(Mûsâ:) “(O,) doğunun ve batının ve ikisi arasında bulunanların Rabbidir! Eğer aklınızı kullanırsanız (bunu siz de anlarsınız)!”(1) dedi.
(1)“Şu kâinâttaki mevcûdâtın birbirine teâvünü (yardım etmesi), tecâvübü (birbirlerine cevabvermeleri), tesânüdü (dayanışmaları) gösterir ki, umum mahlûkāt, bir tek Mürebbî’nin (terbiye edicinin)terbiyesindedirler. (...) Çünki zemindeki zîhayatlara (canlılara) levâzımât-ı hayâtiyeyi (hayatları için lâzım olan şeyleri) emr-i Rabbânî ile pişiren güneşten ve takvimcilik eden kamerden tut; tâ ziyâ, hava, mâ’(su), gıdânın zîhayatların imdâdına koşmalarına ve nebâtâtın dahi hayvânâtın imdâdına koşmalarına ve hayvanât dahi insanların imdâdına koşmalarına (kadar) (...) kerîmâne (cömertçe) birbirine yardım etmek, birbirinin sadâ-yı hâcetine (ihtiyaç seslerine) cevab vermek, birbirini takviye etmek, elbette bilbedâhe(açıkça) bir tek, yektâ, Vâhid-i Ehad (sıfatlarında ve zâtında bir olan Allah), Ferd-i Samed (bir olan ve herkesin ihtiyâcını karşıladığı hâlde kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan), Kadîr-i Mutlak (herşeye gücü yeten), Alîm-i Mutlak (herşeyi bilen), Rahîm-i Mutlak (sonsuz merhamet sâhibi), Kerîm-i Mutlak (sonsuz ikrâm edici) bir Zât-ı Vâcibü’l-Vücûd’un (varlığı zarûrî olan Allah’ın) hizmetkârları ve me’murları ve masnû‘ları (san‘atlı eserleri) olduklarını gösterir.” (Mektûbât, 33. Mektûb, 317)