close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Sâd Sûresi 24. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Kâle lekad zalemeke bisu-âli na’cetike ilâ ni’âcih(i)(s) ve-inne keśîran mine-lḣuletâ-i leyebġî ba’duhum ‘alâ ba’din illâ-lleżîne âmenû ve’amilû-ssâlihâti ve kalîlun mâ hum(k) ve zanne dâvûdu ennemâ fetennâhu festaġfera rabbehu ve ḣarra râki’an ve enâb(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Dedi ki: Senin dişi koyununu, kendi koyunlarına katmayı istemekle gerçekten de zulmetmiş sana ve şüphesiz ki ortakların çoğu, birbirinin hakkına tecavüz eder, ancak inanan ve iyi işlerde bulunanlar müstesna ve fakat bunlar da pek azdır ve Davud, biz, kendisini sınadık sandı da Rabbinden yarlıganma diledi ve eğilerek yere kapandı ve Rabbine döndü.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Davud) Dedi ki: "Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiş (ve haksızlık yapmıştır.) Doğrusu (emeklerini ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı (böyle) tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; (ama) onlar da ne kadar azdır" (diyerek onları uzlaştırıp yatıştırdı). Davud, gerçekten Bizim onu imtihan ettiğimizi anladı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rükû ederek yere kapandı ve (Bize gönülden) yönelip-bağlandı.
[Not: Bu ayetteki örnekle, ekonomik birikimlerini ve güçlerini ortaklık sistemiyle birleştiren dürüst insanların çok daha kazançlı çıkacağı, ama maalesef fırsatçı ve menfaatçi insanların kendi hesabına hile ve haksızlığa kalkışacağı durumlara karşı tedbirler alınması lüzumu vurgulanmaktadır.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Davut dedi ki: “Andolsun o, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle, sana haksızlık etmiştir. Zaten mallarını, emeklerini birbirine katan, içli dışlı ortakların herbiri, birbirinin hakkına tecavüz ederek haksızlık ederler. Yalnız inanıp doğru dürüst hareket edenler, bu haksızlık yapma eyleminin dışındadır ki, onlar da ne kadar azdır.” Davut bu hükümle, veya duvardan tırmanan kimselerle kendisini imtihan ettiğimizi anladı ve Rabbinden günahının bağışlanmasını diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Rabbine döndü.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Dâvûd: “Andolsun ki, senin yaban ineğini, kendi yaban ineklerine katmak istemekle sana haksızlık etmiştir. Mallarını karıştıranların, mallarını bir arada bulunduranların, aynı yerde, aynı pazarda mal alıp mal satanların, mülk edinme hukukunda eşit olanların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler, haktan ayrılıp, güçlerine dayanarak zulmederler. Ancak iman edip, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçirenler, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayanlar, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olanlar, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyenler adâletten şaşmazlar. Onlar da ne kadar az!” dedi. Dâvûd, güvenlik tedbirlerinin işe yaramadığını, kendisini zor durumda bırakarak imtihan ettiğimizi anladı ve Rabbinden bağışlanma, koruma kalkanına alınma diledi, Hakka ve tevhide yönelerek sübhânallah deyip secedeye kapandı. Tevbe ile Allah'a yöneldi, zikre daldı.
Sübhânallah = Allah’ı her türlü noksanlıklardan tenzih ve tesbih ederim.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Dedi ki: "Andolsun, o senin koyununu kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Gerçekten (varlıklarını) birbirine karıştıran ortakların çoğu birbirlerine haksızlık ederler. Sadece iman edip salih ameller işleyenler müstesna. Ama onlar da ne kadar azdır!" Davud kendisini imtihan ettiğimizi sandı da Rabbinden bağışlanma diledi. Rüku ederek yere kapandı ve gönülden (bize) yöneldi.
Ali Bulaç
swap_vert close
(Davud) Dedi ki: 'Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak)lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır.' Davud, gerçekten bizim onu imtihan ettiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rüku ederek yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Davûd dedi ki: “- Doğrusu o, senin bir dişi koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten ortakların çoğu birbirine haksızlık eder; ancak iman edib de salih amel işliyenler müstesnadır. Onlar da ne kadar azdır!” Davûd sanmıştı ki, kendisine sırf bir imtihan açtık. Hemen Rabbine istiğfar etti, secdeye kapandı ve tevbe ile Allah'a yöneldi.
Fahr-i Razi, tefsirinde Hz. Davûd'a isnad edilen ve peygamberler hakkında asla tecviz edilmiyen kıssaları red etmektedir. Peygamberlerin şanını korumak esas olduğundan hikayelere itibar etmiyerek hakiki manayı Cenab-ı Hakkın ilmine terk etmek en salim bir yoldur.  
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Davud dedi ki: “O, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiştir. Ortakların çoğu birbirine zulmeder. İman edip iyi işler yapanlar müstesna, onlar da azdır. (Bunların ani gelişlerinden) Davud, Biz’im onu fitneye attığımızı sandı. Rabbinden bağışlanmak diledi, hemen rükûa vardı ve Rabbine yöneldi.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Dâvûd, “Senden, koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle, sana haksızlık etmiştir. Ortaklardan birçoğu birbirinin haklarına tecavüz ederler. Ancak inanıp yararlı iş yapanlar hariç. Onlar da çok azdır” dedi. Dâvûd, bizim kendisini denediğimizi anladı. Rabbinden bağışlanma diledi ve secdeye kapanarak tövbe etti.
Besim Atalay
swap_vert close
Davud dedi ki: «Senin koyununu, kendi koyununa katmak istemesiyle, sana zulmeylemiştir, ortaklardan pek çoğu, birbirine kıyarlar, yalnız inanmış olan, onat işler işi iyen kimseler böyle değildir, böyle olanlar da az!» Davud anladı ki, onu sınadık, hemen Tanrısından bağışlanmak istedi, yere kapanıp tövbe etmiştir
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Davud) dedi ki: “Bu (adam) senin koyununu kendi koyunları arasına katmak istemekle sana haksızlık yapmıştır. Zaten, malda ortak pek çok kimse vardır ki, birbirlerinin hakkına tecavüz ederler. Ancak iman edip doğru ve yararlı işler yapanlar bunun dışındadır. Onlar da pek azdır.” Davud, (bununla) bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken hemen Rabbinden af diledi ve baş eğip iki büklüm bir halde tevbe ederek O'na yöneldi.
Hz. Dâvud taraflardan sadece birini dinleyip diğerini dinlemeden karar vermekte acele davrandığı için yanlış yaptığını düşünerek Allah’a tevbe ediyor. Çünkü adalet tek tarafı dinleyerek sağlanamaz. Zira şikayetçi taraf yalan söylemiş ya da bazı detayları gizlemiş olabilir.  
Cemil Said
swap_vert close
Mûsâ (*): "Senin birâderin senin koyunını alub kendi koyunlarına ’ilâve itmekle sana karşu haksızlık itmiş, mu’âmelâtda bulunan bir çok insânlar biri birilerine zulüm iderler îmân idenler ve a’mâl-i sâlihada bulunanlar böyle yapmazlar fakat ’adedleri ne kadar kalîldir" didi. Dâvud bu misâl ile kendini tecrübe itdiğimizi anladı rabbinden ’afv taleb itdi secde itdi ve pişman oldı.
(*) İki baskıda da Dâvud yerine sehven Mûsâ yazıldığı görülüyor (ÖFK)  
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Davud: "And olsun ki, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu birbirlerinin haklarına tecavüz ederler. İnanıp yararlı iş işleyenler bunun dışındadır ki sayıları da ne kadar azdır!" demişti. Davud, Kendisini denediğimizi sanmıştı da, Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapanmış, tevbe etmiş, Allah'a yönelmişti.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Davud dedi ki: “Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır.” Dâvûd, bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden bağışlama diledi, eğilerek secdeye kapandı ve Allah’a yöneldi.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Dâvûd şöyle dedi: “Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle doğrusu sana karşı haksızlık etmiştir. Zaten aralarında ortaklık ilişkileri bulunanların çoğu birbirine haksızlık ederler; yalnız iman edip dünya ve âhiret için yararlı işler yapmakta olanlar böyle değildir; ama onlar da o kadar az ki!” Dâvûd (böyle bir temsil ile) kendisini sınadığımızı anladı. Bunun üzerine rabbinden kendisini bağışlamasını dileyerek secdeye kapandı ve bütünüyle O’na yöneldi.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Davud: Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarına tecâvüz ederler. Yalnız iman edip de iyi işler yapanlar müstesna. Bunlar da ne kadar az! dedi. Davud, kendisini denediğimizi sandı ve Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah'a yöneldi.
Edip Yüksel
swap_vert close
Dedi ki, "Senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana haksızlık etmiştir. Doğrusu, ortakçıların çoğu bir birinin hakkına el uzatır. İnanıp erdemli davrananlar bunun dışındadır, onlar ise sayıca ne kadar azdır!" Davud, kendisini sınadığımızı sanarak bağışlanma diledi, eğildi ve tevbe etti.
Bu örnekte, Davud peygamber, şikayetçi tarafı dinledikten sonra duygularına kapılarak karar veriyor. Diğer tarafı dinlememesi büyük bir hata idi. Adalet, tek tarafı dinleyerek gerçekleşmez. Şikayetçi, olayı tek taraflı aktarabilir veya olayla ilgili bazı önemli detayları gizleyebilir. Davaya sosyal adalet kaygısıyla yaklaşılsa bile durum değişmez. Şikayetçi taraf çok büyük bir araziye, bağ ve bahçelere sahipken, diğer tarafın tüm varlığı yüz koyundan ibaret olabilirdi.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Davud dedi ki: "Doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulmetmiştir. Gerçekten bir cemiyette yaşayanların çoğu mutlaka birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edip de salih amel işleyenler başka. Ama onlar da pek az." Davud, bizim kendisini imtihan ettiğimizi sanmıştı. Hemen Rabbinden mağfiret diledi, rüku ederek yere kapandı, tevbe ile Allah'a yöneldi.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Dedi ki: doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına istemesiyle sana zulmetmiş ve hakıkaten karışıkların çoğu birbirlerine tecavüz ediyorlar, ancak iyman edib de salâh istiyenler başka, onlar da pek az, ve sanmıştı ki Davud kendisine sırf bir fitne yaptık, hemen rabbına istiğfar etti ve rükû' ederek yere kapanıb tevbe ile rücu' etti
Emrah Demiryent
swap_vert close
Dâvûd (o tek koyun sahibine) dedi ki: “(Eğer durum senin anlattığın gibiyse, kardeşim dediğin bu kişi,) senin (tek) koyununu, kendi koyunları arasına katmak istemekle, sana gerçekten haksızlık etmiştir. Hakikat şu ki, ortakların çoğu birbirine karşı haksızlık ederler, ancak îmân edip sâlih amel işleyenler hariç. Onlar da pek azdır. Dâvûd, bizim kendisini imtihân ettiğimizi anladı. Derken Rabbinden mağfiret diledi, eğilerek secdeye kapandı ve (her zaman yaptığı gibi tam bir teslimiyetle, tesbih ve zikir ederek) rızamıza yöneldi.
DİKKAT: Secde âyetidir! * Peygamberler, ismet (günahsızlık) sıfatına sahiptirler. Hayatlarının hiçbir döneminde (çocukluk, gençlik, peygamberlik öncesi veya peygamberlik vazifesini yaparken) küçük-büyük, gizli-açık hiçbir günaha meyletmezler, her daim ilâhî koruma altındadırlar. 21, 22, 23 ve 24. âyet-i kerîmelerde geçen Hz. Dâvûd’un [aleyhisselâm] kıssasına dair, Allah Teâlâ’nın bütün günahlardan koruduğu bir peygamberi hakkında, sıradan bir insana bile söylenmesi uygun olmayan hikâyeler anlatılmış ve yazılmıştır. Bu tür yazılar ve söylemler, gerçeğe aykırıdır.  
Erhan Aktaş
swap_vert close
“Gerçekten, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle doğrusu sana haksızlık etmiştir. Ortakların çoğu, birbirlerine haksızlık ediyorlar. Ancak iman edenler ve salihatı¹ yapanlar haksızlık etmezler. Ancak onlar da ne kadar azdır!” dedi. Dâvud, kendisini fitnelendirdiğimizi² iyice anladı. Hemen Rabbinden bağışlanma³ diledi, ruku⁴ ederek, tam bir teslimiyetle Rabb'ine yöneldi.5
1- Bozuk olan şeyi düzeltmek, düzelticilik yapmak, yapıcı olmak, düzeltmeye yönlendirmek, teşvik etmek. 2- Fitne; samimiyet sınavı, aldatma, aldatılma, baskı ve zulüm gibi anlamları bulunmaktadır. Ateşte yakmak anlamındaki fetn kökünden türemiştir. “Altın, gümüş gibi değerli maddelerin kendileriyle kaynaşmış olan değersiz maddelerinden ayrıştırılması, yani saflaştırılması amacı ile yüksek ateşte eritilmesi” işlemidir. Fitne sözcüğü, kişinin samimiyetinin ortaya çıkması için; savaş, baskı, zulüm, zenginlik, yoksulluk, hastalık, ölüm, ün, mevki, mal, mülk gibi konularda tabi tutulduğu samimiyet sınavıdır. Kişinin durumunun arı duru şekilde ortaya çıkmasıdır. 3- Haksızlık yapan kişi için. 4- Boyun eğip, itaat etmek. Tam teslim olmak. 5- Nebi Dâvud ile ilgili tefsir kitaplarında yer alan hikâyelerin tamamı yalan ve iftiradır. Tamamı İsrâîliyyât kaynaklıdır. Bu kaynaklarda, zani (zina eden erkek) olarak gösterilen Nebi Dâvud'u, Kur'an şu şekilde tanımlamaktadır: “Çok sabırlı kulumuz,” “Evvab (sürekli Allah'a yönelen),” “Salihatı yapan, kendisine hikmet verilen, Allah'ın koruması altında bulunan, Allah katında güzel bir yere sahip olan.” Nebi Dâvud, bu özellikleri ile Nebi Muhammed'e örnek gösterilen bir şahsiyettir. “Söz konusu 23. ve 24. ayetlerde Dâvud Nebi'nin iki tarafı dinlemeden karar vermesi eleştirilmektedir.”  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
(Dâvud) dedi: «Andolsun ki o, senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına (katmak) istemesiyle sana zulmetmişdir. Gerçek (mallarını birbirine) katıb karışdıran (ortak) ların çoğu mutlakaa birbirine haksızlık eder. İman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar müstesna. (Fakat) bunlar da ne kadar azdır». Dâvud sandı ki biz kendisine mutlakaa bir azâb (süikasd) hazırladık. Bunun üzerine o, rabbinden setr (ü himaye) edilmesini istedi, rükû' ile yere kapanıb (Allaha) döndü.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
(Dâvûd:) “Doğrusu (o,) senin koyununu kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana haksızlık etmiştir! Zâten şübhesiz ortakların birçoğu, birbirlerine gerçekten haksızlık eder; ancak îmân edip sâlih ameller işleyenler müstesnâ! Onlar ise ne kadar azdır!” dedi. Dâvûd (böylelikle) kendisini imtihân ettiğimizi sezdi (anladı); hemen Rabbinden mağfiret diledi, rükû' ederek (secdeye) kapandı ve (Allah'a) yöneldi.(2)
(2)Bu âyet-i kerîme, Kur’ân-ı Kerîm’deki on dört secde âyetinin onuncusudur. Tilâvet secdesinin ta‘rîfi için; bakınız; (sahîfe 175, hâşiye 2)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Davud diğerinin ifadesini de almadan hemen karar verip) Dedi ki: “Şüphesiz senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, iman edip de salih amelleri yapmış olanlar müstesna, (sermayelerini) karıştıran ortaklardan çoğu birbirlerine karşı saldırganlıkta bulunurlar. Onlar (o müstesna olanlar) da pek azdır.” Davud (karşı tarafı da dinlemeden hüküm vermekle sürçtüğünü anlayınca), gerçekten bizim onu denemeden geçirdiğimizi anladı da böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rükû ederek yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip döndü. (*)
(*) Kıssa ile ilgili birkaç açıklama şu şekildedir. 1. Ayette de belirtildiği gibi Hz. Dâvûd (as) sadece dâvâcıyı dinleyip hüküm vermiş, dâvâlıyı dinlememiş, daha sonra bu tutumunun yanlış olduğunu düşünerek tövbe etmiştir. Yani dikkat edilirse, davalı şahsın ifadesine baş vurulmadığı ve hemen aleyhine hüküm verildiği anlaşılmaktadır, hâlbuki onun da dinlenmesi gerekirdi. İşte Hz. Davud, bu hatayı anlayınca hemen ‘’Rabbinden bağışlanma diledi ve rükû ederek yere kapandı ve yönelip döndü.’’ (الله اعلم) Bize göre de bu açıklama ayetlerin siyak ve sibakıyla daha uyumludur, bu nedenle buna göre meal yapmayı uygun bulduk. 2. Hz. Davud’un davacıların suikast niyetiyle geldiklerini zannetmesi, yani gizli ve habersiz girmeleri nedeniyle onların hakkında yanlış düşünmesidir… Ayrıca diğer taraftan güya kadın konusunda yapmış olduğu hatanın hatırlatılması amacıyla Hz. Davud’a gönderilen davacıların koyunlar ile kadınlar kastettiklerini söylemek, ayette geçen (خلطاء) kelimesinden dolayı mümkün görünmemektedir. Çünkü (خلطاء) kelimesi ortaklar anlamındadır. Bk: (Isfahani, s. 155.) ve insanların kadınlarda ortaklığı söz konusu olmadığı gibi, aklen ve hukuken de mümkün değildir. Bu nedenle ayette geçen (نعجة) ‘’koyun’’ kelimesinin farklı anlama gelmesini gerektirecek bir işaret olmadığı için gelen davacılar insan, davada sözü edilen (نعجة) ise koyundur. Buna göre davacı olan bir koyun sahibi ile 99 koyun sahibinin Hz. Davud’un huzuruna birlikte adeta el ele girmeleri, yine mağdur edildiğini düşünerek olayı Hz. Davud’a arz eden kişinin, kendisini mağdur ettiğini düşündüğü kişi için “kardeşim” demesi olayın taraflar arasındaki düşmanlıktan çok ticari ortaklıkta yaşanan anlaşmazlığın çözümüne yönelik çabayı yansıttığı söylenebilir. Sonuç olarak kıssa kesinlikle Hz. Dâvûd (as)’ın günah işlemesiyle veya israiliyatlarla dolu bazı tefsirlerde anlatılan uydurma ve israiliyat kaynaklı olayla hiçbir alakası yoktur: Bkz: (Râzî, Mefâtihu’l-Gayb ilgili ayetlerin tefsiri) Ayrıca İbn Kesir (v. 774), Hz. Davud ile ilgili anlatan kıssalarn çoğunun israiliyat kaynaklı olduğunu ve konuyla ilgili kabul edilebilir herhangi bir sahih hadis tespit edilemediğini bildirmektedir. Bkz: (İbn Kesir, Ebu’l-Fida İsmail, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, Kahire, 1990, IV, 32.) Yine Müfessir Şenkıti de (v. 1393), müfessirlerin bu ayetlerle ilgili olarak anlattıklarının tamamının Hz. Davud’un konumuyla bağdaşmayan İsrailiyat rivayetleri olduğunu ve hiçbirisine güvenilemeyeceğini belirtir. Bkz: (Şenkıti, Muhammedu’l-Emin b. Muhammed, Advau’l-Beyan fi izahi’l-Kur’an bi’l-Kur’an, Kahire, 2005,) Aşağıdaki tefsir metinlerine de bakılabilir. Yani Davud iki davalıdan birisini dinleyip olayı ilk dinlediğinin lehine, ötekinin aleyhine bir haksızlık olarak görmüş ve ötekini dinlemeden şahit, tanık vs. çağırma lüzumu hissetmeden" sen haklısın, sen haksızsın" deyivermiştir. Ama daha sonra bunu hatırlayarak pişman olmuş ve "keşke ötekini de dinlemiş olsaydım, şahit çağırsaydım, gerçi dava ilk bakışta bir tarafın lehine görünüyordu, ötekini dinlesem de, şahit çağırsam da durum değişmezdi, ama yine de bunları yapmalıydım" özeleştirisinden ibarettir… Kaynak: (Nuzül Sırasına Göre Yaşayan Kur’an, R.İ. Eliaçik) فلم لا يجوز أن يقال إن تلك الزلة إنما حصلت، لأنه قضى لأحد الخصمين قبل أن يسمع كلام الخصم الثاني، فإنه لما قال: {لَقَدِ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِ } فحكم عليه بكونه ظالماً بمجرد دعوى الخصم بغير بينة، لكون هذا الحكم مخالفاً للصواب، فعند هذا اشتغل بالاستغفار والتوبة، إلا أن هذا في باب ترك الأفضل والأولى فثبت بهذه البيانات أنا إذا حملنا هذه الآيات على هذا الوجه، فإنه لا يلزم إسناد شيء من الذنوب إلى داود عليه السلام، بل ذلك يوجب إسناد أعظم الطاعات إليه، ثم نقول وحمل الآية عليه أولى لوجوه الأول: أن الأصل في حال المسلم . البعد عن المناهي، لا سيما وهو رجل من أكابر الأنبياء والرسل والثاني: أنه أحوط (مفاتيح الغيب ، التفسير الكبير) ثم قال: وقوله تعالى فغفرنا له ذلك أي الوقوع في الحديث عن إسناد الظلم إلى أحد بدون سماع لكلامه. وهذه الدعوى تدريب لداود عليه السلام في الأحكام ((تفسير القاسمي ) فقال علي بن أبي طالب رضي الله عنه: من حدث بما قال هؤلاء القصاص في أمر داود عليه السلام جلدته حدين لما ارتكب من حرمة من رفع الله محله (تفسير ابن عطية ) ( قال ابن حزم – رحمه الله – بعد أن ساق الآيات السابقة - وهذا قول صادق صحيح لا يدل على شيء مما قاله المستهزئون الكاذبون المتعلقون بخرافات ولَّدها اليهود ، وإنما كان ذلك الخصم قوماً من بني آدم بلا شك ، مختصمين في نعاج من الغنم على الحقيقة بينهم ، بغَى أحدهما على الآخر على نص الآية ، ومَن قال إنهم كانوا ملائكة معرِّضين بأمر النساء : فقد كذب على الله عز وجل وقوَّله ما لم يقل ، وزاد في القرآن ما ليس فيه ، وكذب الله عز وجل وأقر على نفسه الخبيثة أنه كذَّب الملائكة (افتراء اليهود في اتهام داود عليه السلام بالباطل وتفسير ( وَهَلْ أَتَاكَ ...) قد ذكر المفسرون ها هنا قصة أكثرها مأخوذ من الإسرائيليات، ولم يثبت فيها عن المعصوم حديث يجب اتباعه، ولكن روى ابن أبي حاتم حديثاً لا يصح سنده؛ لأنه من رواية يزيد الرقاشي عن أنس رضي الله عنه، ويزيد وإن كان من الصالحين، لكنه ضعيف الحديث عند الأئمة (تفسير القرآن العظيم)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Dâvud “Senin bir koyununu, kendi koyunlarının içine katmayı istemekle, sana haksızlık yapmış. Şüphe yok ki, ortaklık yapanların çoğu, bir kısmı diğer bir kısmının hakkına tecavüz eder. Yalnızca iman edip doğru davranışlarda bulunanlar haksızlık yapmazlar. Ancak böyleleri pek azdır” dedi. Dâvud bu gelenlerle denendiğini zannetti ve hemen Rabbine yönelerek O’nun huzurunda eğildi.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Davut dedi: "Gerçekten o senin dişi koyununu kendi dişi koyunlarına katmak istemekle sana karşı kıyıcılık etmiştir. Mallarını karıştıran ortakların çoğu biribirlerine karşı eğri davranırlar. Ancak, inanıp da iyilik işliyenler olursa onlar başka. Ancak böyleleri azdır." Davut kendisini sınamak istediğimizi anladı. Bunun üzerine çalabından yarlıgama diledi, secdeye kapandı, Ona döndü.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Davut «— * O, koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana zulüm ve gadir etmiştir. Mallarını birbirine karıştıran ortakların çoğu birbirlerine haksızlık yapar. Şu kadar ki iman edip iyi amel işlemiş olsunlar. Böyle olanlar da azdır» dedi. Davut kendisini intibaha düşürdüğümüzü anladı [¹⁰]. Rabbinden yarlıganmak diledi, secdeye kapandı, O/na sığındı.
[10] Dâvacıların aralarında hâkim olmak suretiyle denediğimizi anladı. O iki davacı zaten suikast için gelmişlerdi. Davut Aleyhisselâm bunu anladı da ürktü. Fakat bunlar suikastte muvaffak olamayacaklarını anlayınca öyle bir dâva tertip ettiler. Davut Aleyhisselâm diğer davacının da sözünü dinleyecekken dinlemeden, şu kadar ki ikinci davacıya bakarak itirafını anlayarak hükmetti. Davut Aleyhisselâm rıza-ı bari için onları affetti, intikam almak elinde iken vazgeçti. İşte denemek buydu. İntikam niyetinden dolayı istiğfar etti veya suikast zannettiğine pişman oldu. Davacıları melekler addederek bu hâli «Urya» kıssasına hamletmek asla doğru değildir. Bu kıssa âyat-ı celilenin siyak ve sibakına, şan-ı nübüvvete münafidir. Maamafih ancak «Urya» nın bidayeten tâlip olduğu bir kadına Hazret-i Davud'un talip olması caiz olabilir, bu bapta efdal ve ûlâ olanı terketmiş olabilir. Çünkü o zamanda bu haller olağan şeylerdi.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
(Davud) dedi ki: “Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemesiyle sana zulm/haksızlık etmiştir. Muhakkak ki ortakların pek çoğu birbirlerine hep haksızlık ederler. Ancak inanıp, iyi ve yararlı işler [sâlihât] yapanlar hariç. Fakat onlar da pek azdır.” Davud ancak kendisini imtihan ettiğimizi zannetti/kesin olmasa da anladı [zanne]⁸. Bunun üzerine Rabbinden bağışlanma diledi, eğilip secdeye kapandı [râki’ân] ve Allah’a yöneldi.⁹
8 Hz. Davud’un aslında bu olayın bir imtihan olduğunu kesin bilmesi gerekiyordu. O ise zannediyordu. Ayette (zanne) fiilinin gelmesi boşuna değildir. Tefsirlerde referans gösterilen Kitab-ı Mukaddes’teki (II. Samuel, Bab, 12/1) Uriya Olayı pek inandırıcı değildir. Hatta Saîd İbn Museyyeb’ten rivayeten Hz. Ali: “Kim size kıssa anlatanların anlattığı biçimde Hz. Davud’un kıssasını anlatırsa, ona yüz altmış değnek vurdururum” demiştir. Çünkü Hz. Davud’a bir iftira vardır. (Zamahşerî, Razî). 9 Bu ayet secde ayetidir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
(Davud) Dedi ki: “Şüphesiz senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Doğrusu, iman edip de salih amellerde bulunanlar müstesna, (sermayelerini) karıştıran ortaklardan çoğu birbirlerine karşı saldırganlıkta bulunurlar. Onlar (müstesna olanlar) da pek azdır.” Davud (karşı tarafı da dinlemeden hüküm vermekle sürçtüğünü anlayınca), gerçekten bizim onu denemeden geçirdiğimizi anladı da böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rükû ederek yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip döndü.
Mahmut Kısa
swap_vert close
İki tarafın da konuşmasını dikkatle dinleyen Davud, ilk konuşmacıya, “Doğrusu kardeşin, senin koyununu kendi koyunlarına katmayı teklif etmekle sana haksızlık etmiş!” dedi, “Zaten toplumsal hayatı paylaşan ve ortaklık yapan insanların çoğu, birbirlerinin hakkını çiğnerler. Ancak gerçek anlamda iman eden ve bu imana yaraşan güzel davranış gösterenler başka fakat onların sayısı da o kadar az ki!”Davud bir hükümdar olarak tüm ekonomik ve toplumsal düzenden sorumlu idi. Ama o öncelikle bir Peygamberdi. Hayatın her bölümünde Allah’ın huzurunda imtihanda olduğunun bilincindeydi. Tıpkı onun gibi, oğlu Süleyman da, Belkıs’ın tahtı anında yanına geliverince “Bu Rabbimin bir fazlı... fakat beni imtihan ediyor. Şükür mü edeceğim, nankörlük mü?” demişti. Davud, bu davayı halledince kendi konumunu yeniden düşündü. Allah’ın izni, lütuf ve fazlı ile hükümdar olarak böyle bir görevdeydi. Aslında bu, onun bir kulluk göreviydi. Her zaman olduğu gibi şu anda da kendisiniimtihân ettiğimizi biliyordu. Derhal yüzüstü secdeye kapanarak Rabb’inden mağfiret diledi. Namaz gibi Hacc gibi görevlerden sonra yapılması istenildiği şekliyle istiğfar etti. Nitekim Hz. Peygamber de günde yetmiş defa istiğfar ederdi: “Ya Rab! Ben gücüm yettiği kadar gayret ettim. Kulluğumu sana arz ederim. Eksikliklerimi tamamla, yanlışlarımı yok kabulediver. Senden rahmet, af ve mağfiretini isterim” dedi ve içtenlikle, tüm kalbiyle O’na yöneldi.
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Davud: -“Senin bir koyununu kendi koyunlarına istemekle sana kesinlikle haksızlık etmiştir. Zaten Karıştıranlar’ın birçoğu, birbirinin hakkına tecavüz eder. Ancak, iman etmiş ve Salih Ameller’i işlemiş (İyi İşler’i yapmış) olanlar başka! Onlar ne kadar da azdır!”. Davud kendisini denediğimizi düşündü. Rabbinden bağışlanma diledi. Rukü’ ederek (secdeye) kapandı; (Allah’a) yöneldi. *(S E C D E)*
Mehmet Çakır
swap_vert close
Davûd: " Vallahi seninkini kendi sürüsüne katmayı istemekle sana haksızlık etmiş. Ama, ortaklıklarda olur böyle şeyler. Ancak, inanıp yararlı işler yapanlar hariç, zaten bu gibiler az bulunur!? " demişti ki Davûd bir an, kendisini imtihan ettiğimizi sandı, tövbe istiğfar etti, yerlere kapandı secdeye vardı yalvardı da yalvardı.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Davud dedi ki: "Andolsun! Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. Esasen ortakların pek çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman ederek; iyi, güzel işler yapanlar başka! Onlar da pek azdır." Davud bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı. İnsanlar çoğunluğun kararlarına uyarak azınlıkların haklarını yer. Bir toplumda çoğunluk ne derse desin gerçekler değişmez. Çoğunluğun bir şeye karar vermesi orada hakkın olduğuna delil değildir. Davut’un huzuruna gelenler dolaylı olarak Davut’u sorgulamışlardır. Yani Davut’a şunu demek istediler. Sen etrafındaki çoğunluğa uyarsan, doksan dokuz koyunu olduğu halde benim bir koyunuma sahip çıkan kişiye benzersin! Sen bize doğruyu hükmettin! Ancak kendi hayatına bak! Kendi hayatında sanki çoğunluğa uyuyorsun! Onun için kendini düzelt! Çoğunluğa değil gerçeklere uy! Doğru neyse ona hüküm ver. Eğer çoğunluğa uyarak hüküm verirsen zalimlerden olursun! Haksızlık ne kadar çok olursa olsun haksızlıktır. Hak ne kadar az olursa olsun haktır. Davut iktidarına yönelen bu sorgulamayı kavrayınca, hemen Rabbinden bağışlama diledi. Rabbinin yüceliği karşısında eğildi. Rabbinin emirlerine boyun eğdi. Her konuda Rabbinin emirlerini, Rabbinin hükümlerini yüceltti. Çoğunluğun hükümlerine karşı Rabbinin hükümlerine üstünlük verdi. Böylece çoğunlukla alınan kararların, çoğunlukça verilen kararların hak olmadığına sadece Rabbinin hükümlerinin hak olduğuna iman etti. İnsanlardan bazıları vardır ki, ellerindeki iktidar gücünü haktan adaletten ayrılma nedeni yapar. Gerçeklere göre hüküm vereceklerine, yalanlara göre hüküm verirler. Hakkı adaleti arayacaklarına çoğunluğun isteklerine göre hareket ederler. Çoğunluklar adına azınlıkların haklarını yerler. Unutmayın ki ne olursa olsun adaletli hüküm Rabbinizin hükmüdür. Kendi aranızda çoğunluk esasına göre Allah’ın yasalarına aykırı yasalar yaparsanız, adalet doğmaz. Oluşturduğunuz yasama meclislerinde Rabbinizin yasalarına aykırı yasalar yapıyorsanız, Rabbinize isyan etmiş, Rabbinizin yasalarına karşı çıkarak suç işlemişsinizdir. Davut meclisini toplayıp meclisinin çoğunluğuna göre hareket etseydi, doksan dokuz koyuna bir koyunu katardı. Ancak Davut hak ile hüküm verdi. Hükmü verdikten sonra anladı ki; çoğunluğa uyarsa zalimlerden olacaktır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Davud şöyle demişti): “Şüphesiz ki (kardeşin) senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlık etmiştir. Doğrusu iman edip iyi işler yapanlar hariç –ki böyleleri azdır– ortakların çoğu birbirlerine haksızlık ederler.” [*] Davud kendisini denediğimizi anlamış, [*] Rabbinden bağışlanma dileyerek eğilip boyun eğmiş [*] ve (Allah’a) yönelmişti.
Benzer mesaj: Enbiyâ 21:78.,Hz. Davud’un denendiğini anlayıp Rabbinden bağışlanma dileğinde bulunmasının muhtemel sebebi, davalıların ikisini de dinlemeden karar vermesi veya bu kişilerle ilgili suç işlemeden onları cezalandırma düşüncesine sahip olması olabilir.,Bu ayet Kur’an’daki 14 [tilavet] secdesinden birisidir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Dâvût): “Bu adam senin bir koyununu, kendi koyunlarına katmak istemekle sana kesinlikle zulmetmiştir. Doğrusu, çok az olmasına rağmen gerçekten (Allah’ın istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayanlar dışında, ortak iş yapanların¹ çoğu, genellikle birbirlerinin hakkına tecavüz ederler” dedi. Ve Dâvût o anda gerçekten Bizim onu imtihan ettiğimizi anladı, Rabbinden af diledi, eğilerek yere kapandı² ve (Allah’a) gönülden yöneldi.³
1 Huleta’yı, bir toplumda yaşayan insanlar, kardeşler ve dostlar şeklinde anlamak da mümkündür. 2 Buradaki, “rükû etti” ifâdesini müfessirlerin büyük çoğunluğu, “secde etti” şeklinde anlamışlardır. İfadenin orijinalinden hareketle İmam Ebû Hanife, namazda ve namaz dışında bu âyeti işiten bir kimsenin secde yerine rükû edebileceği kanaatindedir. 3 Dâvut (a.s) bazı tefsirlerin Yahûdî kaynaklarından rivâyet ettikleri gibi; bu yargı işinde taraflardan birini dinlemeyerek hata falan işlememiştir. Hz. Dâvut imtihan edildiğini anlayınca, imtihanı kazandığı için kendisine lütufta bulunan Rabbine secde etmiştir ki bir Peygambere de bu yakışır. Hattâ Hz. Ali, “her kim Dâvut olayını hikâyecilerin anlattığı şekilde anlatırsa ona yüz altmış değnek vururum.” buyurmuştur. (Elmalılı)  
Muhammed Esed
swap_vert close
[Davud] dedi ki: “Bu [adam] senin koyununu kendininkiler arasına katmayı istemekle sana haksızlık yapmış! Zaten yakınların ²³ çoğu birbirlerine aynı şeyi yaparlar, [Allah’a] inanıp doğru ve yararlı işler yapanlar hariç: böylesi de ne kadar az!” Davud, (bunları söylerken) Bizim kendisini sınadığımızı ²⁴ [birden] anladı; bunun üzerine Rabbinden günahını bağışlamasını diledi, secdeye kapandı ve tevbe ederek O’na yöneldi.
23 Huletâ’ (tekili halît) terimi, lafzen, “başkalarıyla veya bir başkasıyla içli dışlı olan [yani, yakın veya dost olan]” demektir. Bu örnekte ise açıkça iki gizemli dâvâcı arasındaki “kardeşliğe” atıfta bulunmakta ve bu sebeple, en güzel karşılık olarak “yakınlar” şeklinde çevrilmiş bulunmaktadır.24 Zımnen, “ve bu sınavda kaybettiğini” (Bath-Sheba konusunda).  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Davut: – Kardeşin senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle gerçekten sana haksızlık etmiş. Zaten ortakların çoğu, birbirlerine haksızlık ederler. Ancak inanıp iyi ve güzel işler yapanlar hariç. Fakat böyleleri de maalesef çok azdır. Bu arada Davut, kendisini sınadığımızı anladı ve hemen Rabbinden bağışlanma dileyerek eğilip secdeye kapandı ve Rabbine yöneldi. 21/35
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
(Dâvud) dedi ki: “Doğrusu bu kişi, senin koyununu alıp kendininkine katmakla sana zulmetmiş. Zaten toplumsal hayatı paylaşan insanlar (genellikle) birbirlerinin hakkına tecavüz ederler; iman edip dürüst ve erdemli davrananlar hariç: ama böyleleri, ne kadar da az.” Derken Dâvud, kendisini sınadığımıza[⁴⁰⁶⁵] kanaat getirdi; hemen Rabbinden af diledi ve baş eğip iki büklüm bir halde tevbe ederek O’na yöneldi.
[4065] Yani: “Uriyah’ın dul karısı Betşeba ile”. Kelâmcıların Kur’an’la uyuşmayan ‘peygamberlerin masumiyeti’ tezine uyarlama amaçlı “Bu dâvâ ile” alternatif anlamı tutarlı değildir. Zorlama yoruma dayalı sanığın savunması alınmadığı için âdil bir yargılama olmadığı; Hz. Dâvud acele karar verdiği, bundan dolayı Allah’a tevbe etmiş olduğu iddiası da öyle... Bu kıssa Eski Ahid’deki arka plan tamamen yok sayılarak anlaşılamayacağı gibi, oradaki versiyonu olduğu gibi kabul etmek de gerekmez. Bu kıssa ile sûrenin sonunda anlatılan İblis kıssası arasında bir karşıtlık ilişkisi vardır. Hatada ısrar etmeyenle hatada ısrar eden arasındaki fark Dâvud ve İblis kıssalarıyla verilmektedir.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Bunun üzerine Davud: "Senin dişi koyununu, kendi sürüsüne katmak istemekle, o sana haksızlık etmiştir, doğrusu ortakların çoğu birbirinin hakkına tecavüz ediyorlar, ancak iman edip sâlih ameller işleyenler müstesnadır; ama onlarda pek azdır" diye hüküm verdi. Davud, kendisini imtihan ettiğimizi zannederek Rabbinden bağışlanma diledi, eğilip secdeye kapanarak Allah’a yöneldi.
Osman Fırat
swap_vert close
Davud dedi ki: ’Andolsun, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemek suretiyle sana zulmetmiştir. (Mallarını) karıştıranların çoğu birbirine haksızlık eder. Ancak iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar da pek azdır. " Dâvûd, bizim kendisini imtihan ettiğimizi zanneti ve rabbinden bağışlama diledi, ruku ile yere kapandı ve Allah’a yöneldi.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Dâvud aleyhisselâm dedi ki: «Elbette senin bir koyununu kendi koyunlarına istemesiyle sana zuImetmiş oldu. Ve muhakkak ki, mal ortaklarından birçokları mutlaka bazıları bazısı üzerine tecavüz etmektedir. Ancak, imân edenler ve sâlih amellerde bulunanlar müstesna. Onlar da ne kadar az!» Ve Dâvud sandı ki muhakkak Biz onu bir imtihana tâbi tutmuş olduk. Hemen Rabbine istiğfarda bulundu ve rükû edici olarak yere kapandı ve Hakk'a rücu etti.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Dâvud: “Doğrusu, senin tek koyununu, kendi koyunlarına katmak istemekle o sana haksızlık etmiştir. Zaten malda ortak olanların çoğu birbirlerine haksızlık ederler. Ancak gerçekten iman edip makbul ve güzel davranışlarda bulunanlar böyle yapmazlar. Onlar da o kadar azdır ki! ”Davud kendisini imtihan ettiğimizi anladı, derhal Rabbinden mağfiret diledi, eğilip secdeye kapandı ve Allah'a yöneldi.
22. âyette bahsi geçen iki kişi, muhtemelen Davud (a.s.)’a suikast için gizlice duvardan tırmanıp atlayan kimselerdi. O’nun yanında başkaları bulunduğundan asıl maksatlarını gizleyip böyle bir sun’î mesele uydurdular (Razî). azı müfessirlerin, İsrailiyattan alınan Urya kıssasını, hafifleterek nakletmeleri büyük çapta tenkid edilmiştir. Bu izahı, bazı müfessirler zorlamalı bulurlar. İbnu’l-Arabî Ahkâmu’l-Kur’ân’da şöyle der: Davud (a.s.) bir şahsa, eşini boşaması halinde onunla evlenmek istediğini söylemişti. Şahsın kabul veya reddettiği bildirilmiyor. Böyle bir teklif o toplumda geçerli olmakla beraber, en uygun davranış biçimi olmadığından Allah Teâla onu böylece uyardı. 99 sayısı çokluktan kinayedir. Gerçek durumu ancak Allah bilir. Bu âyetin okunması ve dinlenilmesi halinde tilavet secdesi yapılması vaciptir.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
(Davud) dedi ki: "And olsun (o) senin, koyununu kendi koyunlarına katmayı istemekle sana zulmetmiştir. Zaten (mallarını birbirine) karıştıran(ortak)ların çoğu birbirine zulmederler. Yalnız inanıp iyi işler yapanlar bunun dışındadır ki, onlar da ne kadar azdır!" Davud, (bu hükümle) kendisini denediğimizi (kendisine bir bela vereceğimizi) sandı da Rabbinden mağfiret diledi, eğilerek secdeye kapandı ve tevbe edip (bize) döndü.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Dâvûd: "O, senin koyununı kendi koyunlarına 'ilâveyi istemekle sana zulüm itmişdir. Tahkîk mallarını karışdırmış şerîklerin ekserîsi birbirlerine haksızlık iderler, ancak onlardan azı ki îmân idüb sâlih 'amel işlerler (bunlar haksızlık itmezler)" didi ve Dâvûd onı imtihân iylediğimizi anladığından heman rabbine istiğfâr ile yüzi koyı yere kapanub secde ve tevbe itdi.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Davut (konuyu anlamadan) dedi ki “Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemesi yanlıştır. Çünkü malları karışmış olanların çoğu birbirlerinin hakkına girerler. İnanıp güvenen ve iyi iş yapanlar, öyle yapmazlar ama onlar da pek azdır[1].” Davut, sınandığını[2] anladı. Hemen Rabbinde(Sahibinden) bağışlanma diledi, secdeye kapandı ve bütün samimiyetiyle ona yöneldi.
[1] Davut aleyhisselamın yaklaşımı yanlıştı. Çünkü tek koyuna bakmak zordur. Onu kardeşinin koyunlarına katması kendini rahatlatır. Ortada bir mağduriyet olmadığından yapılan şikayet yerinde değildir. [2] iltifat  
Şaban Piriş
swap_vert close
Davut:-Koyununu kendi koyunları arasına katmak istemekle sana haksızlık etmiş. Zaten ortakların çoğu, birbirinin hakkına tecavüz eder. Ancak iman eden ve doğruları yapanlar hariç... Bunlarda ne kadar az! Davut, kendisini imtihan ettiğimizi anlamış ve Rabbi'nden bağışlanma dileyerek secdeye kapanmış ve O'na yönelmişti.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Davud dedi ki: “Senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlık etmiş. Ortakların birçoğu böyle birbirinin hakkını yer. Ancak iman edip güzel işler yapanlar müstesna—ki, onların da sayısı pek azdır.” Davud kendisini sınadığımızı anladı ve Rabbinden bağışlanma diledi; Ona yönelerek secdeye kapandı.(3)
(3) Secde âyetidir.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Dâvûd dedi ki: "Vallahi, senin bir tek koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana zulmetmiş. Zaten ortaklardan birçoğu birbiri aleyhine haksızlık ve zulme sapar. İman edip hakka ve barışa yönelik işler yapanlar böyle değildir. Ama onlar da pek azdır." Dâvûd, kendisini imtihan ettiğimizi düşündü; hemen Rabbinden af diledi; rükû ederek yerlere eğildi ve Allah'a yöneldi.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
eyitti dāvud “bayıķ žulm eyledi saña ķoyunuñ dilemeg-ile ķoyunlarındın yaña. daħı bayıķ çoķ ortaķlardan güc eyler bir niceleri bir nice üzere illā anlar kim [242b] įmān getürdiler daħı işlediler eyü işler daħı azdur anlar.” daħı bellü bildi dāvud bayıķ śınaduķ anı pes yarlıġamaķ diledi çalabı’sından daħı düşdi secde eyleyü daħı döndi.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Dāvūd eyitdi: Saña ẓulm itdi, senüñ ḳoyunuñ istemeg‐ile kendü ḳoyunla‐rına ḳarışdurmaġ‐ıçun. Daḫı çoḳ kişi muṣāḥiblerden biri birine ẓulm ider‐ler, illā ol kişiler ki īmān getürdiler ve ‘amel‐i ṣāliḥ işlediler ve anlar azdur‐lar ve bildi Dāvūd ki ki biz özi[n] ṣınaduḳ. Pes istiġfār eyledi Tañrısına ve rükū‘ idüp düşdi ve Tañrıya ḳayıtdı.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
(Bu sözləri eşidən Davud o biri iddiaçı ağzını açmağa macal tapmamış) dedi: “O sənin bircə qoyununu öz qoyunlarına qatmaq istəməklə, şübhəsiz ki, sənə zülm etmişdir. Doğrudan da, şəriklərin çoxu bir-birinə haqsızlıq edər. Yalnız iman gətirib yaxşı işlər görənlərdən savayı! Onlar da (təəssüf ki) çox azdırlar!” (İddiaçılar bir-birinə baxıb güldükdən, yaxud çıxıb getdikdən sonra) Davud (bu işdən şübhəyə düşərək) Bizim onu imtahana çəkdiyimizi güman etdi. O dərhal Rəbbindən öz bağışlanmasını dilədi və dizi üstə düşüb səcdəyə qapanaraq tövbə etdi.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
(David) said : He hath wronged thee in demanding thine ewe in addition to his ewes, and lo! many partners oppress one another, save such as believe and do good works, and they are few. And David guessed that We had tried him, and he sought forgiveness of his Lord, and he bowed himself and fell down prostrate and repented.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
(David) said: "He has undoubtedly wronged thee(4174) in demanding thy (single) ewe to be added to his (flock of) ewes: truly many are the partners (in business)(4175) who wrong each other: Not so do those who believe and work deeds of righteousness, and how few are they?"...and David gathered that We had tried him: he asked forgiveness of his Lord,(4176) fell down, bowing (in prostration), and turned (to Allah in repentance).(4176-A)
4174 The circumstances were mysterious, the accusation was novel; it was not clear why the unjust brother should also have come with the complainant, risking his life in climbing the wall to evade the guard, and he certainly said nothing. David took them literally, and began to preach about the falsehood and the fraud of men, who should be content with what they have, but who always covet more. (R). 4175 Especially, said David, is it wrong for brothers or men in partnership to take advantage of each other; but how few are the men who are righteous? He had in mind his own devotions and justice. But lo and behold! the men disappeared as mysteriously as they had come. It was then that David realised that his visions had been a trial or temptation-a test of his moral or spiritual fibre! Great though he was as a king, and just though he was as a judge, the moment that he thought of these things in self-pride, his merit vanished. In himself he was as other men; it was Allah's grace that gave him wisdom and justice, and he should have been humble in the sight of Allah. 4176 Judged by ordinary standards, David had done no wrong; he was a good and just king. Judged by the highest standard of those nearest to Allah (Muqarrabun, 56:11), the thought of self-pride and self-righteousness had to be washed off from him by his own act of self-realisation and repentance. This was freely accepted by Allah, as the next verse shows. 4176-A Some commentators say that David's fault here was his hastiness in judging before hearing the case of the other party. When he realised his lapse, he fell down in repentance. [Eds.].  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
قَالَ
dedi
لَقَدْ
andolsun gerçekten
ظَلَمَكَ
sana zulmetmiş
بِسُؤَالِ
istemekle
نَعْجَتِكَ
senin koyununu
اِلٰى نِعَاجِه۪ۜ
kendi koyunlarına
وَاِنَّ
ve şüp-hesiz
كَث۪يراً
bir çoğu
مِنَ الْخُلَطَٓاءِ
ortaklardan
لَيَبْغ۪ي
gerçekten hak-sızlık eder
بَعْضُهُمْ
bazıları
عَلٰى بَعْضٍ
bazısına
اِلَّا
an-cak
الَّذ۪ينَ
o kim-seler ki
اٰمَنُوا
iman ettiler
وَعَمِلُوا
ve işlediler
الصَّالِحَاتِ
sâlih amel
وَقَل۪يلٌ مَا
ve ne azdır
هُمْۜ
onlar
وَظَنَّ
ve anladı
دَاوُ۫دُ
Dâvûd
اَنَّمَا
şüphe-siz
فَتَنَّاهُ
onu im-tihan ettik
فَاسْتَغْفَرَ
hemen mağ-firet diledi
رَبَّهُ
Rabb-inden
وَخَرَّ
ve ka-pandı
رَا‌كِعاً
rükûya
وَاَنَابَ
ve yöneldi
(Dâvûd ona) Dedi ki: "Andolsun (kardeşin), senin koyununu kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Zaten ortakların pek çoğu birbirine gerçekten haksızlık eder; ancak iman edip sâlih ameller işleyenler müstesna! Fakat onlar da pek azdır." Akabinde Dâvûd, Bizim kendisini imtihan ettiğimizi anladı ve Rabbinden mağfiret dileyerek (öyle bir iki büklüm olarak) rükûya kapandı ve (Bize) yöneldi (ki onun bu istiğfar ve tesbihine dağlar ve kuşlar da iştirak etti).
قَالَ
Fiil-I
ق و ل
Dedi, buyurdu, söyledi
قَد
Edat
قَد
Katiyen, muhakkak, doğrusu, hakikaten, kesin olarak, andolsun
ظَلَمَ
Fiil-I
ظ ل م
Zulmetti, haksızlık etti
سُؤَال
İsim
س ا ل
Soru
نَعْجَة
İsim
ن ع ج
Koyun
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
نَعْجَة
İsim
ن ع ج
Koyun
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
كَثِير
İsim
ك ث ر
Çok, pek çok, çokça
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
خُلَطَٓاء
İsim
خ ل ط
Ortaklar
بَغٰى
Fiil-I
ب غ ي
Azgınlık etti, saldırdı, haksızlık etti, taşkınlık etti
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
ءَامَنَ
Fiil-IV
ا م ن
İman etti, inandı, emin kıldı
عَمِلَ
Fiil-I
ع م ل
İşledi, yaptı, amel etti, çalıştı, iş yaptı
صَالِحَات
Etken fiil
ص ل ح
Sâlih ameller, sâliha kadınlar
قَلِيل
İsim
ق ل ل
Az
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
هُمْ
Zamir
هُمْ
Onlar (erkekler için kullanılır)
ظَنَّ
Fiil-I
ظ ن ن
Bildi, zanda bulundu, zannetti, anladı, sandı
دَاوُد
İsim
دَاوُد
Hz. Dâvut (a.s.)
اَنّ
Edat
اَنّ
Muhakkak, şüphesiz, diğini. Mastar cümlesi oluşturmak için kullanılır. (Genellikle cümle ortasında kullanılır, kendisinden önce bir fiil olması gerekir.)
فَتَنَ
Fiil-I
ف ت ن
Kötülük yaptı, şaşırttı, imtihan etti, aldattı, fitneye düşürdü, belaya uğrattı, yaktı, işkence etti
اِسْتَغْفَرَ
Fiil-X
غ ف ر
Mağfiret diledi, istiğfar etti
رَبّ
İsim
ر ب ب
Rabb (Allah'ın esması, ismidir. Rahmetiyle terbiye eden demektir), efendi
خَرَّ
Fiil-I
خ ر ر
Düştü, kapandı, çöktü, yerle bir oldu, yıkıldı
رَاكِعٌ
Etken fiil
ر ك ع
Rükû eden, rükû
اَنَابَ
Fiil-IV
ن و ب
Yöneldi