Bir de “Eğer (iddiânızda) doğru kimseler iseniz, bu va'd (edilen kıyâmet) ne zaman?” diyorlar.(2)
(2)“Dünyanın eceli ve sekerâtı olan kıyâmet vakti muayyen (belirli) olsa idi, kurûn-ı ûlâ ve vustâ (ilk ve orta çağlar) fikr-i âhiretten pek az müteessir olacaktı. Kurûn-ı uhrâ (son asırlar), dehşet-i mutlaka (tam bir dehşet) içinde bulunacaktı. O vakit ne hayât-ı dünyeviyenin lezzeti ve kıymeti kalırdı ve ne de havf u recâ(korku ve ümid) içinde ihtiyâr ile (isteyerek) itâatkârâne (itâat ederek) olan ubûdiyetin (kulluğun) ehemmiyeti ve hikmeti bulunurdu. Hem eğer muayyen olsa idi, bir kısım hakāik-ı îmâniye bedâhet derecesine girerdi (apaçık bir duruma gelirdi), herkes ister istemez tasdîk ederdi. İhtiyâr ve irâde ile bağlı olan sırr-ı teklîf (imtihan sırrı)ve hikmet-i îman bozulurdu.” (Şuâ‘lar, 5. Şuâ‘, 73)