Ona beyânı öğretti!..
Elmalılı bu konuda şu açıklamalarda bulunmaktadır:
“Allah, Rahmandır, yahut اَلرَّحْمٰنُۙ “O muktedir Melik, Rahmandır.
Rahmetiyle O Rahman, عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ Kıır’ân’ı öğretti. İlimden, öğretmek manasını ifade eden “talim” fiili, iki mef’ul alacağı için bu anlamda burada birinci mef’ul hazfedilmiş, böylece maksat, şuna veya buna öğretmek değil, bizzat öğretimin kendisinin ifade edildiği anlatılmıştır. Böylece bu kelime, gerek Cibril’e, gere Peygamber’e, gerek ümmete olan öğretimin kısımlarından hepsini içine almaktadır.
Kıyametin yaklaşmasına karşı ilâhî rahmetten ortaya çıkan en büyük ve önemli nimetin Kur’ân öğretimi nimeti olduğu böylece ifade edildikten sonra kime ve nasıl öğretildiği hususunu anlatmak için buyuruluyor ki: •
O Rahman خَلَقَ الْاِنْسَانَۙ insanı yarattı. Bazı âlimler burada insanla kastedilen Âdem, bazıları da Kur’ân’m işaretiyle Muhammed Aleyhisselâtü ve’s-selâm’ın olduğunu söylemişlerse de, hepsini içine almak üzere insan cinsi olması daha doğru olabilir. Mamâfih Kur’ân’ın öğretimine konu alan kâmil insanı kastedilmiş olması da düşünülebilir. Yani Kur’ân’ı öğretmek üzere insanı yarattı.
Elmalılı’nın açıklamasını incelediğimizde; • işarette belirttiğimiz gibi, Cenab-ı Hakk’ın; Kur’ân’ı kime öğretti hususunu ikinci plana atarak -yani birinci mef’ulun hazfedilmiş olduğunu söyleyerek- sadece '"öğretti” beyânı üzerinde durduğunu görmekteyiz ki, ‘Böylece bu kelime, gerek Cibril’e, gerek Peygamber’e, gerek ümmete olan öğretimin kısımlarından hepsini içine almaktadır’ demektedir. İkinci işarette belirttiğimiz gibi bunlara; Âdem’i de katarak hepsini içine almak üzere insan cinsi olması daha doğru olabilir, mamafih Kur’ân’ın öğretimine konu olan kâmil insanın kastedilmiş olması da düşünülebilir. Yani Kur’ân’ı öğretmek üzere insanı yarattı’ sonucuna varmaktadır!.. Oysa Cenab-ı Hak, insanı; Bakara/30 uyarınca Halife olarak yaratmıştır ki, o zamanda Kur’ân nazil olmamıştı.. ve Kur’ân’dan önce inen ilâhi kitapların tahrif olmamış şekilleri sayesinde de kâmil insanlar kuşkusuz yetişmişti!.. Bu bakımdan Elmalılı’nın yaptığı açıklamaların, 2. ayette yer alan “Kur’ân’ı öğretti” beyânı karşısında aklımıza takılan ‘ama kime?’ sorusuna bir cevap veremediğini müşahede ediyoruz!.. Ve 2 ile 3. ayetler arasında münasebet kurmak üzere Elmalılı’nın teklif ettiği ‘Kur’ân’ı öğretmek üzere insanı yarattı’ yerine ‘Kur’ân’ı öğreterek insanı yarattı!' manasım vermeyi tercih ediyoruz!.. Ki bu mana yalnız Resulullah s.a.s.’a uygun düşmektedir.. Çünkü Şûrâ suresinin son iki ayetinde: “(Ey Muhammed) Sana emrimizden bir ruh (Kur’ân’ı) vahyettik. (Yoksa) Sen, kitabın ne olduğunu ne de imanın ne olduğunu bilirdin! (Kitab sahibi olmak şöyle dursun, kitabın nasıl bir şey olduğunu bile bilmezdin ve sırf kendi dirâyetinle iman etmenin rükünlerini ve şartlarını kitapta olduğu gibi bilemezdin) Fakat biz onu (sana emrimizden vahyettiğimiz ruh’u.. Kur’ân’ı) bir nur kıldık ki onunla kullarımızdan dilediğimiz kimselere doğru yolu göstereceğiz. Şüphe yok ki sen (Kur’an ile halka) doğru yola, Allah'ın yoluna (Allah’tan gelen ve Allah’a götüren yola) rehberlik ediyorsun. O Allah ki göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi O’nundur!.. ” buyurulmuştur.
Böylece Alak suresinin 1-5 ayetleri ile Rahman suresinin 1-4. ayetleri arasında bir ilişki kurulabileceğini düşünüyoruz. Şüphe yok ki her şeyin doğrusunu Allah Teâlâ bilir.