Onlar sözlerini bitirince Musa söze başladı. Yavaş yavaş tane tane dayandığı esasları (asasını) ortaya koyuyordu. "Ben sizin dediklerinizden uzağım. Sizin dedikleriniz gerçeklere dayanmıyor. Siz yalanlarınızla gerçeklerin üzerini örtüyorsunuz. Hâlbuki bana Rabbimden değişmez gerçekler gelmiş, Rabbim beni hidayetiyle aydınlığa ulaştırmıştır. Ben sizin gibi hiç bir insandan farkı olmayan Firavuna üstünlük, şeref, izzet vermem. En büyük şeref, izzet Rabbime aittir. Benim Rabbim bilip bilmediğiniz, görüp görmediğiniz bütün varlıkları yaratmıştır. Onları nimetlendirmiştir. İnsanları dünyaya göndererek belirli bir müddet yaşamalarına izin vermiş. Verdikleri söz üzerinde durup durmayacaklarına bakmaktadır. Ey bilginler! Ey ahali! Size ne oluyor ki sizin gibi doğarak dünyaya gelen, sizin gibi bir gün ölecek olan, sizin gibi hastalanan, sizin gibi yiyip içen, sizin ihtiyaç duyduğunuz her şeye hatta daha fazlasına ihtiyaç duyan Firavuna üstünlük veriyor, O’nu ilahlaştırıyorsunuz. Allah’ın yasalarını bırakıp Firavunun yasalarına uyuyorsunuz. O da sizin gibi ölümlüdür. Kendi başına hiçbir gücü yoktur. Unutmayın ki Firavunun sizden hiç bir farkı yoktur. O’na dünyada ilahlık makamı vererek üstün hale getiren sizlersiniz. Eğer sizler; Firavuna üstünlük, mevki, makam vermezseniz, yersiz korkularla kendinizi korkutmazsanız, Firavun hiçbir şey olamaz. O’na bütün değerleri veren sizsiniz. O sizin bilgisizliğinizden yararlanıyor. Sizin mallarınızla, sizin canınızla kuvvet buluyor. Siz kendi malınıza, kendi canınıza sahip olsanız, Firavuna vermezseniz, O’nun kendine ait neyi var? Hâlbuki benim Rabbim yarattığı her şeye sahiptir. Firavun kendine bile sahip değildir. Firavun da Rabbime aittir. Firavun da sizler gibi günü gelince ölecek. Dünyada yaptıklarının hesabını verecek. Firavunun dünyada şişinmesine böbürlenmesine aldanmayın! İlahımız diye yücelttiğiniz, bilgisizliğinizle şereflendirdiğiniz Firavun hesap günü sizin gibidir. Rabbini inkâr edenlerden olarak ölürse cehenneme atılacaktır. Ey bilginler! Ey ahali! Size ne oluyor ki; sizin gibi bir insanın sizi nimetlendireceğine, nimetlendirdiğine inanıyorsunuz? O’nun size nimet olarak sunduğu bütün şeyleri siz kazanıyorsunuz. Kazancınızı yeryüzünün gökyüzünün mutlak sahibi olan Allah veriyor. Allah size vermezse Firavun nereden bulup verecek? Yeryüzüne diktiklerinizi Firavun mu yetiştiriyor? Gökyüzünden suyu Firavun mu indiriyor? Denizlerden avladıklarınızın Firavunla ne ilgisi var? Savaşları siz yapıyor, namını şanını Firavuna veriyorsunuz. Ülkeleri sizler fethediyor, zaferini hâkimiyetini Firavuna veriyorsunuz. Toprakları siz ekip biçiyor, ürünlerinizi Firavuna veriyorsunuz. Bu nasıl iş ki Firavun hiç bir şey yapmaz, sarayında oturur, eğlenirken, size muhtaçken, sizin üzerinize ilahlık iddia ediyor? Bilin ki benim Rabbim, hiç bir şeye muhtaç değildir. Ey bilginler! Sizler O’nu yüceltmek için, O’nun adına halka bir sürü yalan söyleyerek, halkı kandırmazsanız Firavun kendi kendine ne söyleyebilir? Firavun aslında hiç bir şey bilmez. Bilmediği için sizin yalanlarınıza başvuruyor. Firavun kendini bile bilmez. Bütün bildikleri sizin O’na öğrettiklerinizdir. Firavun sizin öğrettiklerinizi bile tam anlamış, tam kavramış değildir. Sizin onun lehine söylediğinizi bildiği için anlamış gibi davranıyor. Onun için söylediğiniz her şey O’nun hoşuna gidiyor. Ey bilginler! Sizler Firavunun zulmüyle, hem kendinizi, hem de halkı korkutmaya çalışıyorsunuz. Şunu bilin ki; eğer korkmanız ve korkutmanız gereken, güçlü, hesabı çetin bir varlık varsa O’da Rabbimdir. Rabbimin hesabı kesindir. Rabbimin gücü karşısında hiç bir güç duramaz. Eğer aklınız varsa Rabbimin cezalandırmasından korkmanız gerekir!" dedi. Bu sözler Firavunun adamlarının uydurduğu bütün yalanları yutarak yokluğa mahkûm etti. Firavunun adamları uydurdukları yalanların gerçekler karşısında kaybolup gittiğini görünce hatalarını anladılar.