(Resulüm, o münafıklara) De ki: “Allah (zafer ve başarı ya da sıkıntı ve yenilgiden) bizim için (eğitim, donanım, karar, sabır, cesaret, fedakârlık, askeri ve maddi teçhizat yönünden güçlü veya zayıf olmamıza tabi olarak) ne yazmışsa, (onun bilgisi dâhilinde) bize ancak o isabet eder. O, bizim Mevlâmızdır (sahip, yardımcı ve koruyucumuzdur). İnananlar ise ancak (üzerlerine düşeni yapıp gerekli olan her türlü çabayı gösterdikten sonra) Allah’a güvenip dayansınlar. *
(*) Peki, Allah’ın yazdığı nedir? Bilindiği üzere Tevbe-9/ 50-52. ayetler savaşın sonucuyla alakalıdır. Burada ayrım yapılmaksızın hangi taraftan olursa olsun, eğitimli ve donanımlı olup davası uğruna her türlü fedakârlığı gösteren kimselere zafer ve başarı, böyle olmayanlara da sıkıntı ve yenilgi söz konusu olur. İşte inanan- inanmayan arasında hiçbir ayrım yapmadan yüce Allah’ın kendileri için yazdığı budur. Zira Bedir savaşındaki zafer ile Uhud savaşındaki yenilgi bunun için birer örnektir. Bedir savaşında Müslümanlar kendilerini savunmak için üzerlerine düşen her türlü gayreti gösterip canları pahasına hiçbir fedakarlıktan kaçınmadılar, bu nedenle kendilerine zafer ve galibiyet isabet etti. Uhud savaşında ise, okçuların, Hz. Peygamberin verdiği talimata uymamaları ve ganimet peşinden koşmaları nedeniyle onlara bir sıkıntı ve mağlubiyet isabet etti. İşte 51. ayette böyle durumlara vurgu yapılıyor. Yani Allah’ın yazması insanın eylem, gayret, fedakârlık, hâl ve hareketine tabidir. Örneğin: Eğitimli, donanımlı, kararlı, sabırlı ve cesaretli olan ve hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan, askeri ve maddi yönden de güçlü olanlara zafer ve galibiyet isabet eder. Ama bu durumda olmayanlara, yani teçhizat, eğitim, askeri ve maddi yönden zayıf bulunanlara da sıkıntı ve yenilgi isabet eder. (الله اعلم) Ayrıca bunu genelleştirirsek bile iyi veya kötü insana isabet edenin Allah tarafından yazılıp belirlenmiş olması, o musibetin daha önceden Allah tarafından bilinmiş olması demektir. Yani her şey Allah’ın irade/onayı/ ve bilgisi dâhilinde gerçekleşmektedir. Zira Allah’ın bilgisi dâhilinde, kendi iradesiyle gerçekleştirdiği fiillerle hayat filmini oluşturan ve ona göre âhiret hayatını da şekillendirecek olan akıllı bir varlıktır insan. Yani yüce Allah’ın bunları önceden bildiğinden dolayı yazması, söz konusu hadiseye bir tesiri yoktur, çünkü ilim maluma tabi olduğu için söz konusu hadise o şekilde yazılmaktadır. Ayrıca (مولي)’’Mevlâ’’Allah’ın bir ismi sıfatıdır. Sahip olan, yakın olan, yardım eden, koruyan, yol gösteren. Mevlâ yalnızca Allah’tır. Allah’tan başkasına ‘’Mevla, Mevlâna’’ demek uygun ve caiz değildir. Zira Enfal-40’da Allah hakkında (نعم المولي ونعم النصير) ‘’O, ne güzel Mevla ve ne güzel yardımcıdır.‘’ deniliyor.