(Davud diğerinin ifadesini de almadan hemen karar verip) Dedi ki: “Şüphesiz senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, iman edip de salih amelleri yapmış olanlar müstesna, (sermayelerini) karıştıran ortaklardan çoğu birbirlerine karşı saldırganlıkta bulunurlar. Onlar (o müstesna olanlar) da pek azdır.” Davud (karşı tarafı da dinlemeden hüküm vermekle sürçtüğünü anlayınca), gerçekten bizim onu denemeden geçirdiğimizi anladı da böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rükû ederek yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip döndü. (*)
(*) Kıssa ile ilgili birkaç açıklama şu şekildedir. 1. Ayette de belirtildiği gibi Hz. Dâvûd (as) sadece dâvâcıyı dinleyip hüküm vermiş, dâvâlıyı dinlememiş, daha sonra bu tutumunun yanlış olduğunu düşünerek tövbe etmiştir. Yani dikkat edilirse, davalı şahsın ifadesine baş vurulmadığı ve hemen aleyhine hüküm verildiği anlaşılmaktadır, hâlbuki onun da dinlenmesi gerekirdi. İşte Hz. Davud, bu hatayı anlayınca hemen ‘’Rabbinden bağışlanma diledi ve rükû ederek yere kapandı ve yönelip döndü.’’ (الله اعلم) Bize göre de bu açıklama ayetlerin siyak ve sibakıyla daha uyumludur, bu nedenle buna göre meal yapmayı uygun bulduk. 2. Hz. Davud’un davacıların suikast niyetiyle geldiklerini zannetmesi, yani gizli ve habersiz girmeleri nedeniyle onların hakkında yanlış düşünmesidir… Ayrıca diğer taraftan güya kadın konusunda yapmış olduğu hatanın hatırlatılması amacıyla Hz. Davud’a gönderilen davacıların koyunlar ile kadınlar kastettiklerini söylemek, ayette geçen (خلطاء) kelimesinden dolayı mümkün görünmemektedir. Çünkü (خلطاء) kelimesi ortaklar anlamındadır. Bk: (Isfahani, s. 155.) ve insanların kadınlarda ortaklığı söz konusu olmadığı gibi, aklen ve hukuken de mümkün değildir. Bu nedenle ayette geçen (نعجة) ‘’koyun’’ kelimesinin farklı anlama gelmesini gerektirecek bir işaret olmadığı için gelen davacılar insan, davada sözü edilen (نعجة) ise koyundur. Buna göre davacı olan bir koyun sahibi ile 99 koyun sahibinin Hz. Davud’un huzuruna birlikte adeta el ele girmeleri, yine mağdur edildiğini düşünerek olayı Hz. Davud’a arz eden kişinin, kendisini mağdur ettiğini düşündüğü kişi için “kardeşim” demesi olayın taraflar arasındaki düşmanlıktan çok ticari ortaklıkta yaşanan anlaşmazlığın çözümüne yönelik çabayı yansıttığı söylenebilir. Sonuç olarak kıssa kesinlikle Hz. Dâvûd (as)’ın günah işlemesiyle veya israiliyatlarla dolu bazı tefsirlerde anlatılan uydurma ve israiliyat kaynaklı olayla hiçbir alakası yoktur: Bkz: (Râzî, Mefâtihu’l-Gayb ilgili ayetlerin tefsiri) Ayrıca İbn Kesir (v. 774), Hz. Davud ile ilgili anlatan kıssalarn çoğunun israiliyat kaynaklı olduğunu ve konuyla ilgili kabul edilebilir herhangi bir sahih hadis tespit edilemediğini bildirmektedir. Bkz: (İbn Kesir, Ebu’l-Fida İsmail, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, Kahire, 1990, IV, 32.) Yine Müfessir Şenkıti de (v. 1393), müfessirlerin bu ayetlerle ilgili olarak anlattıklarının tamamının Hz. Davud’un konumuyla bağdaşmayan İsrailiyat rivayetleri olduğunu ve hiçbirisine güvenilemeyeceğini belirtir. Bkz: (Şenkıti, Muhammedu’l-Emin b. Muhammed, Advau’l-Beyan fi izahi’l-Kur’an bi’l-Kur’an, Kahire, 2005,) Aşağıdaki tefsir metinlerine de bakılabilir. Yani Davud iki davalıdan birisini dinleyip olayı ilk dinlediğinin lehine, ötekinin aleyhine bir haksızlık olarak görmüş ve ötekini dinlemeden şahit, tanık vs. çağırma lüzumu hissetmeden" sen haklısın, sen haksızsın" deyivermiştir. Ama daha sonra bunu hatırlayarak pişman olmuş ve "keşke ötekini de dinlemiş olsaydım, şahit çağırsaydım, gerçi dava ilk bakışta bir tarafın lehine görünüyordu, ötekini dinlesem de, şahit çağırsam da durum değişmezdi, ama yine de bunları yapmalıydım" özeleştirisinden ibarettir… Kaynak: (Nuzül Sırasına Göre Yaşayan Kur’an, R.İ. Eliaçik)
فلم لا يجوز أن يقال إن تلك الزلة إنما حصلت، لأنه قضى لأحد الخصمين قبل أن يسمع كلام الخصم الثاني، فإنه لما قال: {لَقَدِ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِ } فحكم عليه بكونه ظالماً بمجرد دعوى الخصم بغير بينة، لكون هذا الحكم مخالفاً للصواب، فعند هذا اشتغل بالاستغفار والتوبة، إلا أن هذا في باب ترك الأفضل والأولى فثبت بهذه البيانات أنا إذا حملنا هذه الآيات على هذا الوجه، فإنه لا يلزم إسناد شيء من الذنوب إلى داود عليه السلام، بل ذلك يوجب إسناد أعظم الطاعات إليه، ثم نقول وحمل الآية عليه أولى لوجوه الأول: أن الأصل في حال المسلم
. البعد عن المناهي، لا سيما وهو رجل من أكابر الأنبياء والرسل والثاني: أنه أحوط (مفاتيح الغيب ، التفسير الكبير) ثم قال: وقوله تعالى فغفرنا له ذلك أي الوقوع في الحديث عن إسناد الظلم إلى أحد بدون سماع لكلامه. وهذه الدعوى تدريب لداود عليه السلام في الأحكام ((تفسير القاسمي ) فقال علي بن أبي طالب رضي الله عنه: من حدث بما قال هؤلاء القصاص في أمر داود عليه السلام جلدته حدين لما ارتكب من حرمة من رفع الله محله (تفسير ابن عطية ) ( قال ابن حزم – رحمه الله – بعد أن ساق الآيات السابقة - وهذا قول صادق صحيح لا يدل على شيء مما قاله المستهزئون الكاذبون المتعلقون بخرافات ولَّدها اليهود ، وإنما كان ذلك الخصم قوماً من بني آدم بلا شك ، مختصمين في نعاج من الغنم على الحقيقة بينهم ، بغَى أحدهما على الآخر على نص الآية ، ومَن قال إنهم كانوا ملائكة معرِّضين بأمر النساء : فقد كذب على الله عز وجل وقوَّله ما لم يقل ، وزاد في القرآن ما ليس فيه ، وكذب الله عز وجل وأقر على نفسه الخبيثة أنه كذَّب الملائكة (افتراء اليهود في اتهام داود عليه السلام بالباطل وتفسير ( وَهَلْ أَتَاكَ ...) قد ذكر المفسرون ها هنا قصة أكثرها مأخوذ من الإسرائيليات، ولم يثبت فيها عن المعصوم حديث يجب اتباعه، ولكن روى ابن أبي حاتم حديثاً لا يصح سنده؛ لأنه من رواية يزيد الرقاشي عن أنس رضي الله عنه، ويزيد وإن كان من الصالحين، لكنه ضعيف الحديث عند الأئمة (تفسير القرآن العظيم)