(İşte bu kimseler) büyük günâhlardan¹ ve hayâsızlıklardan² kaçınır ve öfkelendikleri zaman da bağışlarlar.
1 Kebâir (Büyük Günâhlar): Kur’an’da ve Sünnette hakkında cezâ bulunan veya açıkça yasaklanan günâhlardır. Kebâir kelimesi; Nisâ: 31, Şurâ: 37, Necm: 32. ayetlerde geçmektedir. Âyet ve hadislerde zikredilen büyük günahlar şunlardır: Allah’a şirk koşmak, içki içmek, kumar oynamak (Bakara: 219), haram aylarda savaşmak (Bakara: 217), yetimin malını yemek (Nisa: 2, İsra: 34), fakirlik korkusuyla çocuğunu öldürmek (İsra: 31), insanlar arasında fitne çıkarmak (Bakara: 217), faiz yemek (Bakara: 275), ana-babaya isyan etmek (İsra: 23), akrabaya miras hakkını vermemek (Nisa: 7, 13, İsra: 26), zina yapmak (İsra: 32, Nisa: 15-16), haksız yere adam öldürmek (İsra: 33), ölçü ve tartıyı tam yapmamak (İsra: 35), kibirlenmek (İsra: 37), iffetli kadına zina isnat etmek (Nisa: 23), tesettüre riayet etmemek (Nur: 31 ), insanları diliyle ve hareketleriyle çekiştirmek, gıybet etmek (Hümeze: 1). Sihir yapmak, faiz yemek; düşmana hücum anında harpten kaçmak, hırsızlık yapmak, şarap içmek, kumar oynamak gibi… Büyük günahların; “Şer’i cezayı icap ettirmek, Cehennem azabıyla tehdit olunmak, yapana fasık denilmek ve lanet olunmak” gibi bazı alâmetleri vardır. Âlimlerin çoğunluğuna göre; günahlar büyük ve küçük olmak üzere ikiye ayrılır. Beş vakit namaz, Ramazan orucu, hac, umre, abdest gibi hayırlı amellerin kendilerine keffaret olabileceği günahlar, “küçük günah”lardır. Bu tür ibadetlerin keffâret olamadığı günahlar ise “büyük günah”lardır. Meselâ: hiç bir ibadet adam öldürmeye, zina yapmaya, içki içmeye ve benzeri günahlara keffaret olarak kabul edilmez. Bunlara ancak Şerîat’ın, haklarında takdir ettiği cezalar tatbik edilir. Ehl-i Sünnet’e göre; büyük günah, mü’mini imandan çıkarmaz ve onu küfre sokmaz. Ancak böyle bir mü’min âsî sayılır. Ameller imandan bir cüz (parça) değildir. Ancak işlenen günahı, “helâl saymak, onu hafife ve alaya almak”, kesinlikle küfürdür. Hasan el-Basrî’ye göre; büyük günah işleyen kimse münafıktır. “Asr-ı Saadet”ten bugüne kadar büyük günah işlemiş ve tövbe etmemiş olsa bile (gizli halleri Allah’a ait olmak üzere), ölen her Müslüman için, günahkâr veya günahsız ayrımı yapılmaksızın cenaze namazı kılınmış ve Müslüman kabristanına defnedilmiştir. Peygamber (s.a.v.)’in tatbikatı böyle olmuştur ve İslâm âlimleri bu konuda icmâ’ etmişlerdir.2 Fahşâ (Fevâhiş): İslâm şerîatının yasakladığı çirkinliği açık ve aşırı olan arzular, düşkünlükler ve yüz kızartıcı söz veya davranış şeklinde olan günahlardır. “Hakîkate ve normal ölçülere uymayan her aşırı işe “fahşâ” denilir. “Fâhişe” kelimesi, Kur’an-ı Kerîm’de on üç yerde geçmektedir. Ayrıca dört yerde de çoğulu olan “fevâhiş” zikredilmiştir. Genelde fahşâ ve fâhişe kelimesi, zinadan kinaye olarak kullanılmıştır. (Nisâ: 19) Fahşâ ve fahişe kelimeleri, Kur’an-ı Kerîm’de; şeytanın emrettiği kötü davranış ve hayâsızlık, evlilikten sonra fuhuş yapma, Kâbe’yi çıplak olarak tavâf etme, Allah’a şirk koşma, Hz. Lût Kavmi’nin yaptığı çirkin iş ve zinâ fiili anlamlarında kullanılmıştır. Ayrıca fâhişe kelimesinin namuslarını satan zâniye kadınlar hakkında da kullanıldığı bilinmektedir. Şeytan, fahşâyı emrederken (Bakara: 169, 268) Allah, açığı ve gizlisiyle her türlü fahşâyı haram kılmıştır (A’râf: 33) ve namazın insanı fahşâdan uzaklaştırıcı bir amel olduğunu da vurgulamıştır.