ve [nasıl ki] sabredip mesajlarımıza tereddütsüz inandıkları zaman, onların içinden, buyruklarımız doğrultusunda ¹⁹ [kavimlerini] hidayete ulaştıran önderler çıkardık, [işte böylece, ey Muhammed, sana vahyedilmiş olan ilahî kelâm için de aynı şey geçerli olacak.] ²⁰
19 Yani, kendi döneminde ve kendi çağı için dile getirilen Tevrat’taki ilahî buyruklara uygun şekilde: Bu, Kur’an’da çok sık vurgulandığı gibi, daha sonraki dönemlerde İsrailoğulları arasında görülen iman zayıflığına ve önderleri ile bilginlerinin büyük kısmında rastlanan, Tevrat metninin çarpıtılması ve böylece “doğrunun yanlışla örtülmesi” eğilimlerine (bkz. örn. 2:42, 75, 79 ve ilgili notlar) işaret etmektedir.20 Bu tesbit, Zemahşerî’nin yukarıdaki ayet ile ilgili yorumunu yansıtmaktadır: Kur’an, bir toplum için, o toplumun dinî önderleri sıkıntılara karşı sabrettikleri ve inançlarında kararlılık gösterdikleri sürece bir doğru yol rehberi ve hidayet kaynağıdır. Bu yorum, ahlakî değerlerini ve inançlarını kaybetmiş bir topluma Kur’an’ın hiçbir fayda sağlamayacağını ifade eder.