[İkiyüzlüler, kötü] bir şey söylemedikleri konusunda Allah’a yemin ediyorlar; oysa, onların hakkı inkara varan bir söz ¹⁰² sarf etmiş oldukları ve (böylece,) önce Allah’a teslimiyetlerini ifade edip sonra da hakkı inkar etmiş oldukları bilinen bir şey: böyle yaparken onlar, ulaşamayacakları bir amaç peşindeydiler. ¹⁰³ Allah’ın, ve O’nun lütuf ve cömertliği sayesinde Elçisi’nin kendilerini (ruhen ve manevî olarak) zengin ve yetkin kılmasından ¹⁰⁴ başka bir hata (ya da eksiklik) bulamazlardı [dinde]. Bundan sonra, eğer pişman olup tevbe ederlerse, bu onların kendi iyiliklerine olacaktır; ama yüz çevirirlerse, Allah onları hem bu dünyada hem de öte dünyada pek çetin bir azaba uğratacak; ve onlar da bu dünyada kendilerine ne bir koruyucu ne de bir yardımcı bulabileceklerdir.
102 Bkz. yukarıda 61. ayetin ilk cümlesi ve ilgili 86. not. Vahiy konusunda Hz. Peygamber’in bir yanılgı, bir kendini aldatma hali içinde olduğu yolundaki iddia, doğal olarak o’na vahyedilen şeyi, yani Kur’an’ın muhtevasını, ortaya koyduğu öğretiyi inkar etmekle aynı şeydir.103 Lafzen, “ulaşmaya güç yetiremeyecekleri bir şey peşindeydiler”. Klasik müfessirler buradaki ifadeyi, bazı münafıkların, Tebük seferi sırasında Hz. Peygamber’i öldürmek için giriştikleri başarısız bir suikast eylemine işaret olarak yorumlamaktadırlar. Ama yine de biz, bu tarihsel açıklamanın doğruluğunu ya da geçerliliğini tartışmadan inanıyoruz ki yukarıdaki ifade, çok daha derin bir anlama işaret etmekte ve kişinin, insan hayatının anlam ve amacı hakkında müsbet bir inanç -ki böyle bir inanca, üstün erdem ve duyarlıklarla donanmış kişilere yani, peygamberlere indirilen vahiy yardımıyla ulaşılabilir- sahibi olmadan içsel bir huzura, manevî yetkinliğe ulaşamayacağı gerçeğini dile getirmektedir. (İlahî vahyin, böyle bir bilgilenmenin, böyle bir aydınlanmanın biricik kaynağı olduğuna işaret eden dolaylı bir ifade 96:5’de karşımıza çıkmaktadır ki bu Hz. Peygamber’e vahyolunan ilk Kur’ânî pasaj içindedir.) Bu itibarla, “Allah’a teslim olmak” konusunda gösterdikleri kararsız istekle, Hz. Peygamber’in kendilerine teklif ettiği rehberliğe itibar etmek konusundaki isteksizlikleri arasında bocalayan, kendilerini tüketip duran münafıklar, böyle yapmakla, “ulaşamayacakları bir amaç güdüyorlardı”.104 Yani, Kur’an’ın manevî rehberliğinin ve onun ahlakî ve toplumsal ilke ve öğretilerine bağlılığın sağlayacağı maddî ve toplumsal refahtan başka. Yukarıdaki ifade, münafıkların, Hz. Peygamber’e bağlılıkta gösterdikleri isteksizliğin, o’nda ve o’nun tebliğ ettiğinde bu bakımlardan bulabildikleri hata ya da eksikliklerden ötürü değil de, bu dinin onlara sağlayabileceği maddî manevî nimet ve erdemlere karşı nankör ve liyakatsiz olmalarından ileri geldiğini işaret ediyor. (Vahyine önayak olan tarihsel neden ya da olaylardan ötürü bu ayetin büyük bir kısmı geçmiş zaman kipiyle ifade edilmiş olsa da, dile getirdiği ahlakî boyut ya da öğretinin zamanla kayıtlı olmadığı ortadadır.)