close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Tahrîm Sûresi 8. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû tûbû ila(A)llâhi tevbeten nasûhan ‘asâ rabbukum en yukeffira ‘ankum seyyi-âtikum ve yudḣilekum cennâtin tecrî min tahtihâ-l-enhâru yevme lâ yuḣzi(A)llâhu-nnebiyye velleżîne âmenû me’ah(u)(s) nûruhum yes’â beyne eydîhim vebi-eymânihim yekûlûne rabbenâ etmim lenâ nûranâ vaġfir lenâ(s) inneke ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Ey inananlar, tövbe edin Allah'a halis bir tövbeyle; umulur ki Rabbiniz; kötülüklerinizi örter ve sizi, kıyılarından ırmaklar akan cennetlere sokar, o gün Allah, Peygamberi ve inananlardan onunla beraber bulunanları horlamaz, nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar, parlar da Rabbimiz derler, nurumuzu tamamla, kuvvetlendir bize ve ört suçlarımızı bizim, şüphe yok ki senin, her şeye gücün yeter.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Ey iman edenler! "Tevbe-i Nasuh" ile (yani kesin bir niyetle, günahlara geri dönmemek azmiyle, samimi ve halis bir pişmanlık düşüncesiyle, açılan bir yarığı en sağlam bir iple ve bir daha kopmaz biçimde diker gibi) Allah’a tevbe edin (ve kötülüklerden vazgeçin. Günahına sevinmenin, günahıyla övünmenin, günahını küçümsemenin ve günahlarda ısrar etmenin Allah’ın kahrına uğratacağını bilin!). Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlere sokuverir. O gün (mahşerde) Allah, Peygamberi ve (kıyamete kadar) Onunla beraber iman edenleri (asla) utandırıp küçük düşürmeyecektir. (Mahcup ve mahrum etmeyecektir.) Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar-parıldar (vaziyette huzurla yürüyecekler ve): "Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz Sen, her şeye güç yetirensin" diyeceklerdir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Ey iman edenler! Tam bir pişmanlık ve gönül huzuru içinde gösterişten uzak ölçüde Allah'a tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örtüp yok eder ve sizi içinden ırmaklar akan cennetlere koyar ki o gün Allah, peygamberi ve O'nunla beraber iman edenleri utandırmaz ve nurları önlerinde ve sağlarında hızla yayılır ve “Ey Rabbimiz!” derler. “Bizim nurumuzu tamamla ve kuvvetlendir ve bizi bağışla, şüphesiz ki senin gücün herşeye yeter.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
Ey iman edenler, tevbe-i nasuh ile, hâlisâne, samimi bir tevbe ile günah işlemekten vazgeçerek, Allah'a itaate yönelin, üzerinizdeki başkalarına ait hakları sahiplerine iade edin. Umulur ki, Rabbiniz kusurlarınızı siler, bağışlar. Sizi altından ırmaklar akan cennet konaklarına koyar. Allah'ın, peygamberini ve onunla birlikte, iman edenleri utandırmayacağı bir günde, sizi cennetlere koyar. Onların imanlarından, işledikleri hayırlardan ve sâlih amellerinden kaynaklanan nurları, genişleyerek ve yayılarak önlerini, sağlarını, sollarını aydınlatır. Onlar: “Rabbimiz, bizim faydalanmamız için nurumuzu devam ettir, bizi koruma kalkanına al, bağışla. Sen kanunlarının cari olduğu her şey üzerinde gücünü kudretini kullanır, düzenlemeni yaparsın.” derler.
Ahmet Varol
swap_vert close
Ey iman edenler! Gönlü etkileyen (nasuh) tevbe ile Allah'a tevbe edin. Olur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah Peygamber'i ve onunla birlikte iman edenleri utandırmaz. Nurları önlerinden ve sağlarından koşar. Derler ki: "Rabbimiz! Bizim nurumuzu tamamla ve bizi bağışla. Şüphesiz sen her şeye güç yetirensin."
Ali Bulaç
swap_vert close
Ey iman edenler, Allah'a kesin (nasuh) bir tevbe ile tevbe edin. Olabilir ki, Allah kötülüklerinizi örter ve altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah, Peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşar-parıldar. Derler ki: 'Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz Sen, her şeye güç yetirensin.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Ey iman edenler! Allah'a öyle tevbe edin ki, tam bir pişmanlıkla halis bir tevbe olsun; olur ki Rabbiniz, kötülüklerinizi örter ve sizi, (ağaçları) altından ırmaklar akar cennetlere koyar. O gün Allah, Peygamberini ve O'nunla beraber iman edenleri utandırmıyacaktır. (Sırat üzerinde) nurları önlerinde ve sağlarında koşub parlayacak; şöyle diyeceklerdir: “- Ey Rabbimiz! Bizim nûrumuzu tamamla, (bu Sırat üzerinde nûrları sönen münafıklar gibi bizleri yapma). Bizi bağışla; muhakkak ki sen, her şeye kadirsin.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Ey iman edenler! Samimi ve doğru bir halde Allah’a yönelin. Yakında Rabbiniz günahlarınızı siler; sizi altlarında nehirler akan Cennetlere koyar. O gün Allah, Peygamber’i ve onunla beraber inananları utandırmayacaktır. Nurları, önlerinde ve sağlarında onlara yol gösterir. Onlar: “Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla! Sen, her şeye gücü yetensin” derler.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
“Ey iman edenler! Gönülden gelen bir tövbe ile Allah'a yöneliniz. Belki Rabbiniz kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve onunla beraber iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Onların önlerinden ve sağlarından nurları aydınlatıp gider de, ‘Ey Rabbimiz! Nurumuzu bizim için tamamla, bizi affet, çünkü senin her şeye gücün yeter' derler.”[659]
[659] Nasûh tövbesi hakkında bilgi için bk: Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIX, 422-426.  
Besim Atalay
swap_vert close
ey inanmış olanlar! İçten gelen bir tövbe ile Allaha tövbe edin, ola ki, Tanrınız geçip günahınızdan, altından ırmaklar akan cennetlere sizi kor, o gün, Allah peygambere, hem onunla birlikte inanmış bulunanlara horluk göstermiyecek, her yönden nurları parlar onların; derler ki: «Tanrımız! Tümle bizim nurumuzu, bizi bağışla, evet senin gücün her şeye yeter!»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Ey inananlar! Allah'a içtenlikle (bir daha yapmamaya karar vererek) tevbe edin! (Böyle yaparsanız) umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, nebiyi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Onların nuru (o gün), önlerini ve yanlarını aydınlatacak ve onlar hep şöyle dua edecekler: “Ey Rabbimiz! Bizim nurumuzu tamamla (cennete girinceye kadar sönmesin). Ve bizi bağışla! Çünkü sen her şeye gücü yetensin!”
Bkz. 57/12  
Cemil Said
swap_vert close
Ey mü’minler! Samîmâne tevbe ve istiğfâr idiniz. Belki Allâh günâhlarınızı ’afv ider ve sizi nehirler ile iskâ olunmuş cennetlere idhâl ider. O gün peygamberi ve âna îmân itmiş olanları mahzûn itmeyecekdir. Ânların nûrı önlerinde ve yanlarında gidecekdir, ânlar "Yâ rabbî bu nûrı itmâm it ve bizim günâhlarımızı ’afv iyle sen her şeye kâdirsin" diyeceklerdir.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Ey inananlar! Yürekten tevbe ederek Allah'a dönün ki, Rabbiniz kötülüklerinizi örtsün, sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koysun. Allah'ın Peygamberini ve onunla beraber olan müminleri utandırmayacağı o gün, ışıkları önlerinde ve defterleri sağlarından verilmiş olarak yürürler ve: "Rabbimiz! Işığımızı tamamla, bizi bağışla, doğrusu Sen herşeye Kadir'sin" derler.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin. Umulur ki, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağlarından aydınlatır, gider. “Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter” derler.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Ey iman edenler! İçtenlikle ve kararlılık içinde Allah’a tövbe edin. Umulur ki rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlerine koyar. O gün Allah, peygamberi ve onunla aynı imanı paylaşanları utandırmaz. Onların nuru önlerinde ve sağ yanlarında ilerleyerek yollarını aydınlatırken şöyle derler: “Rabbimiz! Nurumuzu arttır eksiltme ve bizi bağışla. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter.”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter. Peygamberi ve Onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nûrları aydınlatıp gider de, «Ey Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla, bizi bağışla; çünkü sen her şeye kadirsin» derler.  
 «Samimi bir tevbe» diye tercüme edilen «tevbe-i nasûh» için birçok yorum yapılmıştır. Bunların ortak noktası şudur: «Nasûh», «nush» kökündendir. Buna göre «tevbe-i nasûh»; tevbe edenin kendi nefsine nasihat dinletebilmesi, günahlarına son derece üzülmesi ve artık onlara dönmemeye karar vermesi demektir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Ey inananlar, ALLAH'a yürekten tevbe edin ki Rabbiniz kötülüklerinizi örtsün ve altından ırmaklar akan cennetlere soksun. ALLAH, o gün peygamberi ve beraberinde bulunanları utandırmaz. Işıkları, önlerinden sağ yanlarına doğru yayılır ve, "Rabbimiz, bizim için ışığımızı tamamla ve bizi bağışla; sen herşeye gücü yetensin," derler.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, Peygamber'i ve onunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı günde Allah sizi, içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Çünkü onların nurları, önlerinde ve yanlarında koşar da, "Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla, çünkü sen her şeye kâdirsin." derler.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Ey o bütün iyman edenler! Allaha öyle tevbe edin ki nasuh (gayet ciddî, müessir, öğütcü) bir tevbe olsun, gerek ki rabbınız sizden kabahatlerinizi keffaretle örter de sizleri altından ırmaklar akar Cennetlere koyar, o gün ki Allah Peygamberini ve onun maıyyetinde iyman edenleri utandırmıyacak, nûrları önlerinde ve sağlarında koşacak, şöyle diyecekler: ya rabbenâ! Bizlere nûrumuzu tamamla ve bizleri mağfiretinle yarlığa, şübhesiz ki sen her şey'e kadîrsin
Emrah Demiryent
swap_vert close
Ey îmân edenler! Nasûh bir tövbe ile (samimi bir niyetle, pişmanlık duyarak, günahlara geri dönmemek azmiyle) Allah’a tövbe edin. Böyle yaparsanız, Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter, (günahlarınızı affeder) Peygamber’i ve beraberindeki mü’minleri utandırmayacağı günde Allah sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. (Cennetliklerin) nurları, önlerinden ve sağlarında koşar. Derler ki: “Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla, bizi bağışla, şüphesiz sen her şeye kâdirsin.”
Erhan Aktaş
swap_vert close
Ey iman edenler! Öğüt veren bir tevbe ile Allah'a tevbe edin. Umulur ki Rabb'iniz, kötülüklerinizi örter ve sizi altından nehirler akan Cennetlere koyar. O gün Allah, nebileri ve onlarla beraber olanları asla üzmeyecektir. Onların ışıkları önlerini ve yanlarını aydınlatır. “Rabb'imiz, bizim ışığımızı tamamla ve bizi bağışla. Kuşkusuz Sen, Her Şeye Güç Yetiren'sin.” derler.
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Ey îman edenler, tam bir sıdk-u hulûsa mâlik bir tevbe ile Allaha dönün. Olur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah peygamberini ve îman edib onunla beraber olanları rüsvay etmeyecek, nuurları önlerinde ve sağlarında koşacak, «Ey Rabbimiz, diyecekler, bizim nuurumuzu tamamla, bizi yarlığa. Şübhesiz ki Sen herşey'e hakkıyle kaadirsin».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Ey îmân edenler! (Samîmî bir tevbe olan) Tevbe-i Nasûh ile Allah'a tevbe edin!(1)Olur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter ve Allah, peygamberi ve onunla berâber îmân edenleri utandırmayacağı bir günde, sizi altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar! Onların nûru önlerinde ve sağlarında koşar (da): “Rabbimiz! Nûrumuzu bize tamamla ve bize mağfireteyle! Şübhesiz ki sen, herşeye hakkıyla gücü yetensin!” derler.
(1)“Ey insan! Senin elinde gāyet zaîf, fakat seyyiâtta (kötülükte) ve tahrîbâtta (bozmakta) eli gāyet uzun ve hasenâtta (iyilikte) eli gāyet kısa, cüz’-i ihtiyârî nâmında bir irâden (seçebilme hakkın) var. O irâdenin bir eline duâyı ver ki, silsile-i hasenâtın (iyilikler zincirinin) bir meyvesi olan Cennete eli yetişsin ve bir çiçeği olan saâdet-i ebediyeye eli uzansın! Diğer eline de istiğfârı (tevbe edip yalvarmayı) ver ki, onun eli seyyiâttan kısalsın ve o şecere-i mel‘ûnenin (günahlar denilen lâ‘netlenmiş ağacın) bir meyvesi olan zakkūm-ı Cehenneme yetişmesin! Demek duâ ve tevekkül (Allah’a i‘timâd edip ona sığınmak), meyelân-ı hayra (hayrı arzulamaya) büyük bir kuvvet verdiği gibi, istiğfâr ve tevbe dahi meyelân-ı şerri (kötülüğü arzulamayı) keser, tecâvüzâtını(taşkınlıklarını) kırar.” (Tılsımlar, 26. Söz, 85)Bir bedevî Hz. Peygamber (asm)’ın mescidine girdi ve: “Allahım! Ben, senden affımı istiyor ve sana tevbe edip, sığınıyorum!” dedi ve tekbîr aldı. Namazını bitirince, duâsını işitmiş olan Hz. Ali (ra) ona hitâben: “Ey adam! Dilinin yaptığı tevbe, yalancıların tevbesidir. Senin tevben bile, ayrıca bir tevbeye muhtaç!” dedi. Bunun üzerine o bedevî: “Ey mü’minlerin emîri! Peki tevbe nedir, nasıl yapılır?” diye sordu. Hz. Ali Efendimiz (ra)ise: “Şu altı şey ile: Geçmiş günahlara pişman olmak, yapılmayan farzları kazâ etmek, haksız yere alınan şeyleri iâde etmek, nefsi Allah’a isyan husûsunda terbiye ettiğin gibi itâatte de eritmek, nefse günah lezzetini tattırdığın gibi itâatin acılarını da tattırmak, her gülüşe bedel ağlamaktır!” buyurdular. (Râzî, c. 14/27, 169)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ey inanmış olanlar! Yürekten tövbe ederek (kötü işleri yapmaktan vazgeçerek), Allah’a yönelin ki, (ahiret günü) Rabbiniz kötülüklerinizi (hatalarınızı) örtsün ve sizi, içlerinden ırmaklar (ve havuzlu şelaleler) akan cennetlere koysun. Allah’ın Peygamberini ve onunla beraber iman etmiş olanları utandırmayacağı o gün, (ahiret günü) onların önlerinden ve sağlarından (yaptıkları iyi amellerinin) nûrları aydınlatıp gider de, «Rabbimiz! Nûrumuzu (manevi ışığımızı) bizim için tamamla, bizi bağışla; şüphesiz sen her şeye kadirsin» derler.
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Ey İman edenler! Samimi bir tövbe ile Allah’a hatalarınızdan tövbe edin (vazgeçin). Eğer bunu yaparsanız, Rabbiniz hatalarınızın üzerini örter ve altlarından ırmakların aktığı cennetlere koyar. O gün Allah, peygamberini ve o’nunla birlikte inananları üzmeyecek. Nurları hep önlerini ve sağ taraflarını aydınlatacak ve “Ey Rabbimiz! (Bize vaat ettiğin) Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla. Elbetteki sen her şeye gücü yetensin” diye dua edecekler.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Ey inanan kimseler! Allah’a bütün isteğinizle dönün. Olabilir ki çalabınız sizin kötülüklerinizi örter de sizi içinden ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah peygamberi, inanıp onunla birlik olanları utandırmıyacaktır. Onların ışıkları önlerinde, sağ yanlarında koşacaktır. Onlar diyecekler: "Ey çalabımız! Bizim ışığımızı sonuna dek yak, bizi yarlıga, çünkü Senin her nesneye gücün yeticidir.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Mü/minler! Allah/a halis tövbeyle [¹] tövbe ediniz. Olabilir ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve sizi ağaçları altından ırmaklar akar uçmaklara sokar. O gün, Allah peygamberi ve onunla beraber olan mü/minleri rüsvay etmez [²], Onların ışıkları önlerinde ve sağ taraflarında yürür, onlar «— Ey Rabbimiz! Bize ışığımızı tamamla, bizi yarlığa, çünkü sen her şeye hakkıyle kaadirsin» derler.
[1] Bir daha günaha avdet etmeyecek veçhile, bütün kalbinizle.[2] Ateş, karanlıklar göstererek onları utandırmaz, üzmez.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Ey inananlar! Allah’a bütün samimiyetinizle [nasûhan] tevbe ediniz. Ola ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter ve Allah’ın, peygamberi ve onunla birlikte inananları utandırmayacağı [lâ yuhzî] günde sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. Onların nurları önlerinden ve sağ yanlarından aydınlatır gider. “Rabbimiz nurumuzu bizim için tamamla ve bizi bağışla. Muhakkak ki Sen’in her şeye hakkıyla gücün yeter” derler⁴.
4 Krş. Hadîd, 57/12  
Kadri Çelik
swap_vert close
Ey iman edenler! Allah'a kesin bir tevbe ile tevbe edin. Belki Allah, böylece sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah; peygamberi ve onunla birlikte iman etmekte olanları küçük düşürmeyecektir. Nurları, önlerinde ve sağ yanlarında koşuşturur. Derler ki: “Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Şüphesiz sen her şeye güç yetirensin.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Ey iman edenler! Tüm içtenliğinizle Allah’a yönelip günahlarınızdan pişmanlık duyarak tövbe edin; yüreğinizdeki ümit ışığı hiç sönmesin, umulur ki Rabb’iniz, günahlarınızı bağışlayacak ve sizi, içerisinde ırmaklar çağıldayan cennet bahçelerine yerleştirecektir. O Gün Allah, Peygamberi ve onun yanında yer alan samîmî ve fedâkâr Müslümanları elbette utandırmayacaktır. Öyle ki, O Gün zâlimler ve münâfıklar karanlıklar içinde cehenneme doğru yol alırlarken, müminlerin dünyada iken kazanmış oldukları nurları, önlerinden ve sağ taraflarından kendilerinitakip edecek ve cennete giden yolu onlara gösterecektir. Bu arada münafıkların zaten nurlarının yokluğu ortaya çıkıp kapkaranlıkta kalınca Müslümanlar şöyle dua ederler: “Ey Rabb’imiz!” Biz cennete girinceye kadar nurumuzu tamamla; nurumuzu bizden ayırma, bizi karanlıklarda bırakma. Gerçi biz bunu hak edecek davranışlar gösteremedik, Sana hakkıyla kulluk da edemedik, onun için bizi bağışla ey Rabb’imiz; hiç kuşku yok ki, Sen her şeye kadirsin!”O hâlde, bu müjdeye nâil olabilmek için;
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Ey iman edenler! Etkili içten bir tevbe ile Allah’a tevbe edin / yönelin! Rabbinizin, kötülüklerinizi örtmesi ve sizi altından Irmaklar akan cennetlere girdirmesi umulur. Nebiyy’i ve onunla birlikte inanmış olanları Allah’ın utandırmayacağı gün onların nûru önlerinden ve yanlarından koşar. “Rabbimiz! Nûrumuzu tamamla! Bizi bağışla! Sen, her şeye kadîr / güç yetirensin” derler.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Sevgili müminler! Allah'a tövbe ederken, bir daha yapmamak üzere, Nasûh tövbesi edin. Rabb’iniz, belki o zaman suçlarınızı örtüp sizi, çağlayanlı bahçelerinde ağırlayabilir. O gün Allah, resulünü ve beraberindeki müminleri utandırmayacaktır. O gün onlar, önden ve yandan bir ışık demeti eşliğinde yol alırlarken, bir yandan da dualar edip: " Ya Rab! n'olur, ışığımızı daim eyle! bağışla bizi " diyecekler, " sen, her şeye kadirsin " diyecekler…
Mehmet Çoban
swap_vert close
Ey iman edenler! Allah’a içtenlikle tövbe edin! İçtenlikle yaptığınız tövbe için Rabbiniz kötülüklerinizi örter. Nebi ve O’nunla birlikte iman edenleri utandırmayacağı gün, Allah sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokar. Ey iman edenler! Dünyada yaptığınız iyilikler hesap günü etrafını aydınlatan ışıklar olur. İman edenler hiç korkmadan hiç çekinmeden ışıkları takip ederler. Işıklar onları cennete götürür. İman edenler "Ey Rabbimiz! Işıklarımızın yetmediği yerde bizim için ışıkları tamamla, bizi hatalarımızdan dolayı bağışla! Çünkü senin her şeye hakkıyla gücün yeter!" derler.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Ey iman edenler! Samimi bir tevbe ile Allah’a yönelin! Umulur ki Rabbiniz sizden kötülüklerinizi örter. Peygamber’i ve onunla birlikte iman edenleri rezil etmeyeceği günde Allah sizi, altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. Onların ışığı önlerinden ve sağlarından koşar (ve) “Rabbimiz! Işığımızı bizim için tamamla; bizi bağışla! Şüphesiz ki sen her şeye gücü yetensin.” derler.
Mehmet Türk
swap_vert close
Ey îman edenler! Allah’a gönülden tevbe edin.¹ Umulur ki Rabbiniz, kötülüklerinizi örter. Allah’ın Peygamberini ve onunla beraber inanmış olanları utandırmayacağı günde, sizi zemîninden ırmaklar akan cennetlere sokar. (O gün) onların (îmanlarının) nuru, önlerinden ve sağ taraflarından koşarken: “Ey Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla.² Doğrusu, senin gücün her şeye yeter.” derler.
1 Tevbe: Lügatte, geri dönmek, pişman olmak demektir. İslâmi terim olarak ise; yaptığı günâhı bırakıp Allah’a yönelmek, kabahatten kabahat olduğu için pişmanlık duyarak vazgeçmektir. Bir kimsenin herhangi bir kötülükten, vicdanında onun çirkinliğini hissederek değil de bedenine veya malına zarar verdiği korkusuyla vazgeçmesi tevbe değildir. Yani tevbe; yaptığı kabahatin bir menfaatini bile görse, onun gerçekten çirkinliğini duyup, tiksinerek vazgeçmektir. Nasuh; halis, temiz veya çok ıslah edici, hiç bir eksik bırakmayacak şekilde eksiklikleri düzeltip onarıcı demektir. Nasuh tevbe ise, kabahatlerden başka bir sebeple değil, sadece Allah’ın rızasına ters oldukları için vicdanında pişmanlık duyarak ve yaptığına son derece üzülerek ve bir daha o çirkinliği yapmamağa karar vererek vazgeçmek ve kendisini buna alıştırıp, hiç bir sebep ve engel, karşısında o kabahate tekrar dönmemeğe karar vermekle olur. Hz. Ali, (r.a) bir bedevînin: “Ey Allah’ım senden af diliyorum ve sana tevbe ediyorum.” dediğini işitince o bedevîye: “Ey adam! Böyle tevbe yalancıların tevbesidir. Gerçek tevbe; geçmiş günâhlara pişman olmak, yapmadığı farzları iade, bütün zulümleri ret, hasımlarla helâlleşmek, işlediği günâha bir daha dönmemeğe azmetmek, nefsi kötülüklerde büyüttüğü gibi Allaha itaatte eritmek ve ona kötülüklerin tadını tattırdığı gibi itaatin de acısını tattırmaktır.” buyurmuştur. (Elmalılı)2 Bk. (Hadid: 12)  
Muhammed Esed
swap_vert close
Siz ey imana ermiş olanlar! Gönülden tevbe ederek Allah’a yönelin: ¹⁶ umulur ki Rabbiniz kötü fiilerinizi yok eder ve Allah’ın Peygamberi ile o’nun inancını paylaşanları utandırmayacağı ¹⁷ o Gün, sizi içinden ırmaklar akan bahçelere koyar: onlar, önlerinden ve sağ taraflarından hızla ışık yayarlar ¹⁸ ve “Ey Rabbimiz!” diye yalvarırlar, “Bu ışığımızı ebediyyen parlat ¹⁹ ve günahlarımızı bağışla: çünkü Sen her şeye kâdirsin!”
16 Zımnen, “çünkü hiçbir insan, ne kadar inanç dolu olsa da, hatalardan ve zaaflardan tamamen uzak kalamaz”.17 Anlamı şudur: Allah, Peygamberi ve izleyicilerini yalnız “utandırmamak”la kalmayacak, üstelik onları yüceltecektir: bu, “zararınıza olmayan şeyleri” size bildireceğim -yani, “yararınıza olan şeyleri”- deyişlerinde olduğu üzere deyimsel bir ifade dönüşümünü göstermektedir.18 Karş. 57:12 ve ilgili not 12.19 Lafzen, “bizim için ışığımızı/nurumuzu tamamla”, yani onu sürekli hale getirmek suretiyle.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Ey iman edenler, samimi ve kararlı bir şekilde tövbe ederek Allah’a yönelin ki Rabbiniz de günahlarınızı örtsün ve sizi, Nebi’yi ve onunla birlikte olanları asla mahcup etmeyeceği o günde tabanından ırmakların çağladığı cennetlere yerleştirsin. O gün onlar önleri ve sağ yanları iman nuruyla aydınlanmış bir şekilde cennetlere doğru koşacaklar ve “Rabbimiz nurumuzu tamamla ve bizi bağışla çünkü sen her şeye gücü yetensin” diye niyazda bulunacaklar. 4/31, 25/63...71, 57/13-14
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Siz ey iman edenler! Samimi bir kalp ile tevbe ederek içten bir sadâkatle Allah’a yönelin![⁵¹⁸³] Umulur ki[⁵¹⁸⁴] Rabbiniz günahlarınızı örter ve Allah’ın Nebî ve ona katılarak iman edenleri mahcup etmeyeceği o gün, sizi zemininden ırmakların aktığı cennetlere koyar: Onlar önlerinden ve sağlarından ışık saçarlar ve şöyle dua ederler: “Rabbimiz! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla: çünkü sen her şeye kadirsin![⁵¹⁸⁵]
[5183] Nasûh, vezin gereği hem samimi olan, hem de sahibini samimi kılan tevbe demektir. Nasuh tevbe sütün memeye dönmemesi gibi, o günaha tekrar dönmemektir. Nisâ 18 ışığında, ölüm gelinceye kadar günah işleyip de ölümü görünce “artık tevbe ettim” diyene tevbe yoktur (Tevbe için bkz: 2:37, not 64). Günaha aldırmamak günah işlemekten daha büyük günahtır. İşlediği günahı Allah’ın bile affedemeyeceğini düşünmekse ondan da beter günahtır. Bir serçenin gagasındaki çamur okyanusu ne kadar kirletirse, Allah’ın rahmet okyanusunu tüm insanlığın günahı da o kadar kirletir. [5184] ‘Asâ, temenni edatı: 1) Allah’ın tevbeyi kabul etmek zorunda olmadığını, 2) kabulünü ümit etmenin tevbenin edebinden olduğunu, 3) suç işlemeyenle işleyen arasında herhalde bir fark olacağını ifade eder. [5185] Bu âyet cennetin -dolayısıyla âhiretin-, insan tekâmülünün bir parçası olduğunu gösterir. Zira eksik olan tamamlanır. Cennet insanın manevi tekâmülünde eksik kalanın ‘tamamlanacağı’ son duraktır.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Ey iman edenler, Allah’a hâlis bir tevbe ile yönelin, umulur ki Rabbiniz, sizin kötülüklerinizi örter ve sizi, ağaçlarının altından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. O gün Allah, Peygamberini ve onunla beraber olan müminleri utandırmayacak, onların nurları önlerinde ve sağ yönlerinde koşacak ve onlar: "Ey Rabbimiz nurumuzu tamamla, bizi bağışla, şüphe yok ki Sen her şeye kâdirsin" diye niyazda bulunacaklardır,
Osman Fırat
swap_vert close
Ey iman edenler, Allah’a (Nasuh tövbesi ile) yürekten tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter; Allâh’ın Nebisi ve onunla beraber iman etmiş olanları utandırmayacağı günde, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. (O gün) onların nuru, önlerinden ve sağ yanlarından koşar. Ve derler ki: "Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Doğrusu, senin herşeye gücün yeter!"
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ey mü'minler! Allah'a Tevbe-i Nâsûh ile tevbede bulunun. Umulur ki Rabbiniz sizden günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akar cennetlere girdirir. O gün ki Allah, Peygamberini ve O'nunla beraber imân etmiş olanları rüsvay etmez. Nûrları önleri ve sağ tarafları arasında koşar. Derler ki: «Ey Rabbimiz! Bize nûrumuzu tamamla, bizim için mağfiret buyur. Şüphe yok ki Sen her şey üzerine hakkıyla kâdirsin.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
Ey iman edenler! Samimî ve kesin bir dönüşle Allah'a tövbe ediniz! Böyle yaparsanız Rabbinizin sizin günahlarınızı affedeceğini, sizi içinden ırmaklar akan cennetlere yerleştireceğini umabilirsiniz. O gün Allah, Peygamberini ve onun beraberindeki müminleri utandırmaz. Onların nûru, önlerinden ve sağ taraflarından sür'atle ilerler. Şöyle derler onlar: “Ey Kerim Rabbimiz! Nûrumuzu daha da artır, tamamına erdir, kusurlarımızı affet, çünkü Sen her şeye kadirsin. ”
Hz. Ali (r.a) bedevînin birinin istiğfar kelimelerini çabuk çabuk tekrarladığını işitince “Bu sahte bir tövbe!” dedi. Bedevî “Peki gerçek tövbe nasıl olur?” deyince: “Tövbenin sahih olması için şu 6 şart vardır: a-Yaptığına pişman olman. b-Gaflet ettiğin farzları yerine getirmen. c-Gasbettiğin hak varsa onu iade etmen. d-Eziyet ettiğin kimselerden özür dilemen. e-İşlediğin günahı tekrar işlememeye azmetmen. f-Günahtan zevk aldığın gibi Allah’a itaat ederken de zevk alman.”  
Süleyman Ateş
swap_vert close
Ey inananlar, Allah'a yürekten tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter; Allah'ın, peygamberi ve onunla beraber inanmış olanları utandırmayacağı günde, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. (O gün) onların nuru, önleriden ve sağ yanlarından koşar. Derler ki: "Rabbimiz, nurumuzu tamamla, bizi bağışla. Doğrusu, senin herşeye gücün yeter!"
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Ey Mü'minler! Bir daha günâh işlememeğe kat'iyyen 'azim itmiş olanlar gibi Allâh'a tevbe idin. Me'mûldür ki rabbiniz seyyiâtınızı 'afv ide. O günde (kıyâmet gününde) Allâh Nebi'yi ve onunla berâber olanları hacîl ve mağmûm itmez. Onların nûrları önlerinde ve sağ taraflarında yürür. "Yâ Rabbî! Bizim nûrumuzı artır. Ve bizi mağfiret buyur, tahkîk sen her şeye kâdirsin" dirler.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Ey inanıp güvenenler! Örnek bir dönüşle Allah’a dönün. Belki Sahibiniz, nebilerini ve inanıp güvenenleri (müminleri) aşağılamayacağı günde kabahatlerinizi örter de sizi içinden ırmaklar akan bahçelere yerleştirir. (Oraya gidecek olanların) Nurları önlerini ve sağ yanlarını aydınlatır. Şöyle derler: “Rabbimiz, nurumuzu tamamla ve bizi bağışla. Her şeye bir ölçü koyan sensin.”
Şaban Piriş
swap_vert close
-Ey iman edenler, tam arınarak Allah'a tevbe edin. Umulur ki Rabbiniz, günahlarınızı örter ve sizi alt tarafından ırmaklar akan cennetlere girdirir. O gün, Allah, Peygamberi ve onunla beraber iman etmiş olanları utandırmaz. Nurları önlerinden ve yanlarından koşar. Rabbimiz, derler. Bizim nurumuzu tamamla ve bizi bağışla. Şüphesiz senin her şeye gücün yeter.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Ey iman edenler! İçten ve kesin bir tevbe ile Allah'a dönün. Bakarsınız, Rabbiniz sizin günahlarınızı örter ve sizi, altlarından ırmaklar akan Cennetlere koyar. O gün, Allah'ın Peygamberi ve beraberindeki iman edenleri utandırmayacağı gündür. O gün onların nuru önlerinde ve sağlarında koşarken, onlar da “Rabbimiz, nurumuzu tamamla ve bizi bağışla; Senin herşeye gücün yeter” diye dua etmektedirler.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Ey iman edenler! Etkili öğüt veren bir tövbe ile Allah'a yönelin. Umulur ki Rabbiniz, çirkinliklerinizi ve günahlarınızı örter ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. O gün Allah, peygamberi ve onunla birlikte inananları utandırmayacaktır. Onların ışığı önlerinden ve sağ yanlarından koşup gelir. Şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Işığımızı tamamla ve bizi bağışla! Sen her şeye Kadîr'sin, her şeye gücün yeter."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
iy anlar kim įmān getürdiler! dönüñ Tañrı’dın yaña dönmek ögütlenici. ola kim çalabuñuz yarlıġaya size yazuķlaruñuzı daħı givüre sizi uçmaķlara aķar altından ırmaķlar. ol gün kim rüsvāy eylemeye Tañrı peyġamber’i daħı anları kim įmān getürdiler anuñ-ile. nūrı anlaruñ ive yürir ileylerinde daħı śaġlarında. eydürler “iy çalabumuz! tamām eyle bizüm içün nūrumuzı daħı yarlıġa bizi bayıķ sen her nesene üzere ķaadırsın.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
İy mü’minler, tevbe eyleñüz Allāha, naṣūḥ tevbesin. Ola kimTañrıñuz baġışlaya günāhlaruñuzı. Daḫı givürür sizi uçmaḳlara ki aḳar altından ırmaḳlar. Ol gün rüsvāy eylemez Tañrı Ta‘ālā peyġamberi özi‐y‐leolan mü’minleri. Daḫı yürür nūrları ileylerince ve yanlarınca. Eydürler: YāRabbenā, tamām eyle bizüm nūrumuzı ve bize günāhlarumuz baġışla. Senher nesneye ḳādirsin.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Ey iman gətirənlər! Allaha səmimi-qəlbdən (bir daha günaha qayıtmamaq şərtilə) tövbə edin. Ola bilsin ki, Rəbbiniz günahlarınızın üstünü örtsün və sizi (ağacları) altından çaylar axan cənnətlərə daxil etsin. O gün Allah Öz Peyğəmbərini və onunla birlikdə iman gətirənləri xəcil etməz. Onların (iman) nuru (qıl körpüsü üstündə onlara yol göstərmək üçün) önlərindən və sağ tərəflərindən axıb şö’lə saçarkən onlar belə deyəcəklər: “Ey Rəbbimiz! Bizim nurumuzu tamam-kamal elə və bizi bağışla. Həqiqətən, Sən hər şeyə qadirsən!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
O ye who believe! Turn unto Allah in sincere repentance! It may be that your Lord will remit from you your evil deeds and bring you into Gardens underneath which rivers flow, on the day when Allah will not abase the Prophet and those who believe with him. Their light will run before them and on their right hands: they will say: Our Lord! Perfect our light for us, and forgive us! Lo! Thou art Able to do all things.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
O ye who believe!(5542) Turn to Allah with sincere repentance: In the hope that your Lord will remove(5543) from you your ills and admit you to Gardens beneath which Rivers flow,- the Day that Allah will not permit to be humiliated the Prophet and those who believe with him. Their Light will run(5544) forward before them and by their right hands, while they say, "Our Lord! Perfect our Light for us, and grant us Forgiveness: for Thou hast power over all things."
5542 The opposition of sex against sex, individual or concerted, having been condemned, we are now exhorted to turn to the Light, and to realise that the good and righteous can retain their integrity even though their own mates, in spite of their example and precept, remain in evil and sin. 5543 Whatever may have been the faults of the past, unite in good deeds, and abandon petty sectional jealousies, and Allah will remove your difficulties and distresses, and all the evils from which you suffer. Indeed He will grant you the Bliss of Heaven and save you from any humiliation which you may have brought on yourselves by your conduct and on the revered Prophet and Teacher whose name you professed to take. 5544 See 57:12, and n. 5288. The darkness of evil will be dispelled, and the Light of Allah will be realised by them more and more. But even so they will not be content: for they will pray for the least taint of evil to be removed from them, and perfection to be granted to them. In that exalted state they will be within reach of perfection-not by their own merits, but by the infinite Mercy and Power of Allah.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
يَٓا اَيُّهَا
ey
الَّذ۪ينَ
o kim- seler ki
اٰمَنُوا
iman ettiler
تُوبُٓوا
tövbe edin
اِلَى اللّٰهِ
Allah'a
تَوْبَةً
bir tövbe ile
نَصُوحاًۜ
samimi
عَسٰى
umulur
رَبُّكُمْ
Rabbinizin
اَنْ يُكَفِّرَ
örtmesi
عَنْكُمْ
sizden
سَيِّـَٔاتِكُمْ
kötülüklerinizi
وَيُدْخِلَكُمْ
ve sizi dahil etmesi
جَنَّاتٍ
cennetlere
تَجْر۪ي
akar
مِنْ تَحْتِهَا
altlarından
الْاَنْهَارُۙ
ırmaklar
يَوْمَ
bir gün- de ki
لَا يُخْزِي
rezil etmez
اللّٰهُ
Allah
النَّبِيَّ
nebîyi
وَالَّذ۪ينَ
ve o kim- seleri ki
اٰمَنُوا
iman ettiler
مَعَهُۚ
onunla beraber
نُورُهُمْ
nûrları
يَسْعٰى
koşar
بَيْنَ اَيْد۪يهِمْ
önlerinde
وَبِاَيْمَانِهِمْ
ve sağlarında
يَقُولُونَ
derler
رَبَّـنَٓا
Rabbimiz
اَتْمِمْ
tamamla
لَنَا
bizim için
نُورَنَا
nûrumuzu
وَاغْفِرْ لَنَاۚ
ve bizi mağfiret et
اِنَّكَ
şüphe- siz Sen
عَلٰى
üzerine
كُلِّ شَيْءٍ
her şey
قَد۪يرٌ
Kadîr'sin
Ey iman (ettiğini iddia) edenler! Samimi bir tövbe ile Allah'a (yönelip) tövbe edin. Umulur ki Rabbiniz (kıyamet günü) sizin kötülüklerinizi örter ve Allah sizi, nebîyi ve onunla beraber iman edenleri utandırmayacağı (o) günde, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onları önlerinden ve sağlarından (amellerinin) nûrları aydınlatıp hızla giderken onlar (şöyle) derler, "Rabbimiz! Nûrumuzu bizim için tamamla ve bizi mağfiret et! Çünkü Sen her şeye Kadîr'sin (kudretiyle her şeyi hükmü altında tutansın)."
يَا
Nida edatı
يَا
Ey!
اَيُّهَا
Edat
اَيُّهَا
Ey! (Bir hitap biçimidir)
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
تَابَ
Fiil-I
ت و ب
Yöneldi, tövbe etti, tövbeleri kabul etti
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
تَوْبَة
İsim
ت و ب
Tövbe
نَصُوح
Sıfat
ن ص ح
Samimi, çok halis
عَسَى
Fiil-I
ع س ي
Olur ki, umulur ki, ihtimal, belki
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
اَن
Edat
اَن
Ki, diye, iken, ötürü, -mek, -mak
كَفَّرَ
Fiil-II
ك ف ر
Örttü
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
سَيِّـَٔات
İsim
س و ا
Kötülükler, günahlar, kötü işler
اَدْخَلَ
Fiil-IV
د خ ل
Soktu, dâhil etti, koydu, girdirdi, kattı
جَنَّة
İsim
ج ن ن
Cennet, bahçe, bağ (üzüm bağı gibi)
جَرَي
Fiil-I
ج ر ي
Aktı, akıp gitti, alıp götürdü
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
تَحْت
İsim
ت ح ت
Altında
نَهَر
İsim
ن ه ر
Irmak, nehir
يَوْم
İsim
ي و م
Gün, gündüz
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
اَخْزَي
Fiil-IV
خ ز ي
Rezil etti, mahcup etti
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
نَبِىّ
İsim
ن ب ا
Nebî
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
مَع
Edat
مَع
Beraberlik ifade eden edat, ile
نُور
İsim
ن و ر
Nûr, aydınlık
سَعٰى
Fiil-I
س ع ي
Çalıştı, koştu, uğraştı, çabasını gösterdi
بَيْن
İsim
ب ي ن
Arasında
يَد
İsim
ي د ي
El
يَمِين
İsim
ي م ن
Yemin, sağ el, sağ taraf, ahit
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
اَتَمَّ
Fiil-IV
ت م م
Tamamladı, tam yaptı
لَنَا
Zamir
لَنَا
Bizim için, bize, bizim
نُور
İsim
ن و ر
Nûr, aydınlık
غَفَرَ
Fiil-I
غ ف ر
Mağfiret etti, bağışladı
لَنَا
Zamir
لَنَا
Bizim için, bize, bizim
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
شَىْء
İsim
ش ي ا
Şey, eşya
قَدِير
İsim
ق د ر
Kadîr (Allah'ın ismi, esmasıdır. Kudretiyle her şeyi hükmü altında tutan demektir)