Sizi yaratan Odur.¹ Sonra kiminiz kâfir, kiminiz de Müslüman olur.² Allah sizin ne yaptığınızı hakkıyla görüp durandır.
1 Yani, yaratılışınız itibarıyla sizin aranızda bir fark yoktur. Hepiniz yaratılışta eşitsiniz. Şu halde kâfir de, mümin de O’nun yaratığıdır. İnsanın yaratılışı, Yaratıcıya imanı gerektirmekle beraber, küfre de imana da kabiliyetlidir. Mahlûkat içinde hepsinden farklı bir insan cinsi yaratmak, sonra da aynı cins içinde bir birine zıt iki grup meydana çıkarmak şüphesiz Yaratıcının her şeye kadir olduğuna delalet eden kudretinin izlerinden önemli bir delildir. “Sizi ilmî olgunlukların ve ameliyenin prensiplerini içeren güzel bir yaratılışla yaratmış, bununla beraber bazılarınız yaratılış gereğinin aksine küfrü tercih etmiş ve böylece kâfir olmuş, bazılarınız da yaratılışının gereği olarak imanı tercih etmiş ve mü’min olmuştur. Hâlbuki üzerinize vacib olan, hepinizin imanı tercih edip, ona bağlı diğer nimetlere şükretmekti. Siz ise yaratılışınız itibarıyla buna kabiliyetli olduğunuz halde öyle yapmadınız da kiminiz kâfir, kiminiz mümin olup gruplara ayrıldınız.” (Eb’us-Suud) Bu grup ve fırkalara ayrılmayı, Cebriye’nin dediği gibi kulun hiç bir rolü olmayarak sırf Allah’ın takdirine nispet etmek nasıl doğru değilse, Mutezile’nin anladığı gibi Allah’ın yaratma ve takdiri olmaksızın sadece kulların yaratmasına nispet de doğru değildir. Binaenaleyh iman da, küfür de yaratılmıştır. Ancak Allah’ın imana rızası var, küfre rızası yoktur. Bu suretle iman ve küfrün yaratılması insanın iradesiyle ilgili tali ve gerekli bir yaratma olduğundan “İçinizden kimi kâfir, kimi mümindir.” buyurulmuştur. (Elmalılı)2 Âyetin bu bölümünün, önceki bölüme hal olmayıp, takibiye olması; “insanların yaratılıştan kâfir veya Müslüman olmadıklarının” delilidir. Bu bölümün devamında da belirtildiği gibi Allah, ezelî ve ebedî ilmiyle zâten kimin kâfir, kimin Müslüman olacağını bilip durmaktadır. Ancak, bu bir bilgidir ve Allah’ın insanlara bir dayatması değildir. Eğer buradan cebriye ve sûfiye mantığıyla; “insanların yaratılıştan kâfir veya Müslüman yaratıldıklarını” anlamaya çalışırsak o zaman kullardaki iradeyi, âhiretteki cezâ ve mükâfatı inkâr etmemiz gerekir ki bu da İslâm’ın mantığına tamamen ters olur. Yani her insan kendi irade ve tercihiyle isterse kâfir, isterse Müslüman olur. Ayrıca bu âyete göre; “her doğanın İslâm fıtratı üzerine doğduğu” ile ilgili hadisi de; “her doğanın İslâm’ı kabul edecek kapasitede doğduğu” şeklinde anlamak gerekir. Bk. (Tûr: 21, Necm: 52)