close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Tevbe Sûresi 118. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve’alâ-śśelâśeti-lleżîne ḣullifû hattâ iżâ dâkat ‘aleyhimu-l-ardu bimâ rahubet vedâkat ‘aleyhim enfusuhum vezannû en lâ melcee mina(A)llâhi illâ ileyhi śümme tâbe ‘aleyhim liyetûbû(c) inna(A)llâhe huve-ttevvâbu-rrahîm(u)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Geri kalan üç kişiye, yeryüzü o kadar genişken daraldıkça daralmış, gönülleri sıkıldıkça sıkılmıştı da sonucu Allah'tan, gene ancak Allah'a kaçılabileceğini anlamışlardı. Sonra Allah, onları da tövbeye muvaffak etmişti. Şüphe yok ki Allah bir mabuttur ki odur tövbeleri kabul eden rahim.
Mâlik oğlu Kâ'b, Rabi oğlu Mirâre, Ümeyye oğlu Hilâl, Tebük savaşına katılmamışlar, sonra pişman olup tövbe etmişlerdi.  
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Rahata ve menfaate meyletmeleri yüzünden cihaddan ve Bizans’a yönelik zorlu Tebük gazasından) Geri bırakılan (Sahabeden) o üç kişiye, (Kâ’b bin Mâlik, Mürâre bin Rebi, Hilâl bin Ümeyye’ye 50 gün boyunca uygulanan tecrit=ilgiyi kesme cezası yüzünden) olanca genişliğine rağmen yeryüzü dar gelmeye başlamış, vicdani (sorumluluk ve rahatsızlıkları) kendilerini sıktıkça sıkmış ve (artık) Allah’tan başka sığınacak hiçbir makam ve barınak olmadığı kanaatine varmışlardı. Sonunda (hatalarını fark ve terk edip yeniden hayra ve hizmete) yönelmeleri için, Allah onların tevbelerini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, Esirgeyendir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ve savaştan geriye kalan üç kişinin (ki onlar: Ka'b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye, Mürâre b. erRabî'dir.) de tevbesini kabul etti. Yeryüzü genişliğine rağmen, onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan, yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Bunun üzerine O da, yine merhametle o üç kişiye yöneldi ki, pişmanlık duyup tevbe etsinler; çünkü kendisine yürekten yönelen, sığınan herkesi, acımasıesirgemesiyle kuşatıp tevbeleri kabul eden, yalnızca Allah'tır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Allah, savaşa giden orduya katılmayıp evlerinde kalan, tevbelerinin kabulü tehir edilen üç kişinin de tevbelerini kabul etti. Tehir sebebiyle yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Allah'ın azâbından kurtuluşun yolunun, yine Allah'a sığınmak olduğunu anlamışlardı. Sonra Allah onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da, tevbelerini, günah işlemekten vazgeçişlerini, kendisine itaate yönelişlerini kabul buyurdu. Allah, insanları tevbeye, itaate sevkeder, tevbeleri kabul eder ve engin merhamet sahibidir.
Ahmet Varol
swap_vert close
Savaştan geri kalan o üç kişinin de. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, kendi canları bile onları sıkmış ve Allah'tan yine O'na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (Allah'a) dönmeleri için tevbelerini kabul etti. Şüphesiz Allah tevbeleri çokça kabul eden, çok merhamet edendir.
Ali Bulaç
swap_vert close
(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
(Tebük savaşından) geri kalan üç kişiyi (Ensar'dan Kâb İbni Mâlik, Hilâl İbni Ümeyye, Mürare İbni Rebî'i) de Allah bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliği ile onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıkmıştı ve Allah'dan kurtuluşun ancak Allah'a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Bundan sonra Allah onları tevbekâr olmaya muvaffak kılıp tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edicidir, çok merhametlidir.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Allah geri bırakılan o üç kişiyi de affetti. Öyle ki; yer bütün genişliğiyle beraber onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı ve Allah’tan başka hiçbir sığınakları olmadığını anlamışlardı. Sonra Allah, onları affetti ki tövbe etsinler. Şüphesiz Allah, tevbeleri çokça kabul eden ve çok acıyandır.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Seferden geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkıştırmıştı. Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anladılar. Sonra onlara yöneldi ki tövbe etsinler. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul eden ve rahmeti sınırsız olandır.
Besim Atalay
swap_vert close
Geri kalmış olanlardan, üç kişiye de bütün genişliğiyle yeryüzü onlara dar geldi, canları sıkıldı, Allaha karşı: «sığınak Allahtır ancak» dediler, tövbe etsinler diye Allah onları bağışladı, Allah bağışlayıcı, Allah yarlıgayıcı
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Savaştan) geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıkıştırmıştı. Böylece Allah'tan başka sığınacak hiçbir şey olmadığını anlamışlardı. Sonra eski (iyi) hallerine dönsünler diye (Allah) onların tevbelerini kabul etti. Çünkü Allah tevbeleri kabul edendir ve merhameti bol olandır.
Tebük Seferine ihmalcilik yüzünden katılamayan bu üç kişinin Ka’b bin Malik, Hilal bin Ümeyye ve Murara bin Rabi adlı sahabeler olduğu söylenir. Ka’b bin Malik, Bedir Savaşı dışında bütün savaşlara katılmış ve çok büyük kahramanlıklar göstermişti. Diğer ikisi ise Bedir Savaşı’nda cengâverce savaşan kahramanlardandı. Bunlar da herhangi bir mazeret bildirmeden, ihmalkârlıkları yüzünden Tebük Seferi’ne katılmamışlardı. Başta Hz. Peygamber olmak üzere seferden dönen bütün sahabeler kendilerine katılmayan bu üç kişiden yüz çevirmişti. Herhangi kötü bir niyetleri olmadan geri kaldıkları ve bir de pişmanlık duyarak tövbe ettikleri için Allah onları da bağışlamıştır.  
Cemil Said
swap_vert close
Geride kalan üç kişiyi de ’afv itdi. Ne kadar geniş olur ise olsun arz ânlar içün daralmışdı Allâh’ın hışmından kurtulmak içün âna ilticâ idiyorlardı. Allâh ânları ’afv itdi çünki tevbe idenleri ’afv ider. Rahîmdir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Bütün genişliğine rağmen yer onlara dar gelerek nefisleri kendilerini sıkıştırıp, Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anlayan, savaştan geri kalmış üç kişinin tevbesini de kabul etti. Allah, tevbe ettikleri için onların tevbesini kabul etmiştir. Çünkü O tevbeleri kabul eden, merhametli olandır.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti.[264] Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah’(ın azabın)dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hâllerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.
Âyette sözü edilen üç kişi Medineli müslümanlardan Ka’b b. Malik, Hilâl b. Ümeyye ve Murâra b. Rabi’dir. Bunlar Tebük seferine katılmayıp geride kalmışlardı. Hz. Peygamber, Tebük’ten dönünce bunlarla konuşmamış, ashap da onlardan yüz çevirmişti. Bunların tövbelerinin kabul edildiği hükmü, öncekilerden elli gün sonra gerçekleşmişti.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Allah geriye bırakılan (savaşa katılmayan) üç kişinin de tövbesini kabul etti. Sonunda, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmeye başlamış, vicdanları kendilerini sıkıştırmış ve Allah’a karşı O’ndan başka sığınılacak kimse olmadığını anlamışlardı. Bunun üzerine O da eski durumlarına dönmeleri için onlara tövbe nasip etti. Şüphesiz Allah, tövbeleri kabul edendir, merhametlidir.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından) yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.
Tebük seferine katılmayanlar arasında Ka’b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve Memâre b. Râbiîn adlı sahâbîler de vardı ki, tefsircilere göre bu âyette işâret edilen 3 kişi bunlardır.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Geride kalan o üç kişinin de (tevbesini kabul etti). Yeryüzü, tüm genişliğine rağmen onlara dar gelmişti. Bunalmışlardı. Sonunda, ALLAH'tan kaçamıyacaklarını anladılar. Bunun üzerine, yönelmeleri için O, onlara yöneldi. ALLAH yönelişleri Onaylayandır, Rahimdir.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Allah, haklarında hüküm beklenen o üç kişiyi de bağışladı. Çünkü o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmeye başlamıştı, vicdanları da kendilerini sıkıntıya sokmuştu. Allah'dan kurtuluşun, ancak Allah'a sığınmakta olduğunu anlamışlardı. Sonra da Allah, onları tevbekâr olmaya muvaffak kıldı da tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz ki Allah, tevbeleri çok çok kabul edendir, çok merhametli olandır.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
O üç kişiye de ki giri bırakılmışlardı, nihayet o derece bunalmışlardı ki Yer yüzü bütün genişliğile başlarına dar geldi vicdanları da kendilerini tazyık etti ve Allahdan yine Allaha sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar, evet, tam o vakıt tevbelerinin kabulile tekrar iltifat buyurdu ki o tevbekârlar miyanına rucu' etsinler, hakıkat, Allah, odur öyle tevvab, öyle rahîm
Emrah Demiryent
swap_vert close
Ve (ihmallerinden dolayı Tebûk seferine gitmeyen ve af durumları) geriye bırakılan o üç kişinin de (tövbelerini Allah kabul etti). Çünkü artık yeryüzü onca genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkıştırmış ve Allah’a sığınmaktan başka, bir çarelerinin olmadığını anlamışlardı. (Bundan) sonra (önceki iyi hâllerine) dönmeleri için (Allah) onların tövbelerini kabul etti. Şüphesiz Allah tövbeleri çokça kabul eden çok merhametli olandır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ve geri bırakılan üç kişinin tevbesini de kabul etti. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen, yeryüzü onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı. Ve Allah'tan başka sığınılacak kimse olmadığını anladılar. Sonra Allah, tevbeye yöneldikleri için¹, tevbelerini kabul etti. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
1- Tevbe, pişmanlığın sözle ifadesi değil, yapılan hatadan pişman olmak ve ondan vazgeçmektir; hatayı düzeltmektir. Allah, yanlışlarını düzeltmek isteyenlere bu hakkı tanımıştır.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Savaşdan) geri bırakılan (ve haklarındaki hüküm geciken) üç (kişin) in (tevbelerini de kabul etdi. Çünkü) yer yüzü bunca genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkdıkca sıkmışdı. Nihayet Allah (ın hışmın) dan yine Allahdan başka sığınacak hiç bir yer olmadığını anladılar (da bundan) sonra (Allah) onları da eski hallerine dönsünler diye, tevbeye muvaffak buyurdu. Şübhesiz ki Allah, (ancak) O, tevbeyi en çok kabul eden, hakkıyle esirgeyendir.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Allah, seferden) geri bırakılan o üç kişinin de (tevbesini kabûl etti)!(1) Öyle ki, yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmış ve Allah'(dan gelecek olan)a karşı yine O'ndan başka sığınacak hiçbir yer olmadığını anlamışlardı. Sonra (Allah) onları tevbeye muvaffak kıldı ki tevbe etsinler! Çünki, Tevvâb(tevbeleri çok kabûl eden), Rahîm (çok merhamet eden) ancak Allah'dır.
(1)Resûlullah Efendimiz (asm), Tebük Seferine iştirâk etmemiş olan seksen kişinin özürlerini kabûl edip, onlar için istiğfâr etmişti. Fakat Ka‘b bin Mâlik (ra), Mürâre bin Rabî (ra) ve Hilâl bin Ümeyye (ra)’ın açıkça i‘tirafda bulunmalarına rağmen, her birine: “Kalk, senin hakkında İlâhî bir hüküm sâdır oluncaya kadar bekle!” buyurmuş ve diğer Müslümanların da kendileriyle konuşmalarını yasaklamıştı. Böylece ızdırabla ve ağlamakla geçen elli günden sonra bu âyet-i kerîme nâzil olmuş, İlâhî affa nâil olmuşlardı. (İbn-i Kesîr, c. 2, 176)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Yine geri kalan (o) üç kişiye de (Allah, şefkat ve merhametiyle yöneldi). O kadar ki olanca genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, dahası vicdanları da kendilerini sıkıştırmıştı; sonunda Allah’tan yine Allah’a kaçıp sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar. Ardından O da onlara rahmetiyle yöneldi ki, onlar af dilemek için kendisine dönsünler: Kuşkusuz Allah, tövbeleri çok kabul eden, (çok) merhamet edendir.*
(*) Tebük Seferi’ne katılmamaktan ötürü pişmanlık duymakla beraber hemen özür dilemeyen ve tövbeye yönelmeyen üç kişiden söz edilmektedir. Rivayetlere göre bu üç kişi Kâ‘b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve Mürâre b. Rebî‘dir. Hz. Peygamber seferden dönünce, sıhhî ve malî durumları elverişli olduğu halde sefere katılmayan ve hemen günahlarını itiraf edip tövbeye yönelmeyen bu üç kişinin yüzüne bakmadı. Müslümanlar da Resûlullah’a uyarak geçici olarak onlarla ilişkilerini dondurdular. 106. âyette kendilerinden, “Bir diğer grubun durumu ise Allah’ın hükmüne kalmıştır; ya onlara azap edecek veya tövbelerini kabul edecektir” diye söz edilen bu kişiler, yaklaşık elli gün süren çileli bir bekleyiş içine girdiler. Nihayet bu âyetin nâzil olmasıyla tövbelerinin samimi olduğu ve Allah tarafından kabul edildiği bildirilince yüzleri güldü; Resûlullah’ın ve müslümanların arasına döndüler, âdeta hayat onlar için yeniden başlamış oldu. (Kaynak: Kur’an Yolu Tefsiri C:3 S: 69)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
İhtilaf eden üç gurubun (Allah tövbelerini de kabul etti). Savaş esnasında yeryüzü bütün genişliğine rağmen onların üzerine dar gelmişti ve canlar iyice daralmış, yalnızca Allah’dan başka sığınacak yer kalmadığını öğrenmişlerdi. Sonra Allah, onların içlerine düşen sıkıntıdan dolayı yaptıkları tövbelerini kabul etti. Muhakkak ki Allah tövbeleri kabul eden ve merhametli olandır.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Savaştan geri kalan o üç kişiye yeryüzü bütün genişliğiyle dar geldi, kendileri bile kendilerine dar geldi. Artık Allah’a karşı Allah’tan başka sığınacak yer olmadığını iyice anladılar. Bunun üzerine Allah Kendisine dönenlerin dönmelerini sağlamak için onlara yöneldi. Çünkü Allah dönüleri onayıcı, esirgeyicidir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Geri kalan üç kişiyi ise yeryüzü genişliği beraber onlara dar gelip [¹] gönülleri darlaşıncaya, Allah/ın hışmına karşı kerem ve affından başka sığınacak hiçbir yer olmadığını anlayıncaya kadar affetmedi. Sonra eski hallerine rücu etmeleri [²] için onları tövbeye muvaffak kıldı. Çünkü tevvap olan, rahîm olan, Allah/tır.
[1] Çünkü bütün halk kendiliğinden yüz çevirmişlerdi. Hiçbir kimse görüşmüyordu.[2] Veya tövbeye devam etmeleri için tövbe etmeleriyle.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Savaştan) geri kalan üç kişinin de tevbesini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, ruhları [enfusuhum] öylesine daralmıştı ki, Allah (azabın)’dan kurtaracak bir sığınağın yine ancak O’na sığınmak olduğunu anlamışlardı. İşte Allah tevbe etmeleri için onlara tevbe azmi vermişti. Muhakkak ki Allah Tevvâb’dır, Rahîm’dir.
Kadri Çelik
swap_vert close
(Allah savaştan) Geri bırakılan üç kişiye de (iltifatta bulundu). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş ve nefisleri (vicdanları) kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından), yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını iyice anlamış oldular. Sonra dönsünler diye (Allah) onlara iltifatta bulundu. Şüphesiz Allah, (evet işte) O tevbeleri çok kabul edendir, esirgeyendir.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Allah, hiçbir mâzeretleri olmadığı hâlde Tebük seferinden geri kalan, fakat haklarındaki karar bugüne kadar ertelenen(9. Tevbe: 106) Kâb bin Mâlik, Mürâre bin Rabî ve Hilâl bin Ümeyye adındaki üç kişinin de tövbelerini kabul edip onları bağışlamıştır. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen dünya başlarına dar gelmiş ve ruhlarını dayanılmaz sıkıntılar kaplamıştı. Zira Peygamberin boykot emriyle hiç kimse yüzlerine bakmıyor, en yakın dostları bile selâmlarını almıyordu. Doğup büyüdükleri şehirde yapayalnız kalmışlardı. Hiçbir yerde huzur bulamaz, hiçbir şeyden tat alamaz olmuşlardı. Pişmanlık ve vicdan azâbıyla içleri kan ağlıyordu. Böylece, Allah’ın gazâbından kurtulmak için, yine O’na sığınmaktan başka bir çare olmadığını anlamışlardı. Nihâyet, elli günlük çetin bir imtihânın ardından, Allah onların tövbesini kabul etti ki, kıyâmete kadar gelecek bütün tövbekârlar onları örnek alsınlar ve en zor, en çâresiz anlarda bile Allah’ın rahmetinden ümit kesmesinler, sabırla ve ısrarla Rab’lerine yönelip tövbe etsinler. Çünkü Allah, çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Geri bırakılmış olan üç kişiye de (tevbe kabul etti). Nihayet Yeryüzü, bütün genişliğine rağmen onlara dar geldi; canları sıkılıp daraldılar. İyice anladılar ki; Allah’tan başka hiçbir sığınak yoktur. Yine de tevbe etmeleri (pişman olmaları) için onlara tevbe kabul etti. Gerçekten Allah, Rahîm Tevvâb’tır.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Allah, sefere katılmayıp geride kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etmişti. Hattâ, onca genişliğine rağmen dünya kendilerine zindan olmuş, sıkıntıdan içlerine daral gelmişti. Sonunda Allah'tan başka hiçbir sığınak olmadığını anladılar. Pişman oldular, Allah onları da affetti. Çünkü Allah, yalvaranları sevgi ile kucaklar...
Mehmet Çoban
swap_vert close
Savaştan geri kalan üç kişinin tövbeleri kabul edilmiştir. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkıştırdıkça sıkıştırmış, böylece Allah’ın azabından yine Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra eski hallerine dönsünler diye, onların tövbelerini kabul ettik. Şüphesiz merhametiyle tövbeleri kabul eden Allah’tır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Allah, Tebük Gazvesi’nden) geri bırakılan üç kişinin [*] de (tevbelerini kabul etmişti). Yeryüzü (bütün) genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, [*] vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Allah’tan yine yalnızca Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra tevbe etmeleri (eski düzgün hallerine dönmeleri) için Allah onların tevbesini kabul etmiştir. Şüphesiz ki yalnızca Allah tevbeyi çok kabul edendir, çok merhametlidir.
Bu kişiler Tevbe 9:106’da işaret edilen “şair Ka‘b b. Mâlik ”, “hakkında [li‘an] ayeti inmiş olan Hilâl b. Ümeyye” ve “Mürâre b. er-Rabî‘” adlı üç kişidir. Bunların Tebük Gazvesi’ne gitmeyip geri bırakılanlar olduğuna değinilmektedir. Onları kimin geri bıraktığıyla ilgili olarak çevrelerindeki etkin bazı münafıkların buna sebep olduğu ifade edilebileceği gibi bu kişilerin savaş hazırlıkları bağlamında Hz. Muhammed’den izin aldıkları, bir süre gecikince de savaşa gidemedikleri için geri bırakıldıkları da belirtilmektedir. Tevbelerin kabul edilmesi, bunların kasıtlı bir geri kalış içerisine girmediği, şimdi bizim bilemediğimiz bir nedenle bu savaştan geri kaldıkları, ardından da bütün genişliğine rağmen yeryüzünün kendilerine dar geldiği ifade edilmektedir (Semerkandî, [Bahru’l-‘Ulûm], II, 95-99; Taberî, [Câmi‘u’l-beyân], XI, 21-22, 57-62; Zemahşerî, [el-Keşşâf], II, 298, 307; Râzî, [Mefâtîhu’l-Ğayb], XVI, 191) Benzer mesaj: Tevbe 9:25.  
Mehmet Türk
swap_vert close
Allah hükümleri ertelenen o üç kişinin de (tevbelerini kabul etti.)¹ Çünkü onlar (o derece bunalmışlardı ki) yeryüzü bütün genişliğine rağmen başlarına dar gelmiş sıkıntıdan patlayacak gibi olmuşlardı. Sonunda Allah’a sığınmaktan başka bir çare olmadığını, anlamışlardı. Bunun üzerine Allah, tevbe etsinler diye onlara tevbe nasip etti. Gerçekten Allah tevbeleri çok kabul edendir, çok merhametli olandır.²
1 Bu üç kişi; Akabe biatine katılan Kâ’b b. Malik’le, Bedir ehlinden olan Murare b. Rebi’ ve Hilâl b. Ümeyye idi. Bunlar, tevbe etmişler, ancak ortaya bir mazeret koymamışlardı. Bu yüzden de 106. âyetle haklarında verilecek hüküm Allah’a bırakılmıştı. Âyetin bu bölümü; “Ve Allah, geri kalan üç kişinin de tevbelerini kabul etti.” şeklinde tercüme edilebilirse de yukarıdaki tercüme Kâ’b b. Malik (r.a)’in kendi rivâyetine uygun düştüğü için tercih edilmiştir.2 Tebük dönüşünde Hz. Peygamber, Müslümanlara sefere katılmayanlarla selamlarını dahi almamak üzere tüm ilişkilerini kesmelerini emretti. Hattâ kırk gün sonra, ailelerine de onlarla tüm ilişkilerini kesmelerini emretti. Bu kişiler Medîne’de çok kötü bir duruma düştüler. Elli günlük bir boykottan sonra, söz konusu üç kişinin affedildiklerini ilan eden bu âyet nâzil oldu. Bu olayın Kâ’b b. Malik’in ağzından anlatıldığı rivâyet için Bk. (Elmalılı, Buhârî, Müslim) İslâm âlimleri genellikle nasuh tevbeye, Kâ’b b. Malik ve iki arkadaşının tevbesini örnek göstermişlerdir. Tevbe esasen; bu âyette belirtildiği gibi olmalıdır. Yani kişi tevbe ederken günâhına üzüntüsünden dolayı Dünya başına dar gelmeli, nefsi kendisini sıkmalı ve her şeyden kesilip Allah’a samimiyetle yönelmelidir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Ve [yine acıyıp-esirgeyerek, inananların içinden] bozguncu telkinlere kapılan ¹⁵⁵ o üç [grup insana] da teveccüh etti; o kadar ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara [çok] dar gelmeye başladı ve içleri daraldı da Allah’tan başka sığınacak kimse olmadığını anladılar; ve bunun üzerine O da yine merhametle onlara yöneldi, ki pişmanlık duyup tevbe etsinler: çünkü, (kendisine yürekten yönelen, sığınan herkesi) acıması-esirgemesiyle kuşatıp tevbeleri kabul eden yalnızca Allah’tır. ¹⁵⁶
155 Yahut: Tebük seferine çıkıldığında “geride kalan”. Ellezîne hullifû ifadesi için verdiğimiz “fesada kapılanlar” şeklindeki karşılık halufe ya da hullife fiilinin “[kötü yönde] değişti/değiştirildi” ya da “fesada uğradı/iğvaya kapıldı” şeklindeki, ahlakî planda kötülüğe meyli işaret eden mecazî anlamına dayanmaktadır (bkz. Esâs, Nihâye, Lisanu’l-‘Arab, Kâmûs, Tâcu’l-‘Arûs). Ellezîne hullifû ibaresinin yukarıdaki anlam örgüsü içinde, düzmece mazeretlerle seferden geri kalanlarla ilgili olarak kelimenin bu mecazî anlamıyla yorumlanması Abdülmelik el-Asma‘î gibi çok önde gelen Arap dilcilerinden bazılarınca da teyid edilmiştir (surenin 83. ayetine ilişkin yorumunda Râzî bu hususu belirtmiştir). “Bozguncu telkinlere kapılan üç kişi ya da üç grub”a gelince, klasik müfessirler burada sözü geçen üç sayısıyla, Tebük seferine katılmaktan kaçınan ve seferden sonra da yukarıdaki ayet vahyedilinceye kadar Hz. Peygamber ve Sahâbîlerince kendilerine küskünlük gösterilen üç kişinin, Ka‘b b. Mâlik, Merâre b. er-Rabî‘ ve Hilâl b. Ümeyye’nin îma edildiğini söylemişlerdir (İsmi geçen bu kişilerin üçü de Ensar’dandır). Bu üç Sahâbînin gerçekten de sefere katılmaktan kaçınan kimseler arasında bulundukları tarihî olarak belgelenmiş olsa da (Taberî ve İbni Kesîr, bu ayete ilişkin açıklamalarında konuyla ilgili rivayetlere ayrıntılı bir biçimde yer vermişlerdir), bize öyle geliyor ki, ayetin anlam akışı, îmasının yalnızca üç kişiyle sınırlandırılmasına imkan vermemektedir; dolayısıyla bu üç sayısı, bizce, sefere katılmak konusunda hatalı davranan üç grup mümini işaret etmektedir: (1) şüpheli mazeretler ileri sürerek Hz. Peygamber’den evde kalma izni koparan kimseler (bunlara hem 43-46. ayetlerde hem de 90. ayetin ilk cümlesinde temas edilmiştir); (2) izinsiz olarak kendi kararlarıyla seferden uzak kalan ama sonradan kendiliklerinden pişmanlık gösterip hataları için tevbe eden kimseler (102-105. ayetlerde sözü edilenler); ve nihayet, (3) durumlarının ne olacağı Allah’ın yargısı gelinceye kadar “belirsiz” olan (106. ayet) ve Hz. Peygamber’in Tebük seferinden dönüşünden kısa bir süre sonra (118. ayetin indirildiği günlerde) pişmanlık gösterip tevbe eden kimseler.156 Yukarıdaki ayet, en geniş yüklemiyle -vahyine neden olan tarihî olguyu da aşarak- doğru yoldan geçici ve arızî olarak ayrılır gibi olan, sonra ya kendi iradeleriyle ya da başkaları tarafından yapılan uyarmalar, kınamalar sonucu “bir fitneye dûçâr olduğunu” anlayan ve içtenlikle günahından dönüp tevbe eden bütün müminlerin durumuna ışık tutmaktadır.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Ve bir de savaşa katılmayıp geride kalan üç kişinin de vicdanları onları öylesine sıkmıştı ki yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmişti ve Allah’a karşı yine Allah’tan başka bir sığınak olmadığını anladılar, sonra Allah’a tövbe ile yönelmelerinden dolayı Allah da tövbelerini kabul etti. Şüphesiz ki Allah, evet O’dur tövbeleri kabul eden ve merhamet eden. 9/81, 48/11, 3/135, 16/98, 18/27
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Yine geri kalan üç kişiye de (Allah, şefkat ve merhametiyle yöneldi).[¹⁵⁴⁹] O kadar ki, olanca genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, dahası vicdanları da kendilerini sıkıştırmıştı; sonunda Allah’tan yine Allah’a kaçıp sığınmaktan başka çare olmadığına kanaat getirdiler. Ardından O da onlara rahmetiyle yöneldi ki, onlar tevbe etmek için Kendisine dönsünler: İyi bilin ki Allah, evet yalnızca O’dur tevbeleri kabul eden, rahmetiyle muamele eden!
[1549] Sûreye adını veren bu âyette atıf yapılan üç kişi Ka‘b b. Malik, Merare b. Rebi’ ve Hilal b. Ümeyye’dir. Bunların “üç kişi” değil de, 41. âyetten buraya kadar hikâyeleri anlatılan seferden geri kalan “üç gurup” olduğu düşünülebilirse de, 85, 87, 93 ve 94. âyetler buna engel teşkil etmektedir. Bir şair olan Ka‘b’ın başından geçenler özetle şöyle: Allah Rasûlü seferden dönünce ayağının tozuyla mescidde iki rekât namaz kıldıktan sonra Ka‘b’ı görüp neden katılmadığını sorar. Allah’ı aldatamayacağına inandığı için mazeretinin olmadığını, nefsine ağır geldiği için sefere katılmadığını söyler. Allah Rasûlü “Allah senin hakkında hüküm verinceye kadar bekle” der. O günden sonra iki arkadaşıyla birlikte tecrit olunurlar. Namazları Nebi’nin ardında kılar, selam verir, selamımı acaba alıyor mu diye Allah Rasûlü’nün dudaklarının kımıldayıp kımıldamadığına bakar. İçinden keşke kımıldasa diye dua eder. Tecrit daha da sıkılaşır. Ve bu durum tevbesi kabul oluncaya kadar sürer (Taberî). Tevbesine sadâkatin bir şahidi olarak malını tasadduk eder (Buhârî, Tefsir 75).  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Allah, seferden) Geri bırakılan (ve hükümleri ertelenen) o üç kişinin (Ebu Lubabe ve arkadaşlarının) tevbelerini de kabul etti ki, yeryüzü bunca genişliğe rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmış ve sonunda Allah’ın azabından kurtulmak için yegane çarenin, yine Allah'a sığınmak olduğunu anlamışlardı. Allah da onlara tevbe nasip etti ve tevbelerini kabul buyurdu. Şüphe yok ki Allah, tevbeyi çok kabul eden ve çok merhametli olandır.
Osman Fırat
swap_vert close
(Savaştan) geri kalan O üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah’(ın azabın) dan yine O’na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hâllerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi kabul eden, merhamet edendir.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve üç kişiye de ki, onlar geri bırakılmışlardı, hattâ yeryüzü, genişliğiyle beraber onların üzerine dar gelmişti. Kalpleri kendilerine darlaş-ıştı ve Allah Teâlâ'ya sığınmadan başka O'ndan sığınacak bir şey bulunmadığını anladılar. Sonra onlara tevbekar olmaları için tevbe nâsip buyurdu. Şüphe yok ki Allah Teâlâ'dır tevbeleri en çok kabul eden, en çok merhametli olan ancak O'dur.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Allah, savaştan geri kalan ve haklarındaki hüküm ertelenen o üç kişinin de tövbelerini kabul buyurdu. Çünkü onlar öylesine bunaldılar ki dünya bütün genişliğine rağmen başlarına dar geldi. Vicdanları da kendilerini sıktıkça sıktı. Nihayet, Allah'ın cezasından, yine Allah'ın kapısından başka sığınacak hiçbir yer olmadığnı anladılar da, bundan sonra, önceki iyi hallerine dönsünler diye, Allah onları tövbeye muvaffak kıldı. Çünkü Allah tevvabdır, rahîmdir (tövbeleri çok kabul eder, tövbe edenleri sever ve pek merhametlidir).
Bu üç halis Müslüman Kâ’b b. Malik, Hilal b. Ümeyye, ve Mürâre (r.anhüm) adlı sahabîlerdi. Güçlü bir şair olan Kâ’b’ın bu kıssayı uzunca anlatımı okunmaya değer. Hz. Kâ’b’ın bu anlatımı, başta Buharî’nin Sahîh’i olmak üzere birçok kaynakta bulunmaktadır. Bu üç zat gerçek Mümin olduklarından Hz. Peygamber bunları dışladı. Müslümanları onlarla konuşmaktan menetti. Elli gün süren, kendilerine ise ellibin sene gibi gelen, büyük bir imtihan geçirdiler. Sadakatlerini ispatladıklarından Allah da onların tövbelerini kabul etti.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Ve (seferden) geri bırakılan o üç kişinin de tevbesini kabul buyurdu. Bütün genişliğiyle beraber dünya başlarına dar gelmiş ve canları sıkıldıkça sıklmış ve Allah'tan, yine kendisine sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Allah onların tevbesini kabul buyurdu ki tevbe etsinler. Çünkü Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Geri kalan (cihâddan tehallüf iden) o üç kişiye ki onlara, yeryüzi daraldı ve kalbleri gam ve kasvetle doldı ve Allâh'ın gadab ve 'azâbından sığınub ilticâ idilecek yerin ancak Allâh oldığını anladılar. Bundan sonra onların tevbelerini kabûl içün onları tevbeye sevk buyurdı. Allâh Te'âlâ tevbeleri kabûl ider rahîmdir. [²]
[2] Bu üç kişi Ka'b ibni Mâlik, Mürâre ibni er-Rebî' ve Hilâl bin Ümeyye idiler. Ka'b ibni Mâlik bu vak'ayı ber vech-i âtî hikâye itmişdir: Rasûl-ü Ekrem Tebük gazvesinden Medîne'ye 'avdet buyurdukda ziyâretlerine gidüb selâm virdim, bana gadabla redd-i selâm itdi. Bütün ashâb bizimle kelâmı kesdiler, elli gün Medîne'de yapyalnız gibi kaldık, o halden çok müteessir oluyorduk. Vefât iderim de Rasûlullah namâzımı kılmaz veyâ Rasûlullah vefât ider de biz böyle kalırız diye ödüm kopuyordı. Elli gün, gice ve gündüz son derece ızdırâb içinde Allâh Te'âlâ'ya tevbe ile meşgûl olduk. O müddetin hitâmında bir gice sabaha karşı bu âyet-i kerîme nâzil olmakla Rasûlullah hazretleri sabah namâzını kıldıkdan sonra bizi tebşîr ve tebrîk itdi.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Savaştan geri bırakılan üç kişinin tevbesini de kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, içleri iyice daralmıştı. Allah’tan kaçanın tek sığınağının yine Allah olduğunu da anlamışlardı. Tevbe etsinler diye Allah onların yüzüne baktı. Çünkü Allah tevbeleri kabul eder, ikramı da boldur.
Şaban Piriş
swap_vert close
Geri bırakılan üç (kişiyi) de... Bütün genişliğine rağmen yeryüzü kendilerine dar gelip, canları çıkacak gibi oldu. Allah'tan başka bir sığınak olmadığını anladılar. Tevbe ettikleri için Allah, onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz tevbeleri kabul eden ve merhamet eden O'dur.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Haklarındaki hüküm geri bırakılan üç kişiye de Allah tevbe nasip etti. Öyle ki, yeryüzü onca genişliğiyle beraber onlara dar gelmiş, gönülleri de daraldıkça daralmış, Allah'ın azabından kurtulmak için Ondan başka sığınılacak bir yer olmadığını anlamışlardı. Böylece Allah onlara, eski hallerine dönmeleri için tevbe nasip etti. Gerçekten de, Allah tevbeleri kabul eden pek geniş bir rahmet sahibidir.29
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, öz benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı; Allah'ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını fark etmişlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuşkusuz, Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı üç gişiye anlar kim girü ķaldılar ġażadan. tā ol vaķt vim ŧār oldı anlara yir giñ olduġıyıla daħı ŧār oldı anlara nefsleri ya'nį göñülleri. daħı bayıķ bildiler kim śıġınacaķ yir yoķdur Tañrı’dan illā andın yaña. andan tevbe virdi anlara tā tevbe eyleyeler. bayıķ Tañrı oldur tevbe virici raḥmet ķılıcı.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ol üç kişinüñ daḫı tevbesin ḳabūl itdi ki müteḫallif oldılar ġazālıḳdan olvaḳtda ṭar oldı üstlerine yir geñişlig‐ile, daḫı ṭar oldı üstlerine nefsleri daḫı. Daḫı bildiler ṣıġınacaḳ kimse yoġ‐ımış Tañrıdan özge kimseye. Andan ṣoñratevbeler ḳabūl itdi tevfīḳ virmek bile. Taḥḳīḳ Tañrı Ta‘ālā tevbeler ḳabūlidicidür, raḥmet eyleyicidür.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Həmçinin (Təbuk döyüşündən) geri qalmış üç nəfərin də (tövbələrini qəbul etdi). Belə ki, dünya onlara dar olmuş, ürəkləri (qəm-qüssədən) təngə gəlib sıxılmışdı. Onlar Allahdan (Allahın əzabından) yalnız Onun Özünə sığınmağın mümkün olduğunu başa düşdülər. Şübhəsiz ki, Allah tövbələri qəbul edəndir, rəhmlidir!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And to the three also (did He turn in mercy) who were left behind: when the earth, vast as it is, was straitened for them, and their own souls were straitened for them till they bethought them that there is no refuge from Allah save toward Him. Then turned He unto them in mercy that they (too) might turn (repentant unto Him). Lo! Allah! He is the Relenting, the Merciful.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
(He turned in mercy also) to the three who were left behind; (they felt guilty)(1370) to such a degree that the earth seemed constrained to them, for all its spaciousness, and their (very) souls seemed straitened to them,- and they perceived that there is no fleeing from Allah (and no refuge) but to Himself. Then He turned to them, that they might repent: for Allah is Oft-Returning, Most Merciful.
1370 Among the Faithful, the largest number consisted of those who were perfectly staunch and ever ready to do their duty. They obtained the love and good pleasure of Allah. Next came a few who wavered because their will was weak and they were daunted by the dangers and difficulties that faced them; Allah's saving grace protected them and they conquered their weakness, and did not fail in their duty; Allah forgave them and accepted their repentance. Lastly, in the illustration taken from the Tabuk affair, there were some who actually failed in their duty, not from contumacy or ill will, but from thoughdessness, slackness, and human weakness: they actually failed to obey the Holy Prophet's summons, and were naturally called on to explain, and were excluded from the life of the Community. Their mental state is here described graphically. Though the earth is spacious, to them it was constrained. In their own souls they had a feeling of constraint. In worldly affluence they felt poor in spirit. They realised that they could not flee from Allah, but could only find solace and refuge in coming back to Him. They freely repented and showed it in their deeds, and Allah freely forgave them and took them to His grace. Though illustrated by the particular examples of the Ansar, viz., Ka'b, Mararah, and Hilal, the lesson is perfectly general and is good for all times.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَعَلَى الثَّلٰثَةِ
ve o üç kişinin
الَّذ۪ينَ
onlar ki
خُلِّفُواۜ
geri kaldılar
حَتّٰٓى
öyleki
اِذَا
o za- man ki
ضَاقَتْ
dar geldi
عَلَيْهِمُ
onlara
الْاَرْضُ
yeryüzü
بِمَا
o şey- le ki
رَحُبَتْ
geniş oldu
وَضَاقَتْ
ve sıktı
عَلَيْهِمْ
kendilerini
اَنْفُسُهُمْ
vicdanları
وَظَنُّٓوا
ve iyice anladılar
اَنْ
şüp- hesiz
لَا
yok-tur
مَلْجَاَ
sığınacak bir yer
مِنَ اللّٰهِ
Allah'tan
اِلَّٓا
ancak
اِلَيْهِۜ
O'na
ثُمَّ
sonra
تَابَ عَلَيْهِمْ
onlara tövbe(yi
nasip) etti
لِيَتُوبُواۜ
tövbe et- meleri için
اِنَّ
şüp- hesiz
اللّٰهَ
Allah
هُوَ
O'dur
التَّوَّابُ
Tevvâb
الرَّح۪يمُ۟
Rahîm
(Allah, seferden) Geri kalan o üç kişinin de (tövbelerini kabul etti). Öyle ki yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı ve Allah(tan gelecek olan)a karşı yine O'ndan başka sığınacak hiçbir yer olmadığını iyice anlamışlardı. Sonra (Allah) onlara tövbe(yi nasip) etti ki tövbe etsinler. Çünkü Allah, (evet) O, Tevvâb'tır, Rahîm'dir (tövbeleri, kendisine dönenlerin dönüşünü kabul eden, isimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli edendir).
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
ثَلٰثَة
İsim
ث ل ث
Üç
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
خَلَّفَ
Fiil-II
خ ل ف
Geri kaldı
حَتّٰى
Edat
حَتّٰى
Nihayet, -e kadar, hatta, ta ki, sonuçta
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
ضَاقَ
Fiil-I
ض ي ق
Dar geldi, sıktı, daraldı
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
اَرْض
İsim
ا ر ض
Yeryüzü, yer, arz, toprak, yurt
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
رَحُبَ
Fiil-I
ر ح ب
Geniş oldu
ضَاقَ
Fiil-I
ض ي ق
Dar geldi, sıktı, daraldı
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
نَفْس
İsim
ن ف س
Kendi, kendisi, nefis, can
ظَنَّ
Fiil-I
ظ ن ن
Bildi, zanda bulundu, zannetti, anladı, sandı
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
مَلْجَـٔا
İsim
ل ج ا
Sığınak, sığınacak yer
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
ثُمّ
Zarf
ثُمّ
Sonra
تَابَ
Fiil-I
ت و ب
Yöneldi, tövbe etti, tövbeleri kabul etti
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
تَابَ
Fiil-I
ت و ب
Yöneldi, tövbe etti, tövbeleri kabul etti
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
هُوَ
Zamir
هُوَ
O
تَوَّاب
Etken fiil
ت و ب
Tevvâb (Allah'ın esması, ismidir. Tövbeleri, kendisine dönenlerin dönüşünü kabul eden demektir), tövbe eden
رَحِيم
İsim
ر ح م
Rahîm (Allah'ın esması, ismidir. İsimlerinde ve fiillerinde her zaman rahmeti tecelli eden demektir), merhametli