(Ama yine de) eğer (size saldırmaktan, barış antlaşmasını bozmaktan ve nifaktan vazgeçip kendi özgür irâdeleriyle) tövbe eder, namazı kılar, zekâtı verirlerse, artık (onlar da) dinde kardeşlerinizdir. Ve biz bilmek (öğrenmek) isteyen bir toplum için, ayetleri ayrıntılı olarak (böyle) açıklıyoruz.*
(*) Not: Önceki ayetlere bakıldığında görülecektir ki, buradaki tövbe, yani (رجوع)’’dönüş’’ saldırganlıktan, barış antlaşmasını bozmaktan ve nifaktan dönüştür, Çünkü onlara karşılık vermenin tek sebebi saldırmaları ve barış antlaşmasını bozmalarıdr. Zira bundan hemen önceki ayette onlar için müşrik, münafık değil de, (هُمُ الْمُعْتَدُونَ) yani ‘’onlar saldırgandırlar,’’ifadesi kullanılmıştır. Yani burada şöyle bir mesaj veriliyor. Onlar kendi özgür iradeleriyle saldırganlıktan ve nifaktan vazgeçer, namaz kılar ve yoksulun hakkı olan zekâtı verirlerse, onlar korktukları için münafıklık yaptıklarını ve böylece sizi kandırmaya çalıştıklarını sakın düşünmeyin ve onları dinde de kardeşleriniz olarak bilin.
اعلم أنه تعالى لما بين حال من لا يرقب في الله إلا ولا ذمة، وينقض العهد وينطوي على النفاق ويتعدى ما حد له، بين من بعد أنهم إن أقاموا الصلاة وآتوا الزكاة كيف حكمهم، فجمع ذلك الشيء بقوله: {فَإِخوَانُكُمْ فِى ٱلدّينِ } (مفاتيح الغيب ، التفسير الكبير).ايَرْقُبُونَ فِي مُؤْمِنٍ إِلاًّ وَلاَ ذِمَّةً وَأُوْلَـٰئِكَ هُمُ ٱلْمُعْتَدُونَ {تابوا} رجعوا عن حالهم (المحرر الوجيز في تفسير الكتاب العزيز) وماالرجوع الا من الاعتداء (وأولئك هم المعتدون} في نقض العهد. (لباب التأويل في معاني التنزيل) اشترطت هذه الآيات اابتداء الكافرين لنا بالعدوان لإباحة قتالهم