GERÇEK ŞU Kİ [ey Muhammed,] Biz vahyi Musa’ya [da] tevdî etmiştik: öyleyse [sana ilettiğimiz vahiyde] aynı [hakikat] ile karşılaşacağından kuşkuya düşme! ¹⁸ Ve [nasıl ki] o [önceki vahy]i İsrailoğulları için bir rehber kıldık,
18 Bu pasaj ile surenin başında dile getirilen konuya yeniden dönülmektedir; şöyle ki, Muhammed (s)’e bahşedilen vahyin ilahî menşei, bu pasajda da işaret edildiği gibi, Hz. Musa’ya (tek-tanrılı üç dinin, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’in üçünün de kabul ettiği büyük peygamberlerin en sonuncusu) bahşedilmiş olan vahyin menşei ile aynıdır. Ayrıca, yukarıdaki ayette vurgulanan bütün ilahî vahiylerin ihtiva ettiği temel hakikatlerin aynılığı, bu vahiylerin takipçilerinin, hangi dönemde, ülkede ve sosyal çevrede olurlarsa olsunlar, ortaya koydukları ahlakî taleplerin de aynılığını gerektirir.