Ve (ey insanlar!) Size her ne bir sıkıntı (işlediğiniz suçun ezası hukuki yönden) dokunursa (hukuk tarafından cezalandırılırsanız) elleriniz ile yaptıklarınızın sonucudur! (Buna rağmen) Yine (Allâh samimiyetle yapılan tövbe ile) birçoğunu (birçok suçun cezasını) da affediyor. *
(*) Yani bu ayete, insanın işlediği suçlar nedeniyle kendisi için hukukta ön görüldüğü cezalara vurgu yapılmıştır. Burada musibet/sıkıntı, suçluya verilen dünyevi/hukuki cezalardır, bütün sıkıntılar değil. Çünkü nice insan masum iken, yine başına felaketler, depremler, kazalar, hastalıklar vs. gelebilir. Bu nedenle buradaki musibet, cezai müeyyidelerdir. Ki bunların müsebbibi de insandır. Bununla ilgili başka görüşler de vardır, ama bizce de en doğrusu budur. Zira bu görüş Kur’an’ın genel mesajına daha uygundur. Konuyla ilgili aşağıdaki tefsirlerin, özellikle Hasan el- Basri’nin görüşene bakılabilir. Çünkü suç işlemedikleri hâlde nice masum insanalar, çocuklar vs. yine de musibet ve felaketlere maruz kalırlar, ama suçları yok. Demek ki, Hasan el- Basri’nin de dediği gibi ayetin muhatabı mükellef insanlar olup meşru hukuk ilkelerini çiğnedikleri zaman dünyada cezai müeyyidelere çarpılırlar. Yani hukuken cezayı hak ederler. Ama samimiytle/ içtenlikle tövbe edenler, bağışlanabilirler. (الله اعلم)’’ Ama en doğrusunu yüce Allah bilir’’ Aşağıdaki tefsir metinlerine bkz:
وقال آخرون : بل عنى بذلك : وما عوقبتم في الدنيا من عقوبة بحد حددتموه على ذنب استوجبتموه عليه فبما كسبت أيديكم يقول : فيما عملتم من معصية الله ( ويعفو عن كثير ) فلا يوجب عليكم فيها حد - حدثنا ابن عبد الأعلى قال : ثنا ابن ثور ، عن معمر ، عن الحسن ( وما أصابكم من مصيبة ) . . . الآية ، قال : هذا في الحدود (تفسير الطبريي ) {وَيَعْفُواْ عَن كَثِيرٍ} أي عن كثير من المعاصي ألا يكون عليها حدود؛ وهو مقتضى قول الحسن (الجامع لاحكام القرآن) وروى بعضهم عن الحسن ان معنى الآية (في الحدود) أي ما أصابكم من حد من حدود الله فبما كسبت أيديكم ويعفو عن كثير فيستره على العبد حتى لا يحد عليه (هميان الزاد إلى دار المعاد)