Mü’minler ancak, Allah’a ve Resulü’ne (gönülden) inanmış kimselerdir. Ve onunla ortak bir iş (toplumu ilgilendiren sosyal, siyasi ve iktisadi bir konuyu görüşmek (üzerindeyken, izin almadan asla bırakıp gitmeyenlerdir. (Resulüm!) Şüphesiz senden izin isteyenler, Allah’a ve elçisine iman etmiş kimselerdir. Öyle ise, bazı işleri için senden izin istediklerinde, sen de onlardan dilediğine (uygun gördüğüne) izin ver. Onlar için Allah’tan bağışlanma dile! Muhakkak ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. *
(*) “Ortak bir iş” tamlamasının lafza bağlı tercümesi “toplayan iş”tir. Bundan maksat da ister cuma ve bayram namazları gibi toplu ibadetler olsun ister ülkenin ve topluluğun önemli bir işini görüşmek üzere tertiplenmiş toplantılar olsun, yöneticinin ve diğerlerinin tek başına yapamayacakları, grubu ve kamuyu ilgilendiren işlerdir. Böyle toplantılarda bir başkan ve uyulması gereken düzen bulunur. Toplantıya çağıran ve başkanlık eden kişi Allah’ın resulü olunca toplantının önemi bir kat daha artmakta, gelmemenin, gelip de izinsiz ayrılmanın hükmü ağırlaşmaktadır. Hz. Peygamber’in çağrısıyla gerçekleşen bazı toplantılarda münafıklar, birbirlerini siper ederek görünmeden sıvışıp gidiyorlar, böylece hem toplantıyı sabote ediyor hem de rahatsız oldukları bir ortamda bulunmaktan kurtuluyorlardı. Âyette “müminler ancak ... İzin almadan çekip gitmeyenlerdir” kısmı, genel olarak mümini tanımlamak için değil, tarihî vâkıaya bağlı olarak müminlerin münafıklardan bir farkını daha ortaya koymak içindir. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 102-103) Not: Ayetin sonunda yüce Allah’ın Hz. Peygambere ‘’ Onlar için Allah’tan bağış dile! ‘’şeklindeki emri, iddia edilen ahiret şefaatiyle hiçbir alakası yoktur. Çünkü Hz. peygamberin müminler için istiğfarda bulunması kendileri için yaptığı bir duadır. Mü’minler bile hem kendiilerine, hem de birbirlerine istiğfarda/bağış dilemede bulunurlar. Yani Allah’tan bağış dilemek dünyada olur, ahirette değil. Çünkü dua ve isiğfarda bulunmak da bir ibadettir, dua, istiğfar/şefaat/, ibadet ve ameli salihin geçerli olduğu yer sadece dünya hayatıdır. Yani hesap gününde dua ve istiğfarın/şefaatin bir anlamı yoktur. Zira herkes Allah’ın huzuruna kendi ameliyle gelir. Ayrıca, Hameletü’l-arş ve diğer meleklerin mü’minler için istiğfarda/şefaatte bulunmaları ise, yeryüzünde yaşayan mü’minler içindir, yani mü’minler hayatta iken söz konusu melekler onlara istiğfarda/şefaatte bulunurlar, yani bu istiğfar ahiret günü Allah’ın huzurunda toplandıkları zamanda değil. İşte dua ve istiğfarin, yani şefaatin sahası da dünya hayatıdır, ama kabul olup olmayacağı/faydalı olup olmayacağı yer ise ahirettir.