Ve muhakkak ki biz, daha önce de (cennetteki ağacın meyvesinden yememesi için) Âdem’e ahit (emir ve talimat) vermiştik. Ne var ki o, (ahdi) unuttu. Biz onda bir kararlılık bulmadık. *
(*) Ahd; söz vermek, emir, talimat, taahhüt, antlaşma, yükümlülük, itimat veren söz, yemin, misak, bir şeyi korumak anlamlarına gelir. Bir şeyi her durumda koruyup gereğini yerine getirmek demek olan ahitte hem yemin, hemde kesin söz verme anlamı vardır. Yemin, ahdin dinî ve kutsî yönünü; söz vermede ahlâkî yönünü teşkil eder. Âyette geçen ‘ahidnâ fiili’ “vahyini, mesajlarını ulaştırmak” anlamında yapılan ‘gönüllü sözleşme’ şeklinde anlaşılmalıdır. Zira Allah’ın elçiliği zorla gerçekleşen bir görev değil, bir tekliftir. Bu teklifin kabul edilmesi Allah’la yapılan ahittir. Bu ahdin temeli Allah’ın emir ve yasaklarına öncelikle resûlün uymasıdır. Hz. Âdem’in ‘yasak ağaca’ Allah’ın “Yaklaşmayın!” demesine rağmen yaklaşması bu ahdin tek taraflı bozulması manasındadır. El-‘azm kelimesi, “kararlılık, sebat ve ısrar” demektir. Risâlet; sorumluluk, kararlılık ve sebat isteyen meşakkatli bir görevdir. Bu nedenle teklifin kabulünden ziyade, gerekliliklerini yerine getirmek zorlayıcı olmaktadır. Hz. Muhammed’in resûl seçilme sebeplerinden biri de kararlı, yani azîmli bir karakterde olması idi. (Bkz.Kalem:4) (Kurandan Hayata)