir)? Eğer onlar size galib gelselerdi, sizin hakkınızda ne and ne de andlaşma gözetmezlerdi. Ağızlarıyla sizi razı ederler, fakat kalbleri (sizi) istemez. Çokları da yoldan çıkmışlardır.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Müşriklerle nasıl 'ahid olur ki onlar sizin üzerinize zafer bulsalar ne hakk-ı karâbete ve ne de 'ahde mürâ'ât iderler. Sizi dilleriyle hoşnûd iyledikleri halde kalbleri bundan imtinâ' ider. (Yüzünüze karşı güzel ve hoşunuza giden şeyler söylerler fakat kalben başka dürlü düşünürler). Onların ekserîsi fâsıklardır.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Böyle bir söz nasıl olabilir ki? Bunlar sizi alt etseler ne bir antlaşma akıllarına gelir ne de size karşı sorumlulukları. Onlar ağızlarıyla sizi memnun ediyorlar ama kalpleri bunu istemiyor. Onların çoğu, yoldan çıkmış fasıklardır.
Şaban Piriş
swap_vert close
Nasıl antlaşmaları olabilir ki, galip gelselerdi size karşı ne yakınlık, ne de antlaşmaya sadakat gösterirlerdi. Kalpleriyle istememelerine rağmen dilleriyle sizi hoşnut etmek istiyorlar. Onların çoğu fasıktır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
O müşriklerle nasıl bir ahit olabilir ki, onlar size üstün geldiklerinde size karşı ne bir yemin gözetirler, ne bir taahhüt. Ağızlarıyla sizi hoşnut ederler; kalpleri ise bunun tersini söyler. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Onların ahdine nasıl güvenilebilir! Eğer üzerinizde egemenlik kurarlarsa, sizinle ilgili ne bir antlaşmaya saygı duyarlar ne de bir yemine. Ağızlarıyla size hoşnutluk sunarlar, fakat kalpleri inat eder durur. Ve onların çoğu gerçeğe uzak düşmüş sapıklardır.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
nite ya'nį daħı eger žafer bulalar üzerūñūze śaķlamayalar sizden ħıśımlıķ ne daħı 'ahd ķavl. ħoşnūd eylerler sizi aġızları-y-ıla daħı ķabūl eylemez göñülleri. daħı eyregi anlaruñ ŧa'atdan çıķıcılardur.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Anlar ‘ahd üstine durmaḳ ıraḳdur sizüñ üstüñüze. Ri‘āyet eylemezler siz‐den and içmegi, ‘ahd eylemegi. Rāżī iderler sizi aġızları‐y‐la, yüreklerimen‘ ider aġızları‐la söyledüklerini. Daḫı anlaruñ çoġı fāsıḳlardur.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Necə ola bilər ki, onlar sizə qalib gəlsələr, nə bir anda, nə də bir əhdə əməl edərlər? Onlar ürələri istəmədikləri halda, sözdə sizi razı salmağa çalışarlar. Onların əksəriyyəti (Allaha asi olan, itaətdən çıxan, əhdi pozan) fasiqlərdir!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
How (can there be any treaty for the others) when, if they have the upper hand of you, they regard not pact nor honour in respect of you? They satisfy you with their mouths the while their hearts refuse. And most of them are wrong doers.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
How (can there be such a league),(1256) seeing that if they get an advantage over you, they respect not in you the ties either of kinship(1257) or of covenant? With (fair words from) their mouths they entice you, but their hearts are averse from you; and most of them are rebellious and wicked.
1256 The exceptions having been stated parenthetically in verse 7, the indictment of the general mass of Pagan tribes is now set out briefly but fully and convincingly. After that kind of behaviour how can a treaty be possible with them? The counts are: (1) that whenever they got a slight advantage, they disregarded the ties both of kinship and of covenant as against the Muslims because of their Faith, thus proving doubly treacherous; (2) that they spoke fair words, but had venom in their hearts; (3) that their attitude was one of rebellion against their plighted word; (4) that they disregarded the solemn Signs of Allah for some miserable worldly gain; (5) that they tried to prevent other people from coming to the Way of Allah. The first clause is repeated again as the last clause, to emphasize their double treachery, and round off" the argument. 1257 Among the Arabs, the ties of kinship were so strong as to be almost unbreakable. The Pagan Arabs went out of their way to break them in the case of the Muslims, who were kith and kin to them. Besides the bond of kinship there was the further bond of their plighted oath in the Treaty. They broke that oath because the other parties were Muslims.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
كَيْفَ
nasıl
وَاِنْ
ve eğer
يَظْهَرُوا
galip gelirlerse
عَلَيْكُمْ
size
لَا يَرْقُبُوا
gözetmezler
ف۪يكُمْ
hakkı-
nızda
اِلاًّ
hısımlık
وَلَا ذِمَّةًۜ
ve ne bir antlaşma
يُرْضُونَكُمْ
sizi razı etmeye çalışırlar
بِاَفْوَاهِهِمْ
ağızlarıyla
وَتَاْبٰى
hâlbuki çekinir
قُلُوبُهُمْۚ
kalpleri
وَاَكْثَرُهُمْ
çünkü onların çoğu
فَاسِقُونَۚ
fâsık kimselerdir
(Sözlerinde durmayan müşriklerin) Nasıl (geçerli bir antlaşmaları olabilir)! Eğer onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağını) ne de antlaşma (yükümlülüklerini) gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı etmeye çalışırlar, hâlbuki kalpleri (sizin hayrınızı) istemez. Çünkü onların çoğu (yoldan çıkmış) fâsıklardır.
كَيْف
İsim
ك ي ف
Nasıl
اِن
Edat
اِن
Eğer,  -se, -sa
ظَهَرَ
Fiil-I
ظ ه ر
Açığa çıktı, ortaya çıktı, zahir oldu
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
رَقَبَ
Fiil-I
ر ق ب
Gözetti
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اِلّ
İsim
ا ل ل
Hısımlık
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
ذِمَّة
İsim
ذ م م
Antlaşma
اَرْضَى
Fiil-IV
ر ض و
Razı etmeye çalıştı, razı etti
اَفْوَاه
İsim
ف و ه
Ağızlar
اَبَى
Fiil-I
ا ب ي
Diretti, kaçındı, reddetti, sakındı, kabul etmedi
قَلْب
İsim
ق ل ب
Kalp, yürek
اَكْثَر
İsim
ك ث ر
Çoğu, daha çok, daha fazlası
فَاسِق
Etken fiil
ف س ق
Fâsık