(Resulüm!) De ki:“Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz (ırkınız, milliyetiniz), kazanıp biriktirdiğiniz mallar, kesada uğramasından endişe ettiğiniz bir ticaret ve beğendiğiniz meskenler size Allah’tan, elçisinden ve O’nun yolunda cihattan (her türlü fedakârlıktan, özveri ile gayret göstermekten, çaba harcamaktan, imkânlarını seferber etmekten, Allah yolunda mücadele etmekten) daha sevgili ise, artık Allah, (hakkınızdaki toplumsal çöküş) emrini yerine getirip-gerçekleştirenceye kadar bekleyin! Ve Allah fasık olan (doğru yoldan çıkan) topluluğu (isyan, fasıklık ve sapıklıkta ısrar ettiği sürece) hidâyete iletmez (amacına ulaştırmaz, muvaffak etmez).*
(*) Yahut: “buyruğunun yerine gelmesini sağlayıncaya kadar”. Bu ifade, Hesap Günü’nü ya da -daha muhtemeldir ki- kısır çıkar kaygılarını ahlakî değerlerin üstünde tutan toplumların kaçınılmaz yozlaşmalarını, çöküşlerini işaret ediyor olabilir. Ve daha önemlisi, bu ayet, soy ve kan bağına, ırk asabiyetine, ırk düşkünlüğüne toplumsal davranışları belirleyen temel öğe olarak bakan görüş ve eğilimleri reddetmekte ve bir müminin -bireysel ve toplumsal- hayatını üzerinde yükselteceği tek sağlam ve meşru temel olarak dünya görüşünü, hayat görüşünü “Allah ve Resulü’ne bağlılık ve Allah yolunda cihad/üstün çaba göstermek” olarak öne çıkarmaktadır. (M. Esed. Ayet Açıklaması) Gerçek Müslüman servet, ticaret, mal, mülk sahibi olabilir. Güzel konaklarda oturabilir. Fakat bunları hiçbir zaman kalbine yerleştirmez. Hele hele Allah’tan, Allah yolundan ve O’nun yolunda cihad etmekten daha önemli hale getirmez. (S. Yıldırım Meali Tevbe-24. Ayet Açıklaması)