close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Tevbe Sûresi 74. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Yahlifûne bi(A)llâhi mâ kâlû velekad kâlû kelimete-lkufri vekeferû ba’de islâmihim vehemmû bimâ lem yenâlû(c) vemâ nekamû illâ en aġnâhumu(A)llâhu verasûluhu min fadlih(i)(c) fe-in yetûbû yeku ḣayran lehum(s) ve-in yetevellev yu’ażżibhumu(A)llâhu ‘ażâben elîmen fî-ddunyâ vel-âḣira(ti)(c) vemâ lehum fî-l-ardi min veliyyin velâ nasîr(in)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Söylemediklerine dair yemin ederler Allah adına, fakat andolsun ki, küfür sözünü söyledi onlar ve Müslüman olduklarını izhar ettikten sonra kafir oldular, elde edemedikleri şeyi de yapmaya çalıştılar, bu öç almaya kalkışmaları da ancak Allah'ın ve Peygamberinin, lütfedip onları zenginleştirmesine karşılıktı. Tövbe ederlerse hayırlı olur onlara, fakat yüz çevirirlerse Allah, onları dünyada da, ahirette de elemli bir azapla azaplandırır ve yeryüzünde onlara ne bir dost bulunur, ne bir yardımcı.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Allah ve Elçisi hakkında kötü söz) Konuşmadıklarına (suikast tuzağı kurmadıklarına ve dış güçlerle işbirlikçilik yapmadıklarına) dair (yalan yere) yemin ederler. Halbuki (hıyanet ve nankörlük ederek "Biz Dini Görüşü terk ettik, Milli Kimlikten vazgeçtik!" şeklindeki) o küfür sözünü söylediler. Böylece Müslüman olduktan sonra küfre ve nankörlüğe düştüler. Ve (İslam davasını bitirmek gibi) asla başaramayacakları bir işe yeltendiler. (Allah’ın emirlerine ve Hakk dava öncülerine kin duyup kıskanmalarının) Ve intikam almaya kalkışmalarının sebebi ise; Allah’ın ve Resulünün lütfu keremi ile onların (mü’min ve mücahit sadıkların, her yönden) gani (varlık ve saygınlık sahibi) olmalarından başka bir şey değildir. Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı da bulunacak değildir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Münafıklar, senin hakkında kötü birşey söylemedikleri konusunda, Allah'a yemin ediyorlar. Andolsun ki, o küfür sözünü söylediler. İslâm olduktan sonra, gerçekleri örtbas ederek kâfir olmuş oldular ve başaramadıkları bir şeye, yani peygamberi öldürmeye de yeltendiler. Halbuki peygambere ve mü'minlere karşı, kin besleyip intikam almaya yeltenmeleri için, Allah ile peygamberinin kendilerini zenginleştirmiş olmasından başka, meydanda bir sebep de yoktu. Bundan sonra eğer pişman olup tevbe ederlerse, bu onların kendi iyiliklerine olacaktır. Ama yüz çevirirlerse, Allah onları hem bu dünyada, hem de öte dünyada, pek çetin bir azaba uğratacak ve onlar bu dünyada kendilerine ne bir koruyucu, ne de bir yardımcı bulacaklardır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onlar, inkârı, küfrü ilgilendiren bir şeyler konuşmadıklarına dair Allah'a yeminler ediyorlar. Halbuki, inkâr düzenine dönüşü, o düzeni ihyayı sağlayacak ilkeleri, konuları konuştular; İslâm'a girdiklerini açıkça ifade ettikten sonra, küfre döndüler. Başaramayacakları şeyi, peygambere suikast tasarladılar. Allah ve Rasûlü bir lütuf olarak onları zenginleştirdiği için intikam almaya kalkıştılar. Eğer isyanlarından vazgeçerek, Allah'a itaate yönelip tevbe ederlerse onlar için daha hayırlı olur. İmandan ve tevbeden yüz çevirirler, güç ve iktidarlarını kullanarak halkı istedikleri istikamette yönlendirmeye devam ederlerse, Allah onları dünyada da, âhirette, ebedî yurtta da can yakıp inleten müthiş bir azâba çarptıracaktır. Yeryüzünde onların ne bir velisi, koruyucusu, ne de bir yardım edeni vardır.
Ahmet Varol
swap_vert close
Söylemedik diye Allah'a yemin ediyorlar. Oysa küfür sözünü söylediler, İslam'a girdikten sonra inkar ettiler ve başaramadıkları bir şeye yeltendiler. Sırf Allah ve Peygamberi, lütfu ile kendilerini zengin etti diye öç almağa kalktılar. Tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur. Yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da ahirette de acıklı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde bir dost ve yardımcı da yoktur.
74.İbnu Cerir`in Katade (r.a.)`den rivayet ettiğine göre biri Cuheyne kabilesinden diğeri ise Gıfar kabilesinden olan iki kişi kavga ettiler. Cuheyne kabilesinin ensâr ile dostluk anlaşması vardı. Gıfar kabilesinden olan adam Cuheyne kabilesinden olana üstün geldi. Bunun üzerine Abdullah bin Ubeyy, Evs kabilesine: "Kardeşinize yardım edin. Muhammed`in bize karşı yaptığı: "Besle köpeği yesin seni" atasözünde dile getirilenden farklı değildir. Eğer Medine`ye dönersek en yüce olan en aşağı olanı oradan çıkaracaktır" dedi. Bu sözü duyan bir Müslüman hemen Resulullah (a.s.)`ın yanına giderek bunu ona bildirdi. Resulullah (a.s.) Abdullah bin Ubey`e adam göndererek bunu söyleyip söylemediğini sordu. Abdullah bin Ubeyy böyle bir şey söylemediği üzere Allah`a yemin etmeğe başladı. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi. Bu ayeti kerimenin iniş sebebi ile ilgili rivayetlerin en yaygın olanı budur. Ancak bu konuda daha başka rivayetler de nakledilmiştir ve bu rivayetlerin her birinde münâfıkların Resulullah (a.s.) hakkında çirkin sözler söylemelerine sonra da bunu söylemedikleri üzere yemin etmelerine dair farklı olaylardan söz edilmektedir.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Allah'a and içiyorlar ki (o inkâr sözünü) söylemediler. Oysa andolsun, onlar inkâr sözünü söylemişlerdir ve İslamlıklarından sonra inkâra sapmışlardır ve erişemedikleri bir şeye yeltenmişlerdir. Oysa intikama kalkışmalarının, kendilerini Allah'ın ve elçisinin bol ihsanından zengin kılmasından başka (bir nedeni) yoktu. Eğer tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de acı bir azabla azablandırır. Onlar için yeryüzünde bir koruyucu-dost ve bir yardımcı yoktur.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Münafıklar Allah'a yemin ediyorlar ki, (Peygamberle alay ve ona hakaret sözünü) söylemediler. And olsun ki, o küfür kelimesini söylediler; ve İslâmı kabul ettiklerini açıkladıktan sonra da kâfir oldular; ve muvaffak olamadıkları cinâyeti (Peygambere sûlikasdi) kurdular. Münafıkların Peygambere ve müminlere kin beslemeleri, ancak Allah ile Rasûlünün onları ihsanından zenginleştirmiş olmasıdır. Bununla beraber eğer nifaklarından tevbe ederlerse, haklarında hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse; Allah, onları dünya ve âhirette acıklı bir azaba uğratır. Artık onların yeryüzünde ne bir dostu, ne de bir yardımcısı yoktur.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Andolsun, onlar küfür kelimesini söylediler. Müslüman olmalarından sonra kâfir oldular. Elde edemedikleri bir şeyle ilgilendiler. Onlar, ancak Allah ve Resulü, onları ikramlarıyla zengin etti diye, intikam alıyorlar. Eğer tevbe ederlerse, onlar için daha hayırlı olur. Eğer sırt çevirirlerse, Allah onlara dünyada da ahirette de elem verici bir azap verir. Ve onlar yeryüzünde ne bir sahip ve dost ne de yardımcı bulamazlar.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Münafıklar söylemediklerine dair Allah adına yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü söylediler. Müslüman olduktan sonra inkâr ettiler, başaramadıkları bir şeye yeltendiler. Sırf Allah ve Peygamberi, Allah'ın lütfuyla kendilerini zengin etti diye, şimdi öç almaya kalktılar; Allah ve Peygamberinin iyiliğine karşı böyle nankörlük ettiler. Eğer tövbe ederlerse kendileri için daha iyi olur. Yok eğer dönerlerse Allah onlara dünyada da âhirette de acı bir biçimde azap edecektir. Yeryüzünde onların ne velisi/koruyucusu, ne de yardımcısı vardır.
Besim Atalay
swap_vert close
Bir şeyi söylememiş olduklarına, Allaha ant ederler, evet söylediler küfür sözünü, İslâm olduktan sonra küfre döndüler, istediler ellerine girmiyecek olanı, Allah ile peygamberi erdeminden inanlıyı zengin kıldığı için, hınç besliyorlar, eğer tövbe yaparlarsa, onlar için daha iyi, eğer yüz dönerlerse, hem dünyada, hem ahrette Allah onlara acı bir azapla azap edecek, yeryüzünde onlara ne bir dost var, ne de yardımcı
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Münafıklar, senin aleyhinde) kötü bir şey söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Hâlbuki kendilerini küfre götüren o (çirkin) sözleri kesinlikle söylediler ve (böylece) Müslüman olduktan sonra yeniden kâfir oldular. Ayrıca başaramadıkları şeye (sana suikast düzenleyerek seni öldürmeye) de yeltendiler. Münafıkların resule ve müminlere kin beslemelerinin tek sebebi, Allah'ın lütuf ve ihsanıyla inananların ihtiyacını gidermiş olmasıdır. Eğer (pişman olup) tevbe ederlerse, kendileri için daha hayırlı olur. Fakat yüz çevirir (aynı kötülüklere devam eder)lerse, Allah onları hem bu dünyada hem de ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde bir dost ve yardımcı yoktur.
Bkz. 5/59, 7/126, 85/8Münafıklardan Cülas b. Süveyd ve Vadia b. Sabit, “Eğer Muhammed’in hakkımızda söyledikleri doğru ise eşeklerden daha beter olalım” şeklinde sözde kendilerine beddua ederek inananların kafasını karıştırmaya çalışıyordu. Konuşulanlara tanık olan Hz. Mus’ab, durumu Hz. Peygambere haber verdi. Hz. Peygamber, Cülas’ı çağırıp konuşulanların doğru olup olmadığını sordu. O da öyle bir konuşmanın olmadığına dair Allah adına yemin ederek Hz. Mus’ab’ı yalancı durumuna düşürdü. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu ve böylece Cülas’ın münafık olduğu ve Hz. Mus’ab’ın doğru söylediği anlaşıldı.“Başaramadıkları şeye yeltendiler” ifadesi, öldürmek maksadıyla Hz. Peygambere düzenlenmek istenen suikaste işarettir. Tebük seferi dönüşünde münafıklar Hz. Peygamberi gecenin karanlığında bir tepenin üzerinden geçerken vurup uçuruma atmayı planladırlar. Münafıkların bu planını haber alan Hz. Muhammed tepelerin üzerinden giderken, ordunun çevredeki yolları izlemesini istedi. İzciler, yolda yüzleri örtülü bazı münafıkların kendilerini takip ettiğini görünce durumu peygambere haber verdiler. Böylece suikast önlenmiş oldu.  
Cemil Said
swap_vert close
Ba’zı şeyleri söylemediklerine yemîn idiyorlar, halbuki küfür itdiler. İslâm’ı kabûl itdikden sonra kâfir oldılar. Nâil olamıyacakları şeye kasd itdiler. Allâh ve rasûli mü’minleri lütuflarıyla zengin itdiği içün böyle yapdılar. Îmân iderler ise haklarında hayırlı olur, lâkin te’allül iderler ise Allâh ânları hem dünyâda hem âhiretde ’azâb-ı elîme dûçâr idecekdir. Bütün dünyâda hâmî ve nâsir bulamıyacaklardır.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
And olsun ki, müslüman olduktan sonra inkar edip küfür sözünü söylemişler iken, söylemedik diye Allah'a yemin ettiler, başaramayacakları bir şeye giriştiler; Allah ve Peygamberi bol nimetinden onları zenginleştirdi ve öç almaya kalktılar. Eğer tevbe ederlerse iyiliklerine olur; şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünya ve ahirette can yakıcı azaba uğratır. Yeryüzünde bir dost ve yardımcıları yoktur.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve (sözde) müslüman olduktan sonra inkâr ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye (peygamberi öldürmeye) de yeltendiler. Sırf, Allah ve Resûlü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Söylemediklerine dair Allah adına yemin ediyorlar. Oysa inkârcılık içeren sözü söylemişler, müslüman olduklarını beyan ettikten sonra inkârcılığa sapmışlar ve başaramadıkları o işe yeltenmişlerdir. Onların öç almaya kalkışmaları için Allah’ın ve O’nun lütfu sayesinde resulünün kendilerini zengin etmesinden başka bir sebep de yoktu! Eğer pişman olup tövbe ederlerse bu kendilerinin iyiliğine olur; yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da âhirette de elem verici bir azaba uğratır; artık yer yüzünde onlara ne bir dost ne bir yardımcı bulunur.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
(Ey Muhammed! O sözleri) söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve müslüman olduktan sonra kâfir oldular. Başaramadıkları bir şeye (Peygambere suikast yapmaya) de yeltendiler. Ve sırf Allah ve Resûlü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar. Eğer tevbe ederlerse onlar için daha hayırlı olur. Yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahirette de elem verici bir azaba çarptıracaktır. Yeryüzünde onların ne dostu ne de yardımcısı vardır.  
 Medinelilerin bir kısmı fakir idi. Resûlullah geldikten sonra zenginleştiler. Sonra da münafıklar nankörlük edip Peygamber’e kötülük etmeye kalkıştılar.  
Edip Yüksel
swap_vert close
İnkar sözlerini konuşmalarına ve teslim olduktan sonra inkar etmelerine rağmen, onları söylemediklerine dair ALLAH'a yemin ediyorlar. Aslında, hiç bir zaman ulaşamadıkları gerçeğe karşı durdular. ALLAH ve elçisi O'nun lütfuyla kendilerini zenginleştirdikten sonra öc almaya kalktılar! Tevbe ederlerse kendileri için iyi olur. Yüz çevirirlerse, ALLAH onları dünya ve ahirette acı bir azapla cezalandırır; yeryüzünde ne bir dostları ne de bir yardımcıları olur.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Onlar, kötü bir şey söylemedik, diyerek Allah'a yemin ederler. Onlar o küfür kelimesini kesinlikle söylediler. İslâm'a girdikten sonra yine kâfirlik ettiler. Ve o başaramadıkları cinayeti tasarladılar. Halbuki intikam almaları için Allah'ın, Resulü ile onları lütfundan zenginleştirmiş olmasından başka bir sebep yoktu. Eğer tevbe ederlerse haklarında hayırlı olur. Yok yanaşmazlarsa Allah onları dünyada da, ahirette de acıklı bir azaba uğratır. Yeryüzünde onları koruyacak veya onlara yardım edecek bir kimse de bulunmaz.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Allaha yemin ediyorlar: söylememişler, kasem olsun o kelimei küfrü söylediler, islâma geldikten sonra yine kâfirlik ettiler ve o muvaffak olamadıkları cinayeti kurdular, halbuki intikam almağa kalkmaları için kendilerini Allahın Resuliyle fadlı ilâhîsinden zenginleştirmiş olmasından başka bir sebeb de yoktu, bunun üzerine tevbe ederlerse haklarında hayırlı olur, yok yan çizerlerse Allah onları Dünya ve Âhırette elîm bir azab ile ta'zib eder, ve yer yüzünde onlar için ne himaye, ne imdad edecek kimse bulunmaz
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Munâfıklar, senin aleyhinde) kötü bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki kendilerini küfre götüren o (çirkin) sözleri kesinlikle söylediler ve (böylece, sözde) müslüman olduktan sonra (kalplerinde gizlemiş oldukları) kâfir (liklerini sizlere izhâr etmiş) oldular. Ayrıca başaramadıkları bir işe (suikast düzenleyerek seni öldürmeye) de yeltendiler. Onların intikam almaya kalkışmaları için Allah’ın ve O’nun lütfu sayesinde resulünün kendilerini zengin etmesinden başka bir sebepleri de yoktu! (İşte, Allah ve Resûlü’nün iyiliğine karşı, böyle nankörlük ettiler.) Eğer (pişman olup, nifaklarından) tövbe ederlerse, kendileri için daha hayırlı olur. Fakat (îmân etmekten) yüz çevirir (küfürlerinde ısrar eder) lerse, Allah onları hem bu dünyada hem de âhirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde hiçbir dost ve yardımcı yoktur.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Münafıklar söylemediklerine¹ dair Allah'a yemin ediyorlar. Ant olsun küfür sözünü² söylediler. İslam olduktan sonra kâfir oldular. Elde edemeyecekleri bir şeye yöneldiler. Öç almaya kalkışmaları da ancak Allah ve Resûlünün kendi fazlından onları³ zengin etmiş olmasındandır. Eğer tevbe ederlerse, haklarında hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette can yakıcı azaba uğratır. Ve onlar için yeryüzünde ne bir veli ne bir yardımcı vardır.
1- Nebi'nin aleyhinde bir şey. 2- Kendilerini küfre götüren. 3- Mü'minleri.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Münafıklar, o kötü sözü) söylemediklerine (dâir) Allaha yemîn ediyorlar. Andolsun, o küfür kelimesini söylemişlerdir. Onlar müslümanlıklarından sonra yine kâfir oldular. Başaramadıkları bir şey'e (cinayete) de yeltendiler onlar. Halbuki (peygambere ve mü'minlere karşı kîn besleyib) intikaam almıya yeltenmeleri için Allah ile peygamberinin lütf-ü inayeti İle onları zenginleşdirmiş olduğundan başka (meydanda bir sebeb) de yokdu. Eğer (nifakdan) tevbe ederlerse onlar için hayırlı olur. Eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyâda da, âhiretde de pek acıklı bir azaba uğratır, yer yüzünde onlar için ne bir yâr, ne bir mededkâr da yokdur artık.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(O sözü) söylemediklerine dâir Allah'a yemîn ediyorlar. Hâlbuki, o küfür sözünü gerçekten söylediler de İslâm(ı kabûl etme)lerinden sonra kâfir oldular ve muvaffak olamadıkları şeye (peygambere sû-i kasd yapmaya da) yeltendiler. Sırf Allah ve Resûlü, fazlından kendilerini zengin etti diye (buna rağmen nankörlük ederek) intikam almaya kalktılar. Artık tevbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Eğer yüz çevirirlerse, Allah onları dünya ve âhirette (pek) elemli bir azâb ile cezâlandıracaktır! Yeryüzünde onlar için ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır!(1)
(1)Tebük Seferine hazırlık yapılırken, Cülâs bin Süveyd, bir merkebe binmiş olduğu hâlde, mü’minleri cihaddan soğutmak maksadıyla: “Eğer Muhammed’in sözleri doğru ise, ben şu üzerinde bulunduğum merkebden daha alçak olayım” dedi. Bunu işiten oğlu Mus‘ab bu söylenenleri Hz. Peygamber (asm)’a bildirince, Cülâs hemen Peygamber (asm)’ın huzûruna çağırıldı ve: “Ey Cülâs! Sen bunları söyledin mi?” diye sorduğunda, bunu aslâ söylemediğine dâir Allah’a yemîn etmesi üzerine bu âyet-i celîle nâzil oldu. (Nesefî, c. 2, 195)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Olumsuz) bir şey söylemedik diye Allah’a yemin ederler. Ama şurası bir gerçek ki, küfür ifade eden o sözü söylediler ve müslümanlık ıkrarından sonra (küfrü gerektiren söz ve davranışlarıyla) inkâr ettiler; başaramadıkları, (netice alamadıkları birtakım cinayetlere,) kötülüklere yeltendiler. Lütfu kereminden Allah’ın (ve O’nun açtığı yolda, O’nun izniyle) Resulü’nün kendilerini zenginleştirmiş olmasının dışında Allah ve Resulü onlara bir şey yapmadı ki, böyle intikam duyguları taşıyorlar! Her şeye rağmen eğer tövbe ederlerse, haklarında hayırlı olur. Yok, yüz çevirirlerse, Allah kendilerini dünyada da Âhirette de pek acı bir azaba uğratır. Oysa yeryüzünde (kendilerini Allah’ın azabına karşı koruyacak) ne bir sahipleri, ne de (Allah’ın azabına karşı kendilerine yardım edecek) bir yardımcıları vardır.*
(*) Muhammed Esed’in burayla ilgili yorumu şöyledir: Burada kişinin, insan hayatının anlam ve amacı hakkında müsbet bir inanç sahibi olmadan içsel bir huzura, mânevî yetkinliğe ulaşamayacağı gerçeği dile getirilmektedir; ki böyle bir inanca, üstün erdem ve duyarlılıklarla donanmış kişilere yani elçilere indirilen vahiy yardımıyla ulaşılabilir. Bu itibarla, “Allah’a teslim olmak” konusunda gösterdikleri kararsız istekle, Hz. Peygamber’in kendilerine teklif ettiği rehberliğe itibar etmek konusundaki isteksizlikleri arasında bocalayan, kendilerini tüketip duran münafıklar, böyle yapmakla, “ulaşamayacakları bir amaç güdüyorlardı” (I, 372). Kur’an’ın mânevî rehberliğinin ve onun ahlâkî ve toplumsal ilke ve öğretilerine bağlılığın sağlayacağı maddî ve toplumsal refah açıkça görünmeye başlamıştı. Nitekim Hz. Peygamber’in ve Mekkeli müslümanların Medine’ye gelmeleri ile birlikte buranın sosyal ve iktisadî yaşantısında yeni bir dönem başlamış, kısa zamanda çok olumlu gelişmeler olmuştu. Özellikle âyetin indiği –Resûlullah’ın vefatına yakın– sıralarda Medine toplumunun refah düzeyi oldukça yükselmiş ve Medineliler’in çevrede kazandığı saygınlık daha önceleri tasavvur edemeyecekleri kadar artmıştı. Bu durumda, münafıkların Hz. Peygamber’e bağlılıkta gösterdikleri isteksizliğin onda ve onun tebliğ ettiklerinde bu bakımdan bulabildikleri hata veya eksiklikten kaynaklanması mümkün değildi. İşte âyette, “Onların öç almaya kalkışmaları için Allah’ın ve O’nun lutfu sayesinde resulünün kendilerini zengin etmesinden başka bir sebep de yoktu!” buyurularak, onların Resûlullah’a ve müminlere hasmane bir tavır takınmalarının, başka bir haklı sebepten değil sadece bu dinin onlara sağladığı ve sağlayabileceği maddî mânevî nimet ve erdemlere karşı nankör ve liyakatsiz olmalarından kaynaklandığına işaret edilmiş olmaktadır (Şevkânî, II,)Münafıkların inkârcılıklarını ve yeminlerine güvenilemeyeceğini kesin bir biçimde ifade eden, onların bu tutumlarını haklı kılacak bir gerekçenin de bulunmadığını ortaya koyan âyetin, yine de onları dışlayan değil, tövbeye çağıran bir üslûpla devam etmesi Kur’an’ın insana bakışı konusunda çok önemli ipuçları vermektedir. İnanmadığı halde inanmış gibi görünme noktasına varan bilinçli bir güven bunalımı yaratmış kişilere karşı dahi tövbe kapısının açık olduğunu bildiren bu âyetin, somut bir durumdan hareketle, –ne kadar kusurlu olursa olsun– insanın ilâhî bağışlanma başvurusunda bulunmasına asla engel olunamayacağını hatırlattığı söylenebilir. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 37-39)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Konuştukları şeyler, kesinlikle Allah’ın emirlerini inkâr etmek olduğu halde, söyledikleri şeyler için, söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Aynı zamanda onlar İslam’a girdikten sonrada, İslam’ın emrettiklerini kabul etmemişlerdi. Sonrada elde edemedikleri şeyleri elde etmek ve Allah’ın lütfundan ve elçisisin verdiklerine karşılık, yalnızca intikam almak için uğraştılar. Yine de onlar, bu tutumlarından vazgeçerlerse (tövbe ederlerse) onlar için hayırlı olur. Yok, eğer aynı şekilde ikiyüzlü davranmaya devam ederlerse, Allah onlara hem bu dünyada ve hem de ahirette acıklı bir azap ile azap eder. Sonra yeryüzünde onları Allah’a karşı koruyacak ne bir koruyucuları ve nede bir yardımcıları bulunur.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Onlar Allah adına and içip "Biz böyle demedik" derler. Doğrusu onlar o tanımazlık sözünü söylemişlerdir. Onlar İslam olduktan sonra Allah’ı tanımaz olmuşlardır. Onlar başaramıyacakları bir iş için çabalayıp durmuşlardır. Onların inananlardan öç almak istemeleri de, olsa olsa, Allah’ın , elçisinin bol vergili olmalarından ötürü o inanırları zenginleştirmelerindendir. Bunun üzerine tövbe edecek olurlarsa onlar için yeydir. Yok, eğer yüz çevirecek olurlarsa Allah onları bu dünyada da, öbür dünyada da, acıklı bir azaba uğratacaktır. Yeryüzünde onların ne bir koruyucuları ne de bir yardımcıları yoktur.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onlar sövüp saymadıklarına dair Allah/a yemin ederler. * Onlar küfür sözü söylemişler, İslâm/ı izhardan sonra kâfir olmuşlar, ellerine geçemeyecek bir şeyi [¹] elde etmek istemişlerdi. Onların peygamber ve mü/minlere kin tutmaları ve garazkârlıkları ise ancak Allah ve peygamberinin inayeti sayesinde mü/minleri zengin ettiğinden neş/et etmiştir. Eğer nifaktan tövbe ederlerse haklarında hayırlı olur. Şâyet imandan yüz çevirirlerse Allah onları dünyada, âhirette acıklı bir azap ile azap edecektir. Onların yeryüzünde ne bir yâri, ne de bir medetkârı yoktur.
[1] Ansızın katil.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Münafıklar, peygamber ve Kur’an hakkında kötü söz) söylemedik diye Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve Müslüman olduktan sonra kâfir oldular. Başaramayacakları bir şeye yeltenip¹⁹, Allah ve elçisi kendi lütfuyla onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar. Eğer tevbe ederlerse, onlar için daha hayırlı olur, eğer yüz çevirirlerse, Allah onları dünya ve ahirette can yakıcı bir azaba çarptırır. Yeryüzünde onların ne bir dostu ne de bir yardımcısı vardır.
19 Tebük Seferi’nden dönerken Hz. Peygamber’e suikast düzenlemişlerdi.  
Kadri Çelik
swap_vert close
(Senin hakkında bir şey) Söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve Müslüman olduktan sonra kâfir oldular. Başaramadıkları bir işe (suikasta) yeltendiler ve sırf Allah ve resulü kendi lütuflarından onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkıştılar. Eğer tevbe ederlerse onlar için daha hayırlı olur. Yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da ahirette de elem verici bir azaba çarptıracaktır. Yeryüzünde onların ne bir velisi, ne de yardımcısı vardır.
(Burada münafıkların Tebûk seferi sırasında kurdukları tuzaklar kastedilmektedir. Dönüş sırasında münafıklar Hz. Peygamber’i (s.a.a) geceleyin bir tepe üzerinden geçerken bir çukura itip düşürmeyi planladılar. Hz. Peygamber (s.a.a) bu planı haber aldı ve de Ammar b. Yasir ve Huzeyfe ile birlikte kısa yoldan, yani tepelerin üzerinden giderken, ordunun tepelerin çevresindeki uzun yolu takip etmesini emretti. Yolda giderken yüzleri örtülü bir grup münafığın kendilerini takip ettiğini gördüler. Bunun üzerine Huzeyfe develerini uzaklaştırabilmek için onlara doğru ilerledi. Fakat münafıklar onun kendilerine yaklaştığını görünce dehşete düştüler ve tanınmamak için kaçmaya başladılar.)  
Mahmut Kısa
swap_vert close
Münâfıklar, uygun zaman ve zemini bulur bulmaz, İslâm ve Müslümanlar aleyhinde alay ve iftira dolu sözler söylerler. Fakat yüzünüze karşı, katiyen böyle bir şey söylemediklerine dâir Allah’a yemin ederler. Oysa, kendilerini inkâra sürükleyen o çirkin sözleri kesinlikle söylediler ve Müslüman olmalarının ardından, yeniden ve apaçık kâfir oldular. Ayrıca, başaramadıkları ve Müslümanlar Kur’an’a sarıldıkları sürece de asla başaramayacakları işlere yeltendiler. Örneğin, Peygambere suikast girişiminde bulundular. İslâm toplumunun öncü kadrosunu saf dışı bırakmaya çalıştılar. Peki bunlar, İslâm’da herhangi bir hatâ veya eksiklik mi gördüler ki, ona bu kadar kin besliyorlar? Tam aksine, onların bütün bu düşmanlıklarının tek sebebi, sonsuz lütuf ve bereketi sayesinde Allah’ın ve ilâhî irâdenin gerçekleşmesine vesîle olması yönüyle Elçisinin, onları maddî ve mânevî nîmetlerle zenginleştirmiş olmasından başka bir şey değildir! Öyle ya, akıl ve sağduyusunu tamamen yitirmiş nankörlerden başka kim, kendisine kurtuluş ve refah sunan bir kimseye düşmanlık besler? Eğer fırsat varken pişman olup tövbe ederlerse kendileri için iyi olur fakat yüz çevirecek olurlarsa, Allah onları hem bu dünyada da, hem de âhirette can yakıcı bir azâba mahkûm edecektir ve bu dünyada onları koruyabilecek ne bir dostları, ne de yardımcıları olacaktır!
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. And olsun Küfr’ün / Nankörlüğün sözünü söylediler! İslam (olma)larından sonra küfür ettiler / nankörlük ettiler. Ulaşamadıkları şeyleri tasarladılar. Sadece, Allah ve O’nun rasûlü onları lütfundan zenginleştirdi” diye hınç almaya kalktılar. Tevbe ederlerse, onlar için hayırlı olur. Yok, yüz çevirirlerse, Dünya ve Âhiret’te acıveren bir azap olmak üzere Allah onlara azap eder. Onlar için Yeryüzü’nde ne bir veliyy vardır, ne bir yardım edici!
Mehmet Çakır
swap_vert close
Münafıklar kimseye küfredip sövmedik diye yemin ededursunlar ama ettiler. Hem bunu Müslüman kimliği ile yaptılar, altından kalkamayacakları bir işe kalkıştılar.. Hem de Allah ve resulü kendilerine o kadar değer vermiş iken onu öldürmeye kalktılar. Artık onlar için en hayırlısı tövbe etmektir. Eğer suçlarını kabul etmezlerse, Allah da onlara, dünya-ahiret dayanılmaz acılar tattıracak, kimseler de kendilerine yâr ve yardımcı olmayacaktır.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Bazen karmakarışık sözler söylerler. Ne demek istedikleri anlaşılmaz. Onlara ne söylüyorsunuz diye sorduğunuzda; bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ederler. Hâlbuki onlar çaktırmadan küfür sözünü söylediler. Allah’ın yasalarına teslim olup Müslüman olduklarını inkâr ettiler. Seni öldürmek için defalarca harekete geçtiler. Ama bir türlü başaramadılar. Allah; Resulüne ve Müminlere katından zafer verip ganimetlerle zenginleştirdi diye intikam almaya kalktılar. Eğer yaptıklarına karşılık tövbe ederlerse kendileri için hayırlı olur. Şayet pişman olmayıp yaptıkları hatalarda ısrar ederlerse; Allah onları dünyada ve ahirette elem dolu bir azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Münafıklar o sözleri) söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. (Oysa) o küfür sözünü elbette söylemişler ve Müslümanlıktan sonra kâfir olmuşlar, başaramadıkları bir şeye de yeltenmişlerdi. [*] Sırf Allah ve Elçisi kendi lütfundan onları zenginleştirdiği için öç almaya kalkışmışlardı. Tevbe ederlerse onlar için hayırlı olur. Yüz çevirirlerse Allah onlara dünyada da ahirette de elem verici şekilde azap edecektir. Yeryüzünde onların dostu da yardımcısı da yoktur.
Münafıkların bir kısmı Hz. Muhammed Tebük’ten dönerken ona suikast düzenleme çalışması yapmışlar, ancak amaçlarına ulaşamamışlardı.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(O sözleri) söylemediklerine dâir Allah adına yemin ediyorlar. Hâlbuki onlar, o küfür sözünü kesinlikle söylediler ve Müslüman olduktan sonra tekrar kâfir oldular.¹ Hatta onlar (Peygambere suikasta) bile yeltendiler fakat başaramadılar.² Ve sadece Allah ve Rasûlü, onları kendi lütuflarından zenginleştirdiği için intikam almaya kalktılar. Eğer tevbe ederlerse haklarında daha hayırlı olur. Yok, (tevbeye) yanaşmazlarsa, Allah onları dünyada da âhirette de acıklı bir azapla cezâlandıracaktır. Zâten yeryüzünde onları koruyacak, dostları da yardımcıları da yoktur.
1 Tebük savaşı esnasında münâfıklardan, Cülâs b. Süveyd ve Vedîa b. Sâbit: “Allah’a yemin olsun, eğer Muhammed’in Medîne’deki kardeşlerimiz ve büyüklerimiz hakkında söyledikleri doğru ise, biz eşeklerden daha beteriz.” diye bir söz söylediler. Âmir b. Kays da Cülâs’a: “Evet, vallahi Muhammed elbette doğru söylüyor ve sen eşekten daha betersin.” dedi. Âmir, bu olayı Rasûlullah’a haber verince Cülâs Peygamberimizin yanına gelip: “Amir yalan söylüyor” dedi. Âmir de onun yalan söylediğine dâir yemin etti ve elini kaldırıp: “Ey Allah’ım! Şu dosdoğru olan Peygamberine bir şeyler indir.” diye duâ etti. Arkasından da bu âyet nâzil oldu. (Kurtubî)2 Münâfıklar Tebük seferi dönüşünde Peygamber (a.s)’ı geceleyin bir tepe üzerinden geçerken bineği üzerinde vurup uçuruma itmeyi planladılar. Hz. Peygamber, bu planı haber aldı ve kendisi Ammar b. Yasir ve Huzeyfe b. el-Yeman ile tepelerin üzerinden giderken, ordunun tepelerin çevresindeki yolu takip etmesini emretti. Yolda, yüzleri örtülü on iki münafığın, kendilerini takip ettiğini gördüler. Bunun üzerine Huzeyfe (r.a) develerini uzaklaştırabilmek için onlara doğru ilerledi ve: “Kendinize gelin, Ey Allah düşmanları, kendinize!” diye bağırdı. Münâfıklar, onun kendilerine yaklaştığını görünce dehşete düştüler ve tanınmamak için kaçıştılar. (Kurtubî)  
Muhammed Esed
swap_vert close
[İkiyüzlüler, kötü] bir şey söylemedikleri konusunda Allah’a yemin ediyorlar; oysa, onların hakkı inkara varan bir söz ¹⁰² sarf etmiş oldukları ve (böylece,) önce Allah’a teslimiyetlerini ifade edip sonra da hakkı inkar etmiş oldukları bilinen bir şey: böyle yaparken onlar, ulaşamayacakları bir amaç peşindeydiler. ¹⁰³ Allah’ın, ve O’nun lütuf ve cömertliği sayesinde Elçisi’nin kendilerini (ruhen ve manevî olarak) zengin ve yetkin kılmasından ¹⁰⁴ başka bir hata (ya da eksiklik) bulamazlardı [dinde]. Bundan sonra, eğer pişman olup tevbe ederlerse, bu onların kendi iyiliklerine olacaktır; ama yüz çevirirlerse, Allah onları hem bu dünyada hem de öte dünyada pek çetin bir azaba uğratacak; ve onlar da bu dünyada kendilerine ne bir koruyucu ne de bir yardımcı bulabileceklerdir.
102 Bkz. yukarıda 61. ayetin ilk cümlesi ve ilgili 86. not. Vahiy konusunda Hz. Peygamber’in bir yanılgı, bir kendini aldatma hali içinde olduğu yolundaki iddia, doğal olarak o’na vahyedilen şeyi, yani Kur’an’ın muhtevasını, ortaya koyduğu öğretiyi inkar etmekle aynı şeydir.103 Lafzen, “ulaşmaya güç yetiremeyecekleri bir şey peşindeydiler”. Klasik müfessirler buradaki ifadeyi, bazı münafıkların, Tebük seferi sırasında Hz. Peygamber’i öldürmek için giriştikleri başarısız bir suikast eylemine işaret olarak yorumlamaktadırlar. Ama yine de biz, bu tarihsel açıklamanın doğruluğunu ya da geçerliliğini tartışmadan inanıyoruz ki yukarıdaki ifade, çok daha derin bir anlama işaret etmekte ve kişinin, insan hayatının anlam ve amacı hakkında müsbet bir inanç -ki böyle bir inanca, üstün erdem ve duyarlıklarla donanmış kişilere yani, peygamberlere indirilen vahiy yardımıyla ulaşılabilir- sahibi olmadan içsel bir huzura, manevî yetkinliğe ulaşamayacağı gerçeğini dile getirmektedir. (İlahî vahyin, böyle bir bilgilenmenin, böyle bir aydınlanmanın biricik kaynağı olduğuna işaret eden dolaylı bir ifade 96:5’de karşımıza çıkmaktadır ki bu Hz. Peygamber’e vahyolunan ilk Kur’ânî pasaj içindedir.) Bu itibarla, “Allah’a teslim olmak” konusunda gösterdikleri kararsız istekle, Hz. Peygamber’in kendilerine teklif ettiği rehberliğe itibar etmek konusundaki isteksizlikleri arasında bocalayan, kendilerini tüketip duran münafıklar, böyle yapmakla, “ulaşamayacakları bir amaç güdüyorlardı”.104 Yani, Kur’an’ın manevî rehberliğinin ve onun ahlakî ve toplumsal ilke ve öğretilerine bağlılığın sağlayacağı maddî ve toplumsal refahtan başka. Yukarıdaki ifade, münafıkların, Hz. Peygamber’e bağlılıkta gösterdikleri isteksizliğin, o’nda ve o’nun tebliğ ettiğinde bu bakımlardan bulabildikleri hata ya da eksikliklerden ötürü değil de, bu dinin onlara sağlayabileceği maddî manevî nimet ve erdemlere karşı nankör ve liyakatsiz olmalarından ileri geldiğini işaret ediyor. (Vahyine önayak olan tarihsel neden ya da olaylardan ötürü bu ayetin büyük bir kısmı geçmiş zaman kipiyle ifade edilmiş olsa da, dile getirdiği ahlakî boyut ya da öğretinin zamanla kayıtlı olmadığı ortadadır.)  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
İkiyüzlü münafıklar o kelimeyi söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar, o küfür kelimesini kesinlikle söylediler ve İslam olduktan sonra küfre düştüler ve asla başaramayacakları bir işe giriştiler. Onların öfke ve kin duymalarının nedeni Allah’ın lütfu sayesinde Elçisinin inananları zenginleştirmiş olmasından başka bir şey değildi. Buna rağmen eğer tövbe ederlerse kendileri için iyi olur. Yok, eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünya ve ahirette acı veren bir azapla cezalandırır. Onlar için yeryüzünde hiçbir veli/dost ve yardımcı da yoktur. 3/86- 106, 6/22- 23, 30/33...36, 41/49- 50, 58/18
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Onlar, (kötü bir söz) söylemediklerine ilişkin Allah adına yemin ediyorlar; oysa ki onlar kesinlikle küfre varan sözler söylemişler, böylece Allah’a teslim olmalarından sonra inkâra sapmışlar ve başarmaları mümkün olmayan bir işe soyunmuşlardı.[¹⁴⁹⁰] Onların kin duymaları için, Allah’ın ve O’nun lutfu sayesinde Elçisi’nin kendilerini zengin ve yetkin hâle getirmesi dışında bir neden yok ki![¹⁴⁹¹] Artık tevbe ederlerse, bu kendileri hakkında daha hayırlı olur; yok eğer yüz çevirirlerse, Allah onları bu dünyada da öte dünyada da pek elem verici bir azaba çarptıracak; ve onlar yeryüzünde kendileri için ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabileceklerdir.
[1490] Suikast teşebbüsünden söz edilmişse de ifade geneldir. İkiyüzlülerin küfür sözü “kulak” ithamı üzerinden vahyin kaynağına dair iftiralarıydı (Bkz: 61, not 74). [1491] Zamirleriyle dilin sınırlarını zorlayan bu ibarenin metni, tıpkı 62. âyette olduğu gibi tevhid inancı çerçevesindeki hassasiyeti yansıtmaktadır. İronik bir üslûp taşıyan bu ibare “Kur’anî mizahın” ilginç örneklerinden biridir. Bu ifade, Türkçede “Besle kargayı oysun gözünü” özdeyişiyle dile getirilen nankörlüğe lâtif bir atıftır. İnanmış maskesi takan hasta kalplilere, “her şeylerini borçlu oldukları Allah ve O’nun elçisine nefret beslemeleri için, gördükleri iyilikten başka bir gerekçeye sahip olmadıkları” söylenmektedir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Münafıklar, Peygamber aleyhinde o çirkin sözü) Söylemediklerine (yalan yere) yemin ediyorlar! (oysa) Andolsun ki, o küfür sözünü, (kendilerini küfre sürükleyen o çirkin sözü) söylediler! (Şimdi de sıkılmadan inkar ediyorlar) Ve İslamiyeti (zâhiren, dilleriyle) kabul ettikten sonra, (küfürlerini açıkça ortaya koyarak) kafir oldular. Ve başaramadıkları bir şeye (Peygamber s.a.s.'e karşı suikaste bile) yeltendiler. (Böylece nimete karşı nankörlükte bulundular.) Ondan öc almaya kalkıştılar; oysa (onlar evvelce yoksul kimselerdi) Allah ile Resulünün lutfu keremi sayesinde servet sahibi olmuşlardı. Onlar eğer (küfür ile nifaktan) tevbe ederlerse, kendileri için (dünyada ve ahirette) çok hayırlı olur, yok (tevbeden) yüz çevirirlerse, (küfür ve nifakta direnirlerse) Allah, onları dünyada (katl ve esaretle) ve ahirette de pek çetin bir azap ile (cehennem ile) cezalandırır, yeryüzünde (kendilerini kurtaracak) ne dost ne de bir yardımcı bulabilirler!
Osman Fırat
swap_vert close
Bir şey söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü söylediler ve Müslüman olduk dedikten sonra inkâr ettiler. Ayrıca başaramadıkları şeye de azmettiler. Sırf, Allah ve Resûlü kendi lütfu ile onları zengin kıldığı için intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse, kendileri için hayırlı olur. Şayet yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada ve ahirette de azaba çarptıracaktır. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost, ne de bir yardımcı da yoktur.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Allah Teâlâ'ya yemin ederler ki, söylemiş değillerdir. Ve and olsun ki, o küfr lakırdısını söylediler ve İslâmiyet'i kabul etmiş olduklarından sonra kâfir oldular ve yetişemedikleri şeye yine yeltendiler ve onlar münkirane bir harekette bulunmadılar, ancak Allah Teâlânın ve ResûIünün fazl-ı ilâhi ile onları zengin kılmış olmalarından (dolayı bulundular). İmdi onlar tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur. Ve eğer yüz çevirirlerse Allah Teâlâ onları dünyada ve ahirette pek acıklı bir azap ile muazzeb kılar ve artık onlar için yeryüzünde ne bir koruyacak ve ne de bir yardımda bulunacak kimse yoktur.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Onlar Allah'a yemin ederek, olumsuz bir şey söylemediklerini ileri sürerler. Halbuki küfür sözünü söylediler, İslâm'a girdikten sonra inkâr ettiler, başaramadıkları, netice alamadıkları birtakım cinayetlere yeltendiler. Münafıkların Peygamber'e ve müminlere kin beslemelerinin tek sebebi, Allah ve Resulünün Kendi lütfu ile müminlerin ihtiyaçlarını gidermesiydi. Onlar tövbe ederlerse, haklarında hayırlı olur. Yok yüz çevirirlerse, Allah onları dünyada da âhirette de acı bir azaba uğratır. Onlara bütün bir dünyada, ne bir hâmi, ne de bir yardımcı bulunamaz.
Küfür sözleri münafıklardan eksik olmuyordu. Meselâ: Tebük seferinde Hz. Peygamberin (a.s.m) develerinden biri kaybolunca Müslümanlar onu aramaya koyuldular. Münafıklar sinsi sinsi: “Şu adamın peygamberliğine bakın: Gökten haber alıyor, fakat devesinin nerede olduğunu bilemiyor!” dediler. Öte yandan münafıklar, Hz. Peygamberin ordusunun Bizans tarafından hezimete uğratılmasına kesin gözüyle baktıklarından, Abdullah İbn Übeyy’i Medine’ye kıral yapma hazırlıklarına başlamışlardı.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
(Senin aleyhinde söyledikleri yakışıksız sözleri) söylemediklerine Allah'a yemin ediyorlar. Halbuki o küfür sözünü söylediler, İslam olduktan sonra inkar ettiler, başaramadıkları bir şeye yeltendiler. Sırf Allah ve Elçisi, Allah'ın lutfiyle kendilerini zengin etti diye (şimdi) öc almağa kalktılar. (Allah ve Elçisinin iyiliğine karşı böyle nankörlük ettiler.) Eğer tevbe ederlerse kendileri için daha iyi olur. Yok eğer (inkar yoluna) dönerlerse Allah onlara dünyada da, ahirette de acı bir biçimde azabedecektir. Yeryüzünde onların ne velisi, ne de yardımcısı vardır.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onlar, "Biz bunı söylemedik" diye Allâh ile yemîn iderler. Halbuki kelime-i küfri söylediler ve İslâmlarından sonra kâfir oldılar ve ellerine geçmeyecek şeyi elde itmeğe çalışdılar, Allâh ve Rasûli onları fazl ve keremi ile zengîn itdiğinden sonra Rasûl'den ve mü'minlerden ikrâh iylediler. Eğer bu hallerinden tevbe iderler ise onlar içün hayırlıdır. Eğer tevbeden i'râz iderler ise Allâh onları dünyâ ve âhiretde elemli 'azâb ile ta'zîb ider. Kendileri içün yeryüzünde bir dost ve yardımcı yokdur. [¹]
[1] Rasûl-ü Ekrem efendimiz Tebük gazâsında iki ay kaldılar. O esnâda vahiy devâm idiyor ve münâfıkların ahvâli i'lâm buyuruluyordı. Münâfıklardan "Celas" nâm kimse: "Eğer Muhammed'in didikleri hak ve doğrı ise ben hayvândan alçak olayım" didi. Sonra "Bunı söylemedim" diye yemîn iyledi. Bu âyet onı tekzîben nâzil oldı ve merkûm da tevbe idüb nifâkdan vaz geçdi.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar ama kendilerini kâfir yapan o sözü[*] gerçekten söylediler ve Müslüman(Allah’a teslim) olmalarından sonra kâfir oldular. Üstelik başaramayacakları bir işe giriştiler. O cezalandırma girişiminin sebebi, Allah’ın ve Elçisinin onları Allah’ın ikramıyla cömertçe zenginleştirmesinden başka birşey değildir. Dönerlerse (tevbe ederlerse) kendileri için iyi olur. Ama eğer yüz çevirmeye devam ederlerse Allah onları hem dünyada hem de Ahirette acıklı bir azaba uğratacaktır. Yeryüzünde onlar için artık ne bir dost ne de yardımcı bulunur.
Şaban Piriş
swap_vert close
Müslüman olduktan sonra küfre düşüp kesinlikle küfür sözünü söylemişlerken, söylemedik diye Allah'a yemin ettiler. Başaramayacakları bir şeye giriştiler. Allah ve Resulü onları Allah'ın bol nimetinden zenginleştirdiği için intikam almaya yeltendiler. Eğer tevbe ederlerse kendileri için iyi olur. Eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünya ve ahirette acı veren bir azapla cezalandırır. Onlar için yeryüzünde bir veli ve yardımcı da yoktur.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Birşey söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Oysa onlar inkâr sözünü söylediler, İslâma girdikten sonra tekrar kâfir oldular ve ellerinin erişemeyeceği şeye yeltendiler. Allah ve Resulü Allah'ın lütfuyla onları zengin etti diye güya onlar intikam alıyorlar! Tevbe ederlerse bu onlar için hayırlı olur. Yüz çevirirlerse, dünyada da, âhirette de Allah onları acı bir azapla cezalandırır. Sonra onlara yeryüzünde ne bir dost bulunur, ne de bir yardımcı.(21)
(21) Bu âyetlerin iniş sebepleri hakkında pek çok rivayetler vardır ve bunların önemli bir kısmı da sahihliğinden kuşkulanılmayacak rivayetlerdir. Zaten Kur’ân’ın hayatiyeti, yaşanan bir hayatla beraber dersini verirken bütün parlaklığıyla ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla, nüzul sebepleri olarak adlandırılan olaylar, çoğu zaman, âyetlerin özlü ifadelerinin daha iyi anlaşılması için bir zemin teşkil ederler. Şu da var ki, bütünüyle bu olaylar üzerinde yoğunlaşıldığı zaman, olayların akışına dalarak Kur’ân’ın verdiği dersten uzaklaşma ihtimali güç kazanmaktadır. Bu itibarla, çok gerekli olmadıkça nüzul sebeplerine girmeden ve olayların ayrıntısına dalmadan, âyetlerin mealleriyle yetinmeye çalışacağız. Böylece, dikkatlerin, yaşanmış bir hayattan ziyade, yaşanmakta olan hayatlara daha kolay intibak edeceği düşüncesindeyiz. Yalnız şu kadarını hatırlatalım: Sözü geçen olaylar, daha önce de geçtiği gibi, Tebük seferi gibi son derece güç bir sefer sırasında cereyan etmiştir. Bu olaylar sırasında insanların ikiye ayrıldığını görüyoruz. Bir tarafta Allah’ın ve Resulünün vaadlerine iman ve itimat ederek üzerlerine düşeni yapmaya çalışanlar; diğer tarafta ise, sefere çıkmış olan orduyu, Allah Resulü başta olmak üzere, helâke doğru giden ve dönüşleri olmayan maceraperestler olarak gören ve hazırlıklarını da buna göre yapanlar. Bunların her ikisi de son derece canlı örneklerle âyetlerde tasvir edilmekte ve insan, bunlar arasında bir tercih yapmak üzere aklıyla ve özgür iradesiyle baş başa bırakılmaktadır.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Söylemediklerine ilişkin Allah'a yemin ediyorlar. Yemin olsun ki, o küfür sözünü söylediler. İslam'a girmeleri ardından küfre saptılar. Başaramadıkları bir şeyi tasarladılar. Oysaki intikam almaları için, Allah'ın ve resulünün, Allah'ın lütfuyla kendilerini zengin etmiş olmasından başka bir sebep de yoktu. Eğer tövbe ederlerse kendileri için hayırlı olur. Eğer yan çizerlerse Allah onlara dünyada da âhirette de acıklı bir azapla azap edecektir. Ve yeryüzünde onların ne bir dostu olacaktır ne de bir yardımcısı.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
[99b] and içerler Tañrı’ya kim eyitmediler daħı bayıķ eyittiler küfr gelecisini daħı kāfir oldılar islāmlarından śoñra. daħı ķaśd eylediler aña kim irmediler daħı yavuz görmediler illā kim bayıttı anları Tañrı daħı resūlı gendü fażlından. pes eger tevbe ķılalar ola yigrek anlara daħı eger yüz döndüreler 'aźāb eyleye anlara Tañrı 'aźāb aġrıdıcı dünyede ya'nį depelemek daħı āħiretde ya'nį od-ıla. daħı yoķdur anlaruñ yirde hįç dost ya'nį enśar ķavmından ne daħı arķa virici.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
And içerler Allāh adı‐y‐la ki hīç nesne söylemediler. Taḥḳīḳ söylediler küfrkelimesini, daḫı kāfir oldılar İslām iẓhār eyledükden ṣoñra. Daḫı ḳaṣd eyle‐diler yitişmeyecek nesneye. Daḫı intiḳām eylemediler illā ġaniyy eyledügi‐çünözlerini, daḫı Tañrı Ta‘ālā resūle kereminden. Pes eger tevbe eyleseler özle‐rine yigrekdür ve eger yüz ḳaytarsalar Allāh buyruġından ‘aẕāb ider anlaraAllāh ulu ‘aẕāb, dünyāda ḳılıç bile āḫiretde od bile. Daḫı yoḳdur an‐lara yir yüzinde mu‘īn özlerini ḳurtara ‘aẕābdan, ne daḫı yardım idici.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Münafiqlər) Allaha and içirlər ki, (Peyğəmbər haqqında nalayiq sözlər) deməyiblər. (And olsun ki) onlar küfr sözünü demiş, islamı (zahirən) qəbul etdikdən sonra kafir olmuş, müvəffəq ola bilmədikləri bir işə (Təbuk döyüşündən qayıdarkən Peyğəmbərə qarşı hazırladıqları sui-qəsdə) girişmişdilər. (Münafiqlərin Peyğəmbərə və mö’minlərə qarşı) kin-küdurət bəsləmələrinin səbəbi yalnız Allahın və Peyğəmbərinin Öz ne’mətləri ilə onları varlandırmasıdır. Bununla belə, əgər (ikiüzlülüklərindən və digər yaramaz əməllərindən) tövbə etsələr, onlar üçün xeyirli olar. Yox, əgər (imandan) üz döndərsələr, Allah onları dünyada və axirətdə şiddətli bir əzaba mübtəla edər. Yer üzündə onların nə bir dostu, nə də bir imdada yetəni var!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
They swear by Allah that they said nothing (wrong), yet they did say the word of disbelief, and did disbelieve after their Surrender (to Allah) . And they purposed that which they could not attain, and they sought revenge only that Allah by His messenger should enrich them of His bounty. If they repent it will be better for them; and if they turn away, Allah will afflict them with a painful doom in the world and the Hereafter, and they have no protecting friend nor helper in the earth
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
They swear by Allah that they said nothing (evil), but indeed they uttered blasphemy, and they did it after accepting Islam; and they meditated(1331) a plot which they were unable to carry out: this revenge of theirs was (their) only return for the bounty with which Allah and His Messenger had enriched them! If they repent, it will be best for them; but if they turn back (to their evil ways), Allah will punish them with a grievous penalty in this life and in the Hereafter: They shall have none on earth to protect or help them.
1331 The reference is to a plot made by the Prophet's enemies to kill him when he was returning from Tabuk. The plot failed. It was all the more dastardly in that some of the conspirators were among the men of Madinah, who were enriched by the general prosperity that followed the peace and good government established through Islam in Madinah. Trade flourished; justice was firmly administered with an even hand. And the only return that these men could make was a return of evil for good. That was their revenge, because Islam aimed at suppressing selfishness, stood for the rights of the poorest and humblest, and judged worth by righteousness rather than by birth or position.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
يَحْلِفُونَ
yemin ediyorlar
بِاللّٰهِ
Allah'a
مَا قَالُواۜ
söylemedi- ler (diye)
وَلَقَدْ
hâlbuki elbette
قَالُوا
söylediler
كَلِمَةَ
sözünü
الْكُفْرِ
küfür
وَكَفَرُوا
ve kâfir oldular
بَعْدَ اِسْلَامِهِمْ
İslam olduktan sonra
وَهَمُّوا
ve yelten- diler
بِمَا
o şe- ye ki
لَمْ يَنَالُواۚ
başarılı olamadılar
وَمَا نَقَمُٓوا
ve intikam al- maya kalkmadılar
اِلَّٓا
ancak
اَنْ
diye
اَغْنٰيهُمُ
kendilerini zengin etti
اللّٰهُ
Allah
وَرَسُولُهُ
ve resulü
مِنْ فَضْلِه۪ۚ
fazlından
فَاِنْ
artık eğer
يَتُوبُوا
tövbe ederlerse
يَكُ
olur
خَيْراً
daha hayırlı
لَهُمْۚ
kendi- leri için
وَاِنْ
ve eğer
يَتَوَلَّوْا
yüz çevi- rirlerse
يُعَذِّبْهُمُ
onlara azap edecektir
اللّٰهُ
Allah
عَذَاباً
bir azap ile
اَل۪يماً
elem verici
فِي الدُّنْيَا
dünyada
وَالْاٰخِرَةِۚ
ve âhirette
وَمَا لَهُمْ
artık onlar için yoktur
فِي الْاَرْضِ
yeryüzünde
مِنْ وَلِيٍّ
bir dost
وَلَا نَص۪يرٍ
ve ne bir yardımcı
(Resulüm! Münafıklar, o sözleri) Söylemediklerine dair Allah'a yemin ediyorlar. Hâlbuki o küfür sözünü elbette söylediler ve İslam(ı kabul edip Müslüman) olduktan sonra (tekrar) kâfir oldular. Ayrıca başarılı olamadıkları bir şeye (seni öldürmeye) de yeltendiler. Ve sırf Allah ve resulü kendi fazlından (lütuf ve ihsanından) onları (iman nûruyla) zengin etti diye (ona düşmanlık besleyerek ondan) intikam almaya kalktılar. Eğer tövbe ederlerse (bu) kendileri için daha hayırlı olur. (Yok) Eğer yüz çevirirlerse, Allah onlara dünyada da âhirette de elem verici (iç yakan) bir azap ile azap edecektir. Artık onlar için yeryüzünde ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
حَلَفَ
Fiil-I
ح ل ف
Yemin etti
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
قَد
Edat
قَد
Katiyen, muhakkak, doğrusu, hakikaten, kesin olarak, andolsun
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
كَلِمَة
İsim
ك ل م
Kelime, söz
كُفْر
İsim
ك ف ر
İnkâr, küfür
كَفَرَ
Fiil-I
ك ف ر
Kâfir oldu, inkâr etti, nankör oldu, küfretti, karşılıksız bıraktı
بَعْد
İsim
ب ع د
Sonra, ard, öte
اِسْلَام
Fiilimsi-IV
س ل م
İslâm, Müslümanlık
هَمَّ
Fiil-I
ه م م
Yüz tuttu, azmetti, yeltendi, meyletti
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
نَال
Fiil-I
ن ي ل
Erişti, başarılı oldu, nail oldu, ulaştı, elde etti
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
نَقَمَ
Fiil-I
ن ق م
İntikam aldı, intikam almaya kalktı
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
اَغْنَى
Fiil-IV
غ ن ي
Fayda sağladı, müstağni kıldı, zengin etti, kazandırdı, savdı
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
فَضْل
İsim
ف ض ل
Lütuf, fazilet, kerem, üstünlük
اِن
Edat
اِن
Eğer,  -se, -sa
تَابَ
Fiil-I
ت و ب
Yöneldi, tövbe etti, tövbeleri kabul etti
كَانَ
Fiil-I
ك و ن
İdi, oldu
خَيْر
İsim
خ ي ر
Hayr (Allah'ın esması, ismidir. Hayr olan demektir), hayırlı
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
اِن
Edat
اِن
Eğer,  -se, -sa
تَوَلّٰى
Fiil-V
و ل ي
Yüz çevirdi, çevirdi, geri döndü, dönüp gitti, üstlendi, dost edindi
عَذَّبَ
Fiil-II
ع ذ ب
Azap etti, cezalandırdı
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
عَذَاب
İsim
ع ذ ب
Azap, ceza
اَلِيم
Sıfat
ا ل م
Elem verici
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
دُنْيَا
İsim
د ن و
Dünya, yakın
اٰخِر
İsim
ا خ ر
Âhiret, son, ard (ardından gelenler vb.)
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
لَهُمْ
Zamir
لَهُمْ
Onlar için, onlara, onların
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
وَلِىّ
İsim
و ل ي
Veliyy (Allah'ın ismi, esmasıdır. Gerçek ve hakiki dost olan demektir), dost, veli
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
نَصِير
İsim
ن ص ر
Nasîr (Allah'ın ismi, esmasıdır. Kulundan yana olup hayırda kuluna her daim yardım eden demektir), yardımcı, ensâr