close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Sebe Sûresi 36. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kul inne rabbî yebsutu-rrizka limen yeşâu veyakdiru velâkinne ekśera-nnâsi lâ ya’lemûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
De ki: Şüphe yok ki Rabbim, dilediğinin rızkını bollaştırır, dilediğinin daraltır ve fakat insanların çoğu bilmez.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Ey Resulüm!) De ki: "Şüphesiz Benim Rabbim rızkı dilediğine genişletip-yayar ve (istediğinde de) kısıp daraltır. Ancak insanların çoğu (gerçekleri ve başlarına gelecekleri) bilmeyen (cahil kesimidir)."
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
De ki: Rabbim dilediğine mal ve evladı çokça verir, dilediğine de az verir. Fakat insanların çoğu, bunun hikmetini bilmezler ve sanırlar ki, mal ve evlat çokluğu, şeref ve büyüklük sebebidir.
Ahmet Tekin
swap_vert close
“Rabbim sünnetine, düzeninin yasalarına uygun olarak, iradesinin tecellisine tâbi, akıllı ve sorumlu kimselere bol rızık ve servet verir. Dilediğine de ölçüyle kısarak verir. Fakat insanların çoğu bilmezler.” de.
Ahmet Varol
swap_vert close
De ki: "Şüphesiz Rabbim dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Ancak insanların çoğu bilmezler."
Ali Bulaç
swap_vert close
De ki: 'Şüphesiz benim Rabbim rızkı dilediğine genişletir-yayar ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
(Ey Rasûlüm, onlara) de ki: “- Rabbim dilediğine rızkı genişletir, dilediğine kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler (bu gerçeği tasdik etmezler).
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
De ki: “Sahibim ve terbiyecim olan Allah, rızkı istediğine açan ve kısandır. Fakat insanların çoğu bunu bilmiyorlar.”
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
De ki: “Şüphesiz ki Rabbim, rızkı dilediğine bolca da verir, kısar da. Fakat, insanların çoğu bunu bilmezler.”
Besim Atalay
swap_vert close
De ki: «Tanrım dilediği kimseye, geniş verir azığı, dilediği kimseye de dar verir, insanların pek çoğuysa bilmezler»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
De ki: “Rabbim rızkı kullarından dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu (Allah'ın yol ve yöntemlerini) bilmezler.”
Allah’ın, kullarına farklı oranlarda rızık vermesi, tamamen O’nun seçimi ve takdiriyle alakalı bir durumdur. Bu konuda bizim söyleyebilecek hiçbir sözümüz yoktur. Kişinin entelektüel seviyesi, kültürü, eğitimi, bilgisi, tecrübesi, mahareti, zekâsı, çalışkanlığı hangi seviyede olursa olsun Allah takdir etmedikçe -toplum diliyle- zengin olamaz. Eğer bir insana Allah bol rızık takdir etmişse, – aptal da olsa- ona da kimse mâni olamaz. Bu demek değildir ki nasıl olsa Allah’ın takdir ettiği tecelli edecek, o halde insan yan gelip yatsın. Elbette ki insan sürekli çalışmalı, araştırmalı, buluş yapmalı, üretmeli, yetiştirmeli, istihdam sağlamalı ama bütün bunların karşılığını almada işi Allah’ın takdirine bırakmalıdır. Kişi çok kazanıyor diye şımarmamalı, yoldan çıkmamalı, aslını inkâr etmemeli, geçmişini unutmamalı, nimeti kendinden bilmemeli, Allah’a vefasızlık etmemeli, insanları küçük görmemeli. Yine kişi zengin olamıyor, çok kazanamıyor, modern evlerde yaşayamıyor, lüks arabalar binemiyor, yazlıklar kışlıklar alamıyor, çocuklarını özel okullarda okutamıyor, uzun soluklu tatillere çıkamıyor diye de kahrolmamalı. Zira hayat sadece dünyadan ibaret değildir. Allah isterse, kırk sene çalıştırır bir yıllık verir, isterse bir yıl çalıştırır kırk yıllık verir. Bazen de kırk yılda verdiğini bir ayda belki bir anda geri alır.Ama her çalışana geçimini temin edecek kadar rızık mutlaka verir. Biz Allah’a neden böyle yapıyorsun diye de soramayız. Allah öyle takdir ediyorsa vardır onda bir hikmet ve hayır. “… Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için iyi, hoşunuza giden bir şey de hakkınızda kötü olabilir. (Hakkınızda neyin hayır neyin şer olacağını) Allah bilir, siz bilemezsiniz. (Bakara 2/216) Durum böyledir diye zenginliği ve yoksulluğu, asla Allah’ın lütfunun veya cezasının bir işareti olarak görmemek gerekir.  
Cemil Said
swap_vert close
Ânlara di ki: "Benim rabbim ihsânlarını kime ister ise mebzûl olarak ve kime ister ise mahdûd olarak virir. Lâkin insânların ekserîsi bilmez."
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
De ki: "Şüphesiz Rabbim rızkı dilediğine genişletir ve bir ölçüye göre verir, fakat insanların çoğu bilmezler."*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Ey Muhammed, de ki: “Şüphesiz, Rabbim rızkı dilediğine bol verir ve (dilediğine) kısar. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
De ki: “Rabbim rızkı dilediğine bol verir, dilediğine kısar; fakat insanların çoğu (bunun hikmetini) bilmezler.”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
De ki: Rabbim, dilediğine bol rızık verir ve (dilediğinden) kısar; fakat insanların çoğu bilmezler.
Edip Yüksel
swap_vert close
De ki, "Rabbim nimetleri dilediğine bol verir veya kısar. Ama halkın çoğu bilmez."
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
De ki: "Rabbim rızkı dilediğine genişletir, dilediğine sıkar. Fakat insanların çoğu bilmezler."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
De ki rabbım rızkı dilediğine döşer dilediğine sıkar ve lâkin nâsın ekserisi bilmezler
Emrah Demiryent
swap_vert close
De ki: “Şüphesiz Rabbim, dilediğinin rızkını bollaştırır, dilediğinin daraltır. Ancak insanların çoğu (hakikati) bilmezler (de, sanırlar ki mal ve evlat çokluğu şeref ve büyüklük sebebidir).”
Erhan Aktaş
swap_vert close
De ki: “Benim Rabb'im, dilediği kimseye rızkı genişletir ve takdir eder. Fakat insanların çoğu idrak etmezler.”
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
De ki: «Şübhesiz Rabbim kimi dilerse onun rızkını genişletir, (kimi de dilerse onunkini) daraltır. Fakat insanların çoğu (bunu) bilmezler».
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
De ki: “Şübhesiz ki Rabbim, (imtihân için) dilediğine rızkı genişletir ve (dilediğine)daraltır. Fakat insanların çoğu bilmezler.”(1)
(1)“Evet, en parlak bir mu‘cize-i san‘at-ı Samedâniye (Allah’ın san‘atının mu‘cizesi) ve bir hârika-i hikmet-i Rabbâniye (Allah’ın bir hikmet hârikası) olan hayâtı kim vermiş, yapmış ise; rızıkla o hayâtı besleyen ve idâme eden (devâm ettiren) de O’dur. O’ndan başka olmaz. Delil mi istersin? En zayıf, en aptal hayvan, en iyi beslenir, -meyve kurtları ve balıklar gibi- en âciz, en nâzik mahlûk, en iyi rızkı o yer -çocuklar ve yavrular gibi-. Evet, vâsıta-i rızk-ı helâl (helâl rızık vâsıtası), iktidar ve ihtiyâr (istemek) ile olmadığını; belki, acz ve za‘f ile olduğunu anlamak için balıklar ile tilkileri, yavrular ile canavarları, ağaçlar ile hayvanları müvâzene etmek(kıyaslamak) kâfîdir.” (Sözler, 5. Söz, 12)“Cenâb-ı Hakk’ın verdiği ni‘metleri söyleyip i‘lân ve tahdîs-i ni‘met etmek (ni‘meti, şükür kasdıyla anlatmak)bazen gurûra ve kibire müncer olur (varır). Tevâzu‘ kasdıyla da o ni‘metleri ketmetmek (gizlemek) iyi değildir. Binâenaleyh ifrat ve tefritten (aşırı ileri gitmek ve aşırı geri kalmaktan) kurtulmak için istikāmet mîzânına(terâzisine) mürâcaat edilmeli. Şöyle ki: Her bir ni‘metin iki vechi (yönü) vardır. Bir vechi insana âiddir ki, insanı tezyîn eder (süsler). Medâr-ı lezzeti (lezzet alma sebebi) olur. Halk içinde temâyüze (görünmeye) sebeb olur. Mûcib-i fahr (gurur vesîlesi) olur. Sarhoş olur. Mâlik-i Hakīkī’yi (mülkün asıl sâhibini) unutur. En nihâyet kibir ve gurur kuyusuna düşürtür. İkinci vecih ise, in‘âm edene (ni‘met verene) bakar ki; in‘âm edenin keremini izhâr (ikrâm ediciliğini gösterir), derece-i rahmetini i‘lân, in‘âmını ifşâ (eder, açıklar), esmâsına (Allah’ınisimlerine) şehâdet eder.” (Mesnevî-i Nûriye, Şemme, 203)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Ey Resulüm!) De ki; Şüphesiz benim Rabbim dileyen (Rabbimin kâinatta geçerli tabii kanunlarını gözeterek, çalışıp, çabalayan, rızkı kazanmak için sebeplere sarılan ve gereği üzere gayret gösteren) kimse için rızkını yayıp bir ölçüye göre takdir eder. Fakat insanların çoğu (bu gerçeği) bilmezler. (*)
(*) Allah Herkesin Rızkına Kefil İse Dünyada Niçin Milyonlarca insan açlıktan ölüyor? Bunun cevabını aşağıdaki açıklamalardan öğrenebiliriz. Şüphe yok ki Allah, her konuda olduğu gibi rızık konusunda da yasalar koymuştur. Bu yasaların başında, insan çabasının karşılıksız kalmayacağı (وأن ليس للانسان الا ما سعي) ’’Şüphesiz (gerek dünyada, gerek ahirette) her insana kendi emeğinden başkası verilecek değildir/ herkes ancak emeğinin karşılığını alacaktır’’ şeklindeki ilâhî kuralı gelir (53:39). Bir başka ayet, rızık konusunda ilk adımın insandan beklendiğini ifade eder (65:3). Bu nedenle ayetin meali ‘’Elbet senin Rabbin dileyen (Rabbinin kâinatta geçerli tabii kanunlarını gözeterek, çalışıp, çabalayan ve rızkı kazanmak için sebeplere sarılan) kimseler için rızkı yayıp bir ölçüye göre takdir eder/ verir’’ şeklinde olması Kur’an’ın bütünlük açısından daha doğru ve isabetlidir. Çünkü rızkın kaynağını yaratan ve rızkı veren Allah Teâlâ’dır. Kul, Allah’ın kâinatta geçerli tabii kanunlarını gözeterek, çalışır, çabalar, sebeplere sarılır ve rızkı kazanmak için tercihte bulunur. Allah da onun bu tercih ve çabasına göre rızkını yaratır. Rızkı kazanmak için gerekli girişimde bulunmak kuldan, rızkın kaynağını yaratmak ise Allah’tandır. Yani hem dünya kazancını ve rızkını isteyen, hem de ahiret kazancını isteyen insanlardır, onların bu isteklerine karşılık veren ise yüce Allah’tır. Demek ki, dileyen, isteyen ve çabalayan kuldur, rızkın kaynağını yaratan ve veren ise Allah’tır. Yani her şeyi elde etmekte olduğu gibi rızık elde etmek de çalışıp kazanmayla doğru orantılıdır. Allah’ın emir ve yasaklarını gözeterek, ne kadar çok çalışırsa insan o kadar çok rızık elde etmesi mümkün olabilir. Allah’ın yaptığı da kulun çalışması oranında rızık vermesidir. Bunlar Allah’ın kanunları, bu kanunlara uyan herkes başarılı olur. Ayrıca Allah Teâlâ tarafından hiç kimseye açlıktan ölmeme garantisi verilmiş değildir. Tek tek fertlerin ecelleri olduğu gibi toplumların da ecelleri bulunmaktadır. Gerek fert gerekse toplumların ecelleri Allah tarafından takdir edilmiş olup zamanı geldiğinde artık iş işten geçmiş olup ne bir an öne alını ne de bir an geri bırakılır. Bu dünyada her şeyi birtakım sebeplere bağlayan Rabbimiz, fertlerin ve toplumların ecellerini de birtakım sebeplere bağlamıştır. Deprem, yanar dağ patlaması, Tsunami gibi tabii sebeplerle fertler ve topluluk halinde ölümler gerçekleştiği gibi trafik kazası, iş kazası, savaş, cinayet vb. sebeplerle de ferdi ve toplumsal ölümler söz konusu olmaktadır. Açlık da gerek fert gerekse toplumların ölüm sebeplerinden biridir. Geçmişte ve günümüzde binlerce, on binlerce hatta kimi zaman milyonlarca insan nasıl ki savaş, deprem vb. sebeplerle ferdi olarak veya toplumsal olarak ölmüşlerse yine geçmişte ve günümüzde binlerce ve milyonlarca insan ferdi ve toplumsal olarak açlık sebebiyle ölmektedir. Açlıktan ölen insan ya da hayvanların öldüğü zamana kadar ki rızıklarını da Allah vermiştir. O halde gerek insanlardan gerekse diğer canlılardan bir kısmının açlıktan ölüyor olması, Allah’ın her canlının rızkını verdiği gerçeği ile çelişmez. Ayrıca rızık için çaba göstermemiz emredilmiştir. Kaderin bir yönü Allah Teâlâ’ya diğer yönü ise kullara bakar. Mesela hastalandığımız zaman şifayı veren Allah’tır. Bununla birlikte Allah Resûlü (s.a.v.), şöyle buyurmuştur: “Ey Allah’ın kulları! Tedavi olunuz. Allah hangi hastalığı yaratmışsa mutlaka ilacını/şifasını da yaratmıştır. İhtiyarlık ise bundan müstesnadır.” (Ebu Davud, “Tıb”, 1) Rızık meselesi de böyledir. Rabbimiz rızkı kendisinin yarattığını, kendisi dışında rızık veren olmadığını belirtmekle birlikte kulların, rızkı elde etmek için helal yoldan gayret göstermelerini emretmiştir. Bu konuda şöyle buyurur: “[Cuma] namaz[ı] kılınınca (rızkınızı elde etmek, çok kazanmak, helal, temiz ve bol bir servete sahip olmak için) artık yeryüzüne dağılın ve (çalışarak) Allah’ın lütfundan (rızkından) isteyin. Allah’ı çok zikredin ki; kurtuluşa erersiniz.” (Cuma, 10) Şu halde rızkın takdiri ve yaratılması Allah’tan ancak çalışıp çabalayarak kazanılması kuldandır. Eğer kullar, Rabbimizin rızık elde etme konusunda koyduğu bu kurala uymazlarsa rızıklarını elde edemezler. Bir kimsenin “nasıl olsa rızkıma Allah kefil, öyle ise benim çalışmama ne gerek var?” gibi bir düşünceyle tembellik etmesi, yan gelip yatması onun kader ve tevekkül konusunu anlayamadığını gösterir. Rabbimizin Rızkı Tüm Canlılara Yetecek Miktardadır: Rabbimiz yeryüzünde tüm canlılara yetecek şekilde rızık ve onun kaynağını yaratmaktadır. Eğer yeryüzünde insanlar açlıktan ölüyorsa bu, -hâşâ- yüce Allah’ın onların rızkını unuttuğundan, onlara yetecek kadar rızkı yaratmadığından, onları sevmeyip cezalandırdığından değil, insanların bir bölümünün haksızlık, zulüm ve sömürü yoluyla bu kimselerin hakkını yemeleri ve dünyadaki insanlar arasında gelir dağılımının adaletsiz olması yahut da yardım etmeleri gerekirken yardımdan uzak durmaları sebebiyledir. İnsanların kendi yaptıkları zulümlerin faturasını Allah’a kesmeleri adalet ve insafla bağdaşmaz. Peki Allah’ın Rızık Konusunda Yeryüzünde Var Olan Adaletsizliğe Müsaade Etmesinin Sebebi Nedir? Allah’ın niçin bu zulüm ve sömürüye müsaade ettiği sorulabilir. Bu soru, adaletin bu yeryüzü şartlarında tam olarak gerçekleşmesi gerektiği düşüncesinin dışavurumundan başka bir şey değildir. Bu düşünceye göre zulüm, haksızlık ve kötülük hemen ve şimdi cezalandırılmalıdır, aksi takdirde Allah -hâşâ- haksızlığa göz yumarak bu haksızlığın ortağı olmuş olur. Oysa gerçek böyle değildir. Zira Rabbimiz, bir imtihan gereği yeryüzünde insanların birbirine yaptığı haksızlıklara derhal müdahale etmemektedir. Bu durum onun bu haksızlıklardan habersiz ve gafil olduğu anlamına gelmediği gibi bunları onayladığı anlamına da gelmemektedir. Nitekim Rabbimiz bu konuda şöyle buyurur: “Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Ancak, Allah onları (cezalandırmayı), korkudan gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim, 42) O halde bu dünya, adaletin yüzde yüz tecelli edeceği bir mekân değildir. Nitekim sadece açlık konusu değil bu husus diğer konular için de böyledir. Söz gelimi bu dünya şartlarında milyonlarca kişi haksız yere savaş sebebiyle öldürülmekte, yurtlarından sürgün edilmekte, tecavüze uğramakta, mallarından edilmektedir. Bütün bu durumlarda haksızlıkları yapanlara hemen ceza verilmemektedir. Çünkü her haksızlık yapana bizzat ilahi müdahale ile ceza verilecek olsaydı o takdirde yeryüzünde “Allah’ı inkâr” diye bir şey söz konusu olmaz, herkes ister istemez (mecburen) Allah’a boyun eğer, kendisine verilen özgür irade elinden alınır ve bu durum da imtihana aykırı olurdu. Başta açlık olmak üzere savaşlarda ölüm, tecavüz vb. suçların mağdurunun küçük ve masum çocuklar olması meselesine gelince; burada da yukarıda belirttiğimiz husus geçerlidir. Allah, bu dünya ölçeğinde toplumların karşılaştıkları felaketlerde-imtihanın devam etmesi sebebiyle- herhangi birini istisna etmemektedir. Söz gelimi bir deprem olduğunda bu depremde çoluk-çocuk, genç-yaşlı, kadın-erkek binlerce kişi ölmektedir. Bir trafik kazasında çocuk-büyük birlikte ölmektedir. Bir yangında büyük öldüğü gibi küçük de ölmektedir. Bu gibi tabii veya beşerî felaket veya toplu ölüm durumlarında eğer Rabbimiz ilahî bir müdahalede bulunarak çocukları kurtarmış olsa bu defa yine imtihanın sırrı ortadan kalkacak, herkes ilahî müdahaleyi görmüş olacağından ister istemez mecburen iman etmiş olacaktır. Yani yüce Allah doğrudan müdahale etmez. Etseydi ne Cennetin ne Cehennemin ne de sorgu vaktinin bir anlamı kalırdı, çünkü istemeyerek de olsa herkes iradesi dışında iman edip boyun eğecekti. Hâlbuki iman isteyerek ve gönülden gelerek olmalıdır. Yüce Allah ise her canlıya yetecek kadar rızkı yaratıyor, ancak yeryüzünde zulüm ve adaletsizlik sonucu açlıktan ölümler meydana geliyor. Yani kasacasi Rabbimiz rızkımızı sebepler dairesinde vermekte yani rızkımızı aramamız, çalışıp çabalamamız, tabir caizse sabah kuş misali çıkıp aramak, sebeplere sarılmak ve yalnızca Rabbimizden beklemek. Özetle, dünyanın birçok yerindeki yoksulluk, fakirlik, işsizlik ve açlığın yegâne sebebi, yüce Allah’ın Kur’an’daki hükümlerinin uygulanmaması, insanlar arasında gelir dağılımının adaletsiz olması, dünyaya hükmeden zalim rejim ve yönetimlerdir… Örneğin: Afrika, halen gerek toprak zenginliği, gerek kaynaklar bakımından çok kritik bir role sahiptir. Petrol ve doğal kaynaklar bakımından son derece zengin olan kıta, stratejik olarak da çok büyük öneme sahiptir. Dünya’nın en fazla doğrudan yatırım alan bölgesi olan Afrika, aynı zamanda gezegenimizin geriye kalan tüm doğal kaynaklarının %30 gibi devasa bir kısmını bünyesinde barındırmaktadır. Kuzey Afrika’da ise devasa petrol ve doğal gaz yatakları bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Sahra Çölü yeryüzündeki en stratejik nükleer madenlere ve koltan, altın, bakır gibi çok sayıda madene sahiptir. Bu nedenle hala bol miktarda umut ve kaynak vaat eden Afrika kıtasının, yeryüzündeki en fazla sömürüye tabi kalan bölgeler arasındadır. Ve bu durum, tesadüfi değildir. Bu nedenle Afrika’nın, bünyesinde barındırdığı potansiyele kavuşması durumunda, dünyadaki birçok dengenin değişmesi beklenmektedir. Bkz: (Afrika’nın Kaynakları: Sömürülmenin Kalbi Afrika) Yani Afrika kıtası elmastan uranyuma, kobalttan petrole sahip olduğu onlarca değerli kaynakla büyük bir yer altı zenginliği barındırıyor. Bkz: (Afrika kaynaklarıyla gelecek vadediyor) Özetle, Afrika gibi yerlerde açlıktan vefat edenler, rızıksızlıktan değil, Allah’ın onlara yer altında ve yer üstünde yarattığı nice zenginliklerin ve diğer rızıkların, zalimler ve sömürgeci güçler tarafından alınmasından dolayıdır. (الله اعلم  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Deki “Rabbim rızkı dilediğine bol verip yayar, dilediğinin rızkını da kısar.” Ancak insanların çoğu bunları bilmiyor.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
De ki: "Çalabınız dilediğinin azığını artırır, dilediğininkini de kısar. Ancak, insanların pek çoğu bunu bilmezler."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Onlara de ki «— Rabbim rızkını dilediğine genişletir, dilediğine darlaştırır. Fakat nâs/ın pek çoğu bunun hikmetini bilmezler.»
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Ey Peygamber!) De ki: “Rabbim dilediği kimseye rızkı genişletir ve takdir eder. Fakat insanların çoğu bilmezler.”
Kadri Çelik
swap_vert close
De ki: “Şüphesiz benim Rabbim, rızkı dilediğine genişletip yayar ve kısar da. Ancak insanların çoğu bilmezler.”
Mahmut Kısa
swap_vert close
Onlara de ki: “Bakın, belli bir hikmete uygun olarak dilediğine sınırsız nîmetler bahşeden ve dilediğinin rızkını yeterince veren,ancak Rabb’imdir. Bundan dolayı kibirlenmeye hakkınız yoktur. Fakat insanların çoğu, gerçek üstünlük ölçüsünün ancak ahlâk, dürüstlük ve erdemlilik olduğunu bilmezler.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
De ki: -“Benim rabbim, dileyeceği kimseler için Rızk’ı genişletiyor ve ölçülü veriyor; ama İnsanlar’ın en çoğu bilmez”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Resulüm de ki: " Allah rızkı dilediğine bol bol, dilediğine gıdım gıdım ölçüp verir. " Ama çokları bunun anlamını bilemez.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Onlara de ki: "Şüphesiz Rabbim rızkı dilediğine bolca verir veya dilediğinden kısar. Fakat insanların çoğu Rabbimin bunu niye yaptığını bilmez."
Mehmet Okuyan
swap_vert close
De ki: “Rabbim rızkı dilediğine (layık olana) açarak (bol) da verir, kısarak (dar) da verir fakat insanların çoğu bilmezler.”
Mehmet Türk
swap_vert close
(Onlara): “Şüphesiz benim Rabbim, rızkı dilediğine bol bol verir, dilediğine de daraltır. Fakat insanların pek çoğu bunu bilmiyorlar.” de.
Muhammed Esed
swap_vert close
De ki: “Rabbim dilediğine bol rızık verir, [dilediğine] az: fakat insanların çoğu [Allah’ın yol ve yöntemlerini] anlamazlar”. ⁴⁷
47 Zımnen, “zenginliği ve yoksulluğu, aptalcasına, Allah’ın lütfunun veya cezasının bir işareti olarak görürler.” Bu ifade, dolaylı olarak, bugün ve geçmişte birçok insanın paylaştığı, maddî refahın bütün insan davranışlarının meşruiyet gerekçesi olduğu anlayışını reddeder.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
De ki: – Benim Rabbim, gerekli çabayı gösterene rızkı yayar ve bir ölçüye göre verir. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmezler. 45/22, 53/39-40
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
De ki: “Şüphe yok ki isteyene rızkı açmayı da, sınırlandırmayı da dileyen benim Rabbimdir; fakat insanların çoğu bunu(n hikmetini) dahi kavrayamaz.”
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey Muhammed) De ki: "Rabbim dilediğinin rızkını genişletir veya kısar. (Bir kulun dünya nimetleri ile zengin olması; Rabbinin o kulundan razı olduğuna muhakkak delil teşkil etmez, bu bağış bir imtihan gereği de olabilir) Ne var ki insanların çoğu bunu bilmez! (Böyle böbürlenir şımarırlar)
Osman Fırat
swap_vert close
De ki: ’’Rabbim dilediğine rızkı yayar ve dilediğine kısar; fakat insanların çoğu bilmezler’’
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
De ki: «Şüphe yok Rabbim rızkı dilediği kimseye genişletir ve darlaştırır. Fakat insanların çoğu bilmezler.»
Suat Yıldırım
swap_vert close
De ki: “Rabbim dilediği kimsenin rızkını, nasibini bollaştırır, dilediğinin nasibini kısar. Ama insanların ekserisi bu gerçeği bilmezler. ”
Süleyman Ateş
swap_vert close
De ki: "Rabbim dilediğine rızkı yayar ve (dilediğine) kısar; fakat insanların çoğu bilmezler, (sanırlar ki mal ve evlad çokluğu şeref ve büyüklük sebebidir.)"
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Di ki: "Rabbim dilediğine rızkı bast ider ve yayar ve dilediğinden kısar lâkin ekser nâs bunı bilmezler."
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
De ki: "Sahibim rızkı, çalışan ve yeterli donanıma sahip olan için yayar. Ama çoğu insan bunu böyle bilmez."
Şaban Piriş
swap_vert close
De ki:-Rabbim, dilediğine rızkı yayar, dilediğine de daraltır. Fakat, insanların çoğu bilmez.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Sen de ki: Rabbim dilediğinin rızkını genişletir, dilediğininkini daraltır. Lâkin insanların çoğu bunu bilmez.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
De ki: "Rabbim, dilediğine rızkı genişletip açar, dilediğine ölçülü verir/kısar. Fakat insanların çokları bilmiyorlar."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
eyit “bayıķ çalabum döşer rūzıyı aña kim diler daħı ŧar eyler velįkin. ādemįlerüñ eyregi [230b] bilmezler.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Eyit yā Muḥammed: Benüm Tañrım çoḳ virür rızḳ, kime dilese daḫı azvirür. Lākin çoḳ kişiler bilmezler.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Ya Peyğəmbər!) De: “Rəbbim istədiyinin ruzisini artırar və (istədiyininkini də) azaldar. Lakin insanların əksəriyyəti (bunu) bilməz!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Say (O Muhammad): Lo! my Lord enlargeth the provision for whom He will and narroweth it (for whom He will). But most of mankind know not.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Say: "Verily my Lord enlarges and restricts the Provision(3843) to whom He pleases, but most men understand not."
3843 Provision (or Sustenance): good things of all kinds in this life, material goods as well as power, opportunities, influence, mental gifts, etc. These do not necessarily all go to the good, nor is their denial to be interpreted to mean that it is a withdrawal of Allah's favour. Very often the contrary is the case. Their distribution is in accordance with the Universal Plan and Purpose, which is All- Wise and All-Good, but ignorant people cannot understand this (Cf. n. 3791).  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قُلْ
de ki
اِنَّ
muhak- kak
رَبّ۪ي
Rabb- im
يَبْسُطُ
genişletir
الرِّزْقَ
rızkı
لِمَنْ
o kim- seye ki
يَشَٓاءُ
diler
وَيَقْدِرُ
ve daraltır
وَلٰكِنَّ
fakat
اَكْثَرَ
çoğu
النَّاسِ
insanların
لَا يَعْلَمُونَ۟
bilmezler
(Resulüm!) De ki: "Muhakkak ki Rabbim rızkı dilediğine açar, (dilediğine) daraltır; fakat insanların çoğu (bunu) bil(ip idrak et)mezler."
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
بَسَطَ
Fiil-I
ب س ط
Genişletti, uzattı, yaydı
رِزْق
İsim
ر ز ق
Rızık, yiyecek
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
شَاءَ
Fiil-I
ش ي ا
Diledi, istedi
قَدَرَ
Fiil-I
ق د ر
Güç yetirdi, takdir etti, daralttı, sıkıntıya soktu
لٰكِنّ
Harf-i istidrak
لٰكِنّ
Ancak, fakat, lakin, başka, hariç
اَكْثَر
İsim
ك ث ر
Çoğu, daha çok, daha fazlası
نَاس
İsim
ن و س
İnsanlar
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi