Ve sen onları, zavallı şekilde boyunlarını bükerek [çevrelerine] göz ucuyla bakarken o [akibet]e atladıklarını göreceksin; o zaman iman edenler, “[Bu] Kıyamet Günü hüsrana uğrayanlar, kendilerini ve arkalarından gidenleri mahvedenlerdir!” ⁴⁶ diyecekler. Gerçek şu ki zalimler, ebedî azaba mahkum olacaklar,
46 Ehl terimi, öncelikle bir şehrin, ülkenin veya ailenin “mensuplar”ını ve aynı zamanda bir ırkın, dinin veya mesleğin “üyeler”ini gösterir. Daha geniş ideolojik anlamıyla bu terim, belli ortak karakteristiklere sahip olan insanlar, mesela ehlu’l-‘ilm (“ilim adamları”, yani bilginler); yahut tek ve aynı inancı veya öğretiyi izleyenler, mesela ehlu’l-kitâb (“[eski] vahiylerin mensupları/izleyicileri”), ehlu’l-kur’ân (“Kur’an’ın izleyicileri”) vb. için uygulanabilir. Yukarıdaki pasaj, 44. notta işaret edildiği gibi öncelikle -özellikle olmasa bile- 42. ayette zikredilen zorbalara ve zalimlere işaret ettiğinden, ehluhum terimi, açıkçası, “onların mensupları/izleyicileri” anlamını taşır. Böylece, yukarıdaki cümle, her türlü zulmün ve özellikle başkalarına baskı uygulamanın kaçınılmaz sonucu olarak, onu yapanları ve/veya onların ardından gidenleri manevî olarak yaraladığını ve sonuçta onların kendi kendilerini yok etmelerine yol açtığını anlatır.