Ne var ki, Şeytan o’na sinsice fısıldayarak: “Ey Âdem!” dedi, “Sana sonsuzluk ağacını ve (dolayısıyla) hiç çökmeyecek bir hükümranlığı(n yolunu) göstereyim mi?” ¹⁰⁶
106 Bu sembolik ağaç Tevrat’ta “hayat ağacı” ve “iyi ile kötüyü bilme ağacı” olarak tanımlanmaktayken (Tekvîn ii, 9) yukarıdaki Kur’ânî anlatımda Şeytan ondan “sonsuzluk ya da ebedî hayat (huld) ağacı” olarak söz etmektedir. Bu ağacın meyvesinden tatmalarına rağmen Hz. Âdem ile Havvâ’nın ölümsüzlüğe varamamış olduklarına bakılırsa, Şeytan’ın bu teklifinin de, bütün ötekiler gibi aldatıcı olduğu açıktır. Beri yandan Kur’an, bu ağacın gerçek mahiyeti hakkında, ondan “ölümsüzlük ağacı” olarak söz edenin Şeytan olduğuna işaret etmenin ötesinde herhangi bir şey söylememektedir. Buna dayanarak diyebiliriz ki yasak ağaç, Yaratıcı’nın insanın arzu ve eylemleri için koyduğu sınırları, yani insanın Allah-vergisi kendi tabiatını zorlayıp bozmadan aşamayacağı sınırları simgeleyen bir temsîlden ibarettir. İnsanın yeryüzünde ebediyeti arzu etmesi, hiçbir dayanağı olmadan ölümü, ölümden sonra kalkışı ve buna bağlı olarak da, Kur’an’ın “ahiret” ya da “öte dünya” (âhiret) olarak tanımladığı nihaî gerçekliği inkar etmesi demektir. Bu arzu ya da tutku, Şeytan’ın, “çöküşü olmayan bir güce ya da egemenliğe” ulaşmanın, başka bir deyişle, bütün sınırlandırmalardan ve dolayısıyla, son tahlilde, Allah kavramının kendisinden yani, insan hayatına gerçek anlam ve amacını kazandıran biricik kavramdan “sıyrılma”nın insanın elinde olduğu yolundaki iğvâsıyla yakından ilgilidir.