Dilimden de (oluşabilecek) düğümü çöz (anlatma kabiliyetimi ve ifade yeteneğimi arttır).
(*) Kaygıların, yersiz korkuların dile yansıması tehlikesinden dolayı Hz. Mûsa, içini ferahlatma isteğinin gerekçesini ifade etmektedir. Buradaki dilin bağından kasıt; telaş, panik, heyecan ve korku sebebiyle insanın kendini yeterince ifade edememesi sonucu oluşabilecek yanlış anlaşılmalardır. Hele bir insan karşısındaki kişinin (bir liderin) yanında suçlu konumda ise bu daha da belirginleşir. İşte bu nedenle sadece haklı olmak yetmez, bir de bunu insanlara doğru olarak aktarmak gereklidir. (Kurandan Hayata)…Tefsirler, her ne kadar Hz. Musa’nın dilinde pelteklik olduğu konusuna delil olarak gösterseler de aslında bu izah hakikatle bağdaşmaz… Çünkü Hz. Musa, bu duasında dilinde var olduğu sanılan pelteklik gibi kalıcı bir hastalığın iyileşmesini istemekte değildir… Firavuna söyleyeceklerini iyi ve pürüzsüz aktarmayı istemektedir. Zaten ayet, risalet görevini yüklenmiş bulunan Musa’nın, azıtmış Firavun’a hakkı tebliğ etmesi bağlamında geçmektedir. Ayet Arapçasında geçen “ukdeten” kelimesinin “ma’rife” değil de “nekre” gelmesi, bu halin bilinen bir sorun olmadığı ve bu yakarış ile arizi (geçici) bir durumun kastedildiği anlaşılmaktadır. Ancak maalesef neredeyse bütün mealler, söz konusu ayette geçen “ukdeten” kelimesini “ma’rife” olarak “Dilimdeki düğümü çöz…”şeklinde tercüme ederek, Hz. Musa’nın dilinin peltek olması konusundaki israiliyat bilgisini destekliyorlar. Uydurma bir rivayetin ışığında anlaşılmaya çalışılan bu ayetin; zaman, zemin ve söz bağlamına maalesef dikkat edilmemiştir. Naklen uydurma olan bu rivayeti aklın ölçülerine vurduğumuzda aklın verilerine de muhalif olduğu görülür. Zira bir çocuk eline kor ateşi aldığı anda canı yanacağı için ağzına götüremeden hemen onu atacaktır… Ayrıca Firavunun sarayında büyümüş, Mısırlı birisini istemeden de olsa öldürmüş, idam edilmekten Medyen’e kaçarak kurtulmuş, istemeden katil olmanın suçluluk psikolojisini üzerinden atamamış, elçi olarak gideceği. Firavun toplumunda hala suçlu olarak bilinen ve “Yed-i Beyza” ile kendisine “elin kana bulanmış olsa da artık elin tertemiz, suçlu değilsin” mesajı verilerek aklanan Musa’ın duası çok anlamlıdır… (İslam İtikadı - HAZRETİ MUSA ALEYHİSSELAM PELTEK, ...) Son olarak bu konuyu şöyle özetleyebiliriz. 1-Bir kişi başkasının yanında suçlu konumunda ise, onun yanında konuşurken telaş, panik, heyecan ve korkuya kapılması gibi durumlar bilinen bir vakîadır. Hele karşı taraf Firavun gibi zalim gaddar ve diktatör biri ise, bu durum daha da beter olur. Ama Hz. Harun için böyle bir durum söz konusu değildi. Bu nedenle o daha rahat konuşabiliyordu. 2-Hz. Musa Mısır’ı terk edip, uzun bir süre Mısırlılardan farklı bir dil veya lehçe ile konuşan Medyen halkı içinde kalarak kayınbabasına çobanlık yapıyordu. Fakat Hz. Harun ise doğduğundan beri Mısır da yaşıyordu, bu nedenle Hz. Musa Mısır dilini (Firavun’un konuştuğu dil veya lehçeyi) biraz unutmuş da olabilir. İşte bu yüzden Hz. Musa da böyle bir duada bulunmuş olup Hz. Harun’u tebliğ davasında kendisine yardımcı olmasını istemiştir. İşte Maturidi’nin konuyla ilgili tefsir metni aşağıdadır.
أ أو أن يكون لما ذكر له من الخوف والذنب ما لم يكن ذلك لهارون، ولا شك من اشتد به الخوف منع صاحبه عن التكلم والبيان، وذلك متعالم معروف في الناس، و أن يكون ذلك لأن نشوء هارون كان فيهم وهم بلسانه أعرف، ومنطقه أفهم، ولموسى فترات كان معتزلا عنهم - وأمّا قول أهل التأويل: إنه أخذ بلحية فرعون، فلطمه، فأراد أن يعاقبه، فقالت له امرأته: إن فعل ذلك؛ فإنه لا يعقل الخ (تأويلات أهل السنة).