Oysa (dünyada yapılan) şefaat (dua ve istiğfar), onun katında (ahirette) fayda vermez, ancak (dünyadayken muvahhid olduğundan dolayı) bir kimse için (Allah) izin vermişse o başka. Nihayet (ahiret gününe geldiklerinde) gönüllerinden (şek ve şüphe) atıldığı zaman, (melekler yeniden dirilenlere) "Rabbiniz (sizin için dünyada) ne buyurmuştu?’’ derler. Onlar da hak olanı buyurmuştu, derler. Ve O (Allah), yücedir, büyüktür.(*)
(*) Bu ayet, genellikle yanlış çeviriye konu edinilen bir ayettir. Ayet; “şefaat edecekten” değil, “şefaat edilecekten” söz ettiği hâlde; ayette, genellikle birilerine şefaat etme hakkı verilecekmiş gibi anlam verilmektedir. Oysaki ayette, kimlerin şefaat edeceği değil, kimlere şefaat edileceği bildirilmektedir. Ne var ki; gerçeği saptırmak için veya bilmeyerek bu ayete, “Kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” şeklinde yanlış bir anlam verilmiştir….(E. Aktaş Meali 23. Ayet Açıklaması) “Şefaat” terimi en yanlış anlaşılan Kur’an kavramlarından biridir. Yardım, dua, aracılık, arabuluculuk, tavassut, iltimas gibi anlamlara gelen şefaat; insanların cennete gitmesi için peygamberlere, “Allah dostlarına”, veli dedikleri kimselere, Kur’an talebelerine ve şehitlere verilen bir yetki olarak yorumlanır. Bu yaygın inanç, insanlara ilahi buyruklarla hayatlarını inşa etmek yerine -sözde- ehil olan insanların şefaatine/yardımına sığınarak kolay yoldan cennete girme rahatlığını verir. Oysa Kur’an iyi anlaşıldığı takdirde görülecektir ki; Allah’ın bağışlamasının dışında kişinin şefaatçisi kendi amelleridir. “Hiç kimsenin başkasına bir yararının olmayacağı, hiç kimseden fidye kabul edilmeyeceği, hiç kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve onların hiçbir yerden yardım görmeyeceği günden sakının!” (Bakara 2/123) “Kendileri için Allah’tan başka ne bir veli ne de bir şefaatçi bulunmaksızın, Rablerinin huzurunda toplanmaktan korkanları, Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar diye, onunla (Kur’an ile) uyar!” (En’am 6/51) Ayrıca Bakara 2/254 ve 255’te “ahirette hiçbir şekilde şefaatin olmayacağı ve bütün yetkinin Allah’ın elinde olacağı” açıkça anlatılır. İnfitar 82/19 “O gün kimse kimseye hiçbir fayda sağlayamayacaktır.”, Secde 32/4 “Allah’tan başka bir veliniz ve şefaatçiniz yoktur.” Necm 53/39 “İnsan için ancak çalıştığı vardır”, “Onların hepsi kıyamet günü O’na tek başına gelecek.” Meryem, 19/95 öğretileriyle Kur’an, cennete gitmek için insanın şefaatçisinin kendi eylemlerinin olacağını açıkça belirtir. Yine “Göklerde nice melekler vardır ki onların (dünyadaki mü’minlere) şefaatleri; (dua ve isiğfarda bulunmaları) ancak Allah’ın izniyle, (O’nun) dilediği ve hoşnut olduğu (muvahhid ve mümin) kimselere yarar sağlar” (Necm 53/26). Bu nedenle şefaatin (dua ve istiğfarın) yeri dünya sahasıdır, onun faydası ise Allah katındadır. Çünkü iman, ameli salih, dua, istiğfar vb. şeyler dünyada geçerlidir, ahirette değil, zaten ahirette herkes iman eder, kurtuluşu için dua edip yalvarır ama nafile. Yani insan dünyda iken bunları yapmış olması gerekir. İşte (الله اعلم) ،Kur’an’ın her yerinde yüce Allah’ın iznine bağlanan şefaatin anlamı bu şekildedir. Örneğin: Dünyadayken Hz. İbrahim babası için istiğfarda = şefaatte bulunmak istiyor, ama müşrik olduğundan dolayı yüce Allah ona bu izni vermiyor. Yine Hz. Nuh oğlu için yüce Allah’a yalvarıyor = şefaatte bulunuyor, ama müşrik olduğu için, buna da izin vermiyor. Yine Hz. Peygamber de ölen bazı münafıkların ceneze namzını kılmak ve onlara du etmek = şefaate bulunmak istyor, ama yüce Allah ona da izin vermiyor. Fakat ilgili ayetten de anlıyoruz ki, Hz. Yakup’un, Hz. Yusuf’a yaptıkları kötülük yüzünden diğer oğulları için istiğfarda = şefaate bulunmasına rağmen yüce Allah onun bu istiğfarını = şefaatini red etmiyor, çünkü onlar günahkâr olsalar bile yine muvahhid/mümin kimselerdi. İşte tüm bunlardan anlaşılıyor ki, istiğfar, dua = şefaat yeri dünyadır, ahiret ise, bunların faydasının görüleceği yerdir. Bu nedenle, dünyadayken peygamberlerin kendi ümmetlerine yaptıkları dua ve istiğfarları = şefaattir. Ama en doğrusunu Allah bilir.
ثم يجوز أن يكون هذا إذناً لهم في الدنيا في شفاعة أقوام (الجامع لاحكام القرآن) قال ابن أبي نجيح عن مجاهد: {حَتَّىٰ إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ} كشف عنها الغطاء يوم القيامة. وقال الحسن: {حَتَّىٰ إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ} يعني: ما فيها من الشك والتكذيب. وقال عبد الرحمن بن زيد بن أسلم: {حَتَّىٰ إِذَا فُزِّعَ عَن قُلُوبِهِمْ} يعني: ما فيها من الشك،( تفسير القرآن العظيم) وقال الحسن، وابن زيد، ومجاهد: معنى الآية: حتى إذا كشف الفزع عن قلوب المشركين في الآخرة. قالت لهم الملائكة: ماذا قال ربكم في الدنيا؟ قالوا: الحقّ، فأقرّوا حين لا ينفعهم الإقرار (فتح القدير)