close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Nûr Sûresi 40. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ev kezulumâtin fî bahrin lucciyyin yaġşâhu mevcun min fevkihi mevcun min fevkihi sehâb(un)(c) zulumâtun ba’duhâ fevka ba’din iżâ aḣrace yedehu lem yeked yerâhâ(k) vemen lem yec’ali(A)llâhu lehu nûran femâ lehu min nûr(in)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Yahut da derin bir denizi kaplayan karanlıklara benzer; onu bir dalgadır, sarmıştır, üstüne bir dalga daha gelir, daha üste de bulut çökmüştür, karanlıklar, karanlıklar üstüne yığılmıştır, öylesine ki elini çıkarsa onu bile nerdeyse göremez ve Allah, kime nur vermemişse artık bir nur yoktur ona.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
Ya da (inkâr edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer ki; onun üstünü bir dalga kaplamıştır, onun üstünde yine başka bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan koyu karanlıklar (bastırmıştır, öyle ki); kendi elini (kaldırıp) çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek (durumdadır). Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur. (Bu gibilerin hidayet ve istikameti bulması mümkün değildir.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Yahut da o kâfirlerin tüm yapıp ettikleri, veya duygu ve düşünceleri, engin bir denizin kopkoyu karanlıkları gibidir. Öyle bir deniz ki, üst üste dalgalar ve tepesindeki kara bulutlar, o karanlığı daha da artırıyor. Kat kat, üst üste karanlıklar, öyle ki, insan elini çıkarıp baksa, neredeyse kendi elini dahi göremez. Öyle ya, Allah'ın aydınlatmadığı kimse için ışık bulma umudu yoktur.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Yahut inkâr edenlerin, küfre saplananların amelleri engin, derin dalgalı bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir. Peş peşe kopan dalgalar, dalgaların üstündeki kara bulutlar, tehlikeyi daha da artırır. Her taraf üst üste teşekkül eden zifiri karanlıklarla kaplıdır. İnsan elini öne doğru uzatsa, neredeyse elini göremez. Bir kimseye Allah nur vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 2/257; 6/122.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Yahut (onların amelleri) engin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü bir dalga bürümüştür, onun üstünde bir dalga onun üstünde de bir bulut vardır. Birbiri üstüne (yığılmış halde) karanlıklar. Elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Allah kime nur vermemişse artık onun için nur yoktur.
Ali Bulaç
swap_vert close
Ya da (inkâr edenlerin amelleri) engin bir denizdeki karanlıklara benzer; onun üstünü bir dalga kaplar, onun üstünde bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar; elini çıkardığında onu bile neredeyse göremeyecek. Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Yahud (kâfirlerin amelleri, fesad ve boşuna oluş bakımından) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. O denizi bir dalga bürüyor; üstünden bir dalga daha. (Gökte de yıldızları kaplayan) bulut var. Bunlar birbiri üstüne yığılmış karanlıklardır ki, kendisi elini çıkarsa, onu göremiyecek kadar... (İşte kâfirlerin amelleri de, hiç bir işe yaramıyan ve fayda temin etmiyen bu karanlıklar gibidir. Kâfir, kalbindeki koyu karanlık sebebiyle hakkı göremez ve hidayete eremez). Allah, kime hidayet yaratmazsa, artık onun için hiç bir nur yoktur.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Engin bir denizin karanlıkları gibidir. O denizi üst üste dalgalar ve dalgaların üstünü de bulut örter. İşte kat kat karanlıklar! (Öyle ki) insan elini çıkardığı zaman, nerede ise onu bile göremeyecektir. İşte Allah, kime bir nur vermemişse, artık onun için bir nur (ışık) bulunmaz.
[Küfrün en önemli sebebi, insanın kâinattaki ayetleri görmemesidir. Şu gelen ayetler, sıra ile bu ayetleri okutuyor.]  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Yahut engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir. Onu, üst üste dalgalar ve dalgaların üstünde bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar, insan elini dışarı çıkarttığı zaman, neredeyse onu göremez bile. Allah'ın ışık vermediği kimsenin ışığı olmaz.
Besim Atalay
swap_vert close
Ya da işleri, engin denizleri kaplayan karanlıklar gibidir, orda coşar dalga dalga üstüne, yukarıdan da kaskara, kaskatı bulut yığılır, göremez elini kaldırsa bile, Allah kime nur vermezse, onun için başka nur yok!
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Yahut (inkârcıların küfür içindeki eylemleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var ve böylece karanlıklar üstüne karanlıklar (oluşmuş). (Orada bulunan kimse) elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. (İnkârcılar, kalplerindeki koyu karanlık sebebiyle hakkı göremez ve hidayete eremezler.) Bir kimseye (kötü niyet ve eyleminden dolayı) Allah nur vermemiş ise artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.
Cemil Said
swap_vert close
Ânların a’mâli gürültüli dalgalar ile mestûr bir denizdeki vâsi’ zulmetlere de benzer. Dalgalar biri birinin üzerinden aşarlar, sonra bir bulut ve daha sonra zulmet ihâta ider. İnsân elini uzatır göremez. Allâh insâna nûr virmez ise nereden bulur?
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Veya derin denizin karanlıklarına benzer. Onu üstüste dalgalar ve dalgaların üstünde de bulutlar örter; karanlıklar üstünde karanlıklar; insan elini uzattığı zaman, nerdeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin nuru olmaz.*
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Yahut (inkârcıların küfür içindeki hâlleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nur diye bir şey yoktur.[389]
Bu âyette, küfür, zifirî karanlıklara benzetilmektedir. İnsan, nasıl ışık olmadan karanlıkta bir yere varamaz, tehlikelerle karşı karşıya olursa; küfür karanlığındaki bir kimse de öylece hakikatı bulamaz, bocalar durur.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Yahut dalga, üstünde yine dalga, onun üstünde de bulutla (kara bulut gibi bir dalga ile) kaplı büyük bir denizdeki karanlıklar gibidir; birbiri üzerinde karanlıklar! Neredeyse elini çıkarsa onu göremeyecek. Allah bir kimseye ışık vermezse onun aydınlıktan asla nasibi yoktur.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle bir deniz) ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut... Birbiri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi yoktur.
 Bu âyet de kâfirlerin imansızlık buhranlarını, engin bir denizde boğulmak tehlikesiyle karşı karşıya bulunan insanın haline benzetiyor. Okyanusların doğru dürüst bilinmediği, diplerinin keşfedilmediği, bir yerde ve zamanda Resûlullah’ın tebliğ ettiği bu âyet, okyanusların diplerindeki farklı karanlık tabakalardan bahsetmekte ve Kur’an mucizesine ayrı bir delil teşkil etmektedir.  
Edip Yüksel
swap_vert close
Yahut, yoğun bir sisle birlikte dalga üstüne dalganın örttüğü engin bir denizin ortasındaki karanlıklara benzer. Üstüste yığılmış karanlıklar... İnsan elini uzattığı zaman nerdeyse onu bile göremez. ALLAH'ın ışıktan yoksun bıraktığı kimsenin hiç birışığı olamaz.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Yahut (o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir ki, onu dalga üstüne dalga kaplıyor; üstünde de bulut. Bir biri üstüne karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, nerdeyse onu dahi göremez. Bir kimseye Allah, nur vermemişse, artık o kimsenin ışık ve aydınlıktan nasibi yoktur.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Yâhud derin bir denizdeki zulümât gibidir, onu bir dalga bürüyor, üstünden bir dalga, üstünden bir bulut, öyle zulümât ki birbiri üstüne, elini çıkardığı vakıt onu görmesi ihtimali yok, her kime de Allah, bir nûr yapmamışsa artık onun için hiç nûr yoktur
Emrah Demiryent
swap_vert close
Yahut (kâfirlerin amelleri) derin bir deniz içindeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü bir dalga kaplamıştır, onun üstünde yine bir dalga, onun da üstünde bir bulut vardır. Böylece orada karanlıklar üst üste binmiştir. Öyle ki insan, elini çıkaracak olsa, neredeyse onu bile göremez. Allah bir kimseye (ısrarla hakkı inkâr ettiğinden ve hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmediğinden dolayı) nur (hidâyet) vermemişse, artık onun (hidâyete ulaşmak üzere gayret sarf etmediği müddetçe) nurdan (hidâyetten) bir nasibi yoktur.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Veya¹ üzerinde bulutlar olan, üst üste dalgaların kuşattığı derin denizlerdeki karanlığa benzer. Elini göremeyecek kadar, karanlık üstüne karanlık. Allah'ın aydınlığıyla aydınlanmamış bir kimse için başka aydınlık yoktur.
1- Gerçeği yalanlayan nankörün içinde bulunduğu durum. (Bak 24:39)  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Yahud (kâfirlerin ameli) öyle derîn bir denizdeki karanlıklar gibidir ki onu (o denizi) bir dalga kaplayıp bürümekdedir. Bunun üstünde bir dalga, onun üstünde de bir bulut. (Hulâsa) birbiri üstüne (yığılmış tabaka tabaka) karanlıklar. (Hani) o (raya düşen bir kimse) elini çıkardığı vakit hemen hemen bunu bile göremez. Allah kime nuur vermemişse artık onun için bir ışık yokdur.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Veya (onların amelleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir; (öyle ki) onu (o denizi) bir dalga örtüyor, onun üstünden bir dalga daha, onun da üstünden bir bulut(örtmektedir). Birbiri üstüne (yığılmış) karanlıklar! (İnsan) elini çıkarsa, neredeyse onu dahi göremez. İşte Allah kime bir nûr vermemişse, artık onun için hiçbir nûr olmaz.
İhsan Aktaş
swap_vert close
Yahut (inkâr etmiş olanların, iyi ve doğru sandıkları duygu, düşünce ve eylemleri) engin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir. Onu, üst üste dalgalar, dalgaların üstünde bulutlar (yoğun bir sis) örter; karanlıklar üstünde karanlıklar, öyle ki (insan) elini dışarı çıkarttığı zaman, (karanlıktan) neredeyse onu göremez bile. Öyle ya, Allah kime (nûr ve hidayet yolunu tercih etmediğinden dolayı) nûr vermemişse artık onun için nûr yoktur.*
(*) Denizlerin 200 metre kadar altına inildiğinde karanlık bir ortama varılır. 1000 metre seviyesindeki derinliğe inildiğinde buranın Dünya’nın en karanlık yeri olduğunu söylemek doğru olacaktır. 200 metrenin altındaki ortamda ayetlerin ifadesine uygun bir şekilde “elini çıkartanın neredeyse kendi elini göremeyeceği” bir ortam mevcuttur. Gerçekten de engin denizlerin, okyanusların altı zifiri karanlık bir yapıdadır. Denizlerin üst kısmı günün en aydınlık zamanını yaşarken bile, denizin 200 metre altı yine kapkaranlıktır... Güneş’ten gelen ışınlar bulutlara çarparak kırılmakta, burada bir miktar ışık kaybı olmaktadır. Denizlerin yüzeyine gelen ışık, derinlere gittikçe ışık spektrumundaki ayrışması gibi ayrışmaktadır. İlk tabaka ışığın sarı kısmını, ikinci tabaka ışığın yeşil kısmını tutmakta, bu böyle devam etmekte, en son yedinci aşamada artık ışığın mavi kısmı da kalmamaktadır. Böylece denizin derinliklerine indikçe ışık tamamen yok olmaktadır.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Veyahut denizin ortasında ki karanlıklar gibidir. Dalgalar ve kapkara bulutlar birbirinin üzerine çıkmış yığınlar halinde, denizin içinde kalanın üzerini çepe çevre sarar. Elini suyun üzerine çıkarsa karanlıktan neredeyse kendi elini dahi göremez. Allah kimin önünü aydınlatmamışsa, artık onu aydınlatacak kimse bulunmaz.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Ya derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki onun üstünü bir dalga örtmektedir. Bunun üstünde yine bir dalga, onun da üstünde bir bulut. Hep biribiri üstüne yığılmış karanlıklar! Eğer insan orada elini kaldıracak olursa onu göremez. Allah’ın ışık vermediği kimseye artık ışık yoktur.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Veya o amelleri, üzerini yığın yığın dalgalar kaplayan, daha üstüne bulut çöken engin deryadaki karanlıklar gibi karanlıklar üzerine çökmüş karanlıklardır ki insan o zifiri karanlıkta elini kaldıracak olsa hemen hemen göremez. Allah bir kimseye ışık vermezse onun hiçbir ışığı olamaz.
İsmail Yakıt
swap_vert close
Yahut engin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onu üst üste gelen dalgalar kaplar. Dalgaların üstünde bulutlar vardır. Karanlıklar üstüne karanlıklar! Öyle ki insan elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. (İşte) Allah’ın nur vermediği kimse için artık hiçbir aydınlık [nur] yoktur.¹⁶
16 Buradaki karanlıkların küfür karanlığı olduğu yorumu yapılmıştır.  
Kadri Çelik
swap_vert close
Ya da (kâfirlerin amelleri) üstünü bir dalganın kapladığı, onun üstünde de bir dalga olduğu ve onun da üstünde bir bulutun bulunduğu engin bir denizdeki karanlıklara benzer. (Bunlar adeta) Bir kısmı bir kısmı üzerinde olan karanlıklar! Elini çıkardığında (kâfir kimse) neredeyse onu bile göremez! Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Yâhut onların duygu, düşünce ve davranışları, derin bir denizin altındaki zifiri karanlıklar gibidir ki, peş peşe gelenazgın dalgalar denizi dört bir yandan sarıp kuşatıyor; üstlerinde de kapkara bulutlar var: Körlemesine geçen bir hayat, ruhsal bunalımlar, toplumsal çalkantılar ve üst üste yığılmış karanlıklar! Öyle ki,zavallı adam elini çıkarsa, neredeyse onu bile göremez! Çünkü Allah, ışıktan yüz çevirdiği için onun gözünü kör etmiştir. Evet, Allah’ın aydınlık vermediği kimseye, hiçbir şekilde ışık bulma ihtimali yoktur! İşte bu yüzden, o inatçı kâfirler hakîkati kabul etmiyorlar! Oysa her yanda, Allah’ın kudret ve merhametini gözler önüne seren o kadar mûcize var ki:
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Yahut derin bir denizdeki karanlıklar gibi! Onu, dalga üstüne dalga, onun üstünden bir bulut dalgası kaplar. Birbiri üstüne karanlıklar! Elini çıkardığı zaman onu neredeyse görmemiştir. Allah kime NÛR vermediyse, onun için hiçbir NÛR yoktur.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Ya da enginlerin dipsiz karanlıklarına benzer: yukarda dev dalgalar daha yukarda bulutlar, karanlıklar karanlıklar, hem de burnunun ucunu göremeyecek kadar Yani Allah birine ışık vermemiş ise, başkası hiç veremez…
Mehmet Çoban
swap_vert close
Veya inkârcıların yaptıkları derin denizdeki karanlıklar gibidir. Bir deniz ki onu dalga üstüne dalga kaplar. Dalgaların üstünde kara bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan karanlıktan elini bile göremez. İşte Allah’ın ayetlerindeki gerçeklerle aydınlanmayanların durumu böyledir. Kim Allah’ın gerçekleriyle kendini aydınlatmazsa O’nun hesap günü ışığı yoktur.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Veya (o kâfirlerin davranışları) derin bir denizdeki yoğun karanlıklar gibidir; (öyle) ki onu dalga üstüne dalga kuşatıyor; üzerinde de (bir) bulut; birbiri üstüne karanlıklar. [*] (İnsan), elini çıkar(ıp bak)sa, neredeyse onu bile göremez. Allah bir kimseye [nûr] (ışık) vermemişse, artık onun hiçbir [nur]u olmaz.
Bu ayet denizlerin, okyanusların derinliklerindeki ışık kırılmalarının ve karanlıkların bulunduğu bilimsel gerçeğine işaret eden bir Kur’an mucizesidir.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Yahut da onların yaptıkları işler;) uçsuz-bucaksız bir denizdeki; üst üste dalgaların, onların üzerinde de kapkaranlık bulutların birbirine geçtiği, insanın elini çıkarttığı zaman onu bile göremeyeceği karanlıklar gibidir. Allah kime nûr¹ vermemişse, artık onun aydınlıktan hiç nasibi yoktur.
1 Bu ifâde “Allah, göklerin ve yerin nûrudur” âyetindeki nûr’un, maddi nûr olmadığına işaret olabilir.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Yahut [onların yapıp-ettikleri ⁶⁰] engin bir denizin kopkoyu karanlıkları gibidir; (öyle bir deniz ki) üst üste kopan dalgalar ve tepedeki [kara] bulutlar o karanlığı daha da arttırıyor: kat kat, üst üste karanlıklar..! ⁶¹ (öyle ki, ) insan, çıkarıp (baksa), neredeyse kendi elini dahi göremez; öyle ya, Allah’ın aydınlatmadığı kimse için ışık (bulma umudu) yoktur!
60 Yani, önceki ayette seraba benzetilen iyi davranışlarına mukabil bu sefer de kötü davranışları bahis konusu ediliyor.61 Lafzen, “birbiri üstünde karanlıklar”.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Veya onların amelleri okyanusun derinliklerindeki yoğun karanlıklara benzer, onu kat kat dalgalar kaplamış üstüne ise kara bulutlar çökmüş tam bir zifiri karanlık ki insan elini uzatsa neredeyse kendi elini dahi göremeyecek, nitekim Kim Allah’ın nuru Kuran’dan aydınlanmamışsa onun karanlıktan kurtulup aydınlığa kavuşması mümkün değildir. 3/19, 6/62, 14/51, 40/17, 18/103...107, 47/1...3
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Veya (onların yapıp ettikleri) bir okyanusun derin karanlıkları gibidir; onu üst üste dalgalar kuşatmıştır, derken üstüne (bir de) kara bulutlar… birbiri üstüne binmiş, kopkoyu, zifiri karanlıklar…[³⁰³²] kişi çıkarıp baksa, neredeyse elini dahi göremeyecek durumda:[³⁰³³] nitekim bir kimseyi Allah aydınlatmamışsa, onun asla aydınlıktan nasibi olamaz!
[3032] 35. âyette yer alan “nur üstüne nur”un tam mukabili. Vahyin nurundan mahrum kalmış insan hem ışığı, hem gözünü, hem aklını kaybetmiş, bunun sonucunda da günah karanlığına gömüldükçe gömülmüştür. Sonuçta ne vicdanının sesini duyabilir, ne fıtratını hatırlayabilir. [3033] Zımnen: Böyle biri öyle körleşir ki, değil soyut hakikatleri, somut eşyayı bile kavramaktan âciz hale gelir. Bu âyette çizilen tablo, bir kara insanının çizmesi mümkün olmayan bir tablodur.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
Veya, engin denizlerdeki karanlıklara benzer ki, onun üstünü bir dalga kaplar; o dalganın üstünde diğer dalgalar; onların üstünde de bir bulut vardır, karanlıklar üstünde de karanlıklar! Elini sudan çıkarsa, nerdeyse onu bile göremez! (Nitekim kıyamet gününde kafirler koyu bir karanlık içinde kalacak ve önlerini görmek için müminlerin nurlarından bir parça vermeleri için, onlara yalvaracaklardır. -Hadid/13-) Allah’ın nur vermediği kimsenin asla (iman) nuru olmaz.
Osman Fırat
swap_vert close
Yahut (inkarcıların küfür içindeki hâlleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir. (Bir deniz ki) onu dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de bulutlar var. Karanlıklar üstüne karanlıklar. İnsan, elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Kime Allah nur vermezse, onun için nurdan bir şey yoktur
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Yahut (onların amelleri) derin bir denizdeki karanlıklar gibidir ki, o denizi bir dalga bürür, üstünden bir dalga (bir bulut) ihata eder. Bunlar, bazısı bazısı üstünde olan zulmetlerdir. Elini çıkardığı zaman onu görmeğe yaklaşamaz. Ve her kim için ki, Allah bir nûr nâsib kılmamıştır. Artık onun için nûrdan bir şey yoktur.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Yahut o kâfirlerin duygu, düşünce ve davranışları derin bir denizdeki yoğun karanlıklara benzer. Öyle bir deniz ki onu, dalga üstüne dalga kaplıyor. . . Üstünde de koyu bulut. Üst üste binmiş karanlıklar. . . İçinde bulunan insan, elini uzatsa nerdeyse kendi elini bile göremiyor. Öyle ya, Allah birine nûr vermezse artık onun hiçbir nûru olamaz. [2, 257; 6, 122]
Süleyman Ateş
swap_vert close
Yahut (Onların işleri) engin bir denizdeki karanlıklar gibidir: (Bir deniz) Ki üstünü bir dalga, örtüyor, onun üstünden bir dalga onun üstünden de bir bulut (örtmektedir). Birbiri üstüne yığılmış karanlıklar. (İçinde bulunan kimse) Elini çıkarsa neredeyse onu dahi göremez. Allah bir kimseye nur vermemişse artık onun nuru olmaz.
Kâfirin yaptığı işler, korkunç dalgaların çalkalandığı, karanlıkların bürüdüğü bir denize benzetilmektedir. Böyle bir denizde olan insan, zifiri karanlıklar içinde kaldığı için bir şey göremez, selâmet yolunu bulamaz. İşte küfür eylemleri, insanı böyle zifiri karanlıklar içinde boğulmaya mahkûm eden korkunç bir denizdir. Bu karanlıklar, insanın hakkı görmesine engel olur.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Yâhud engin denizde zulumât gibidir. Her tarafdan birbirini müte'âkib dalgalar gelir. Üstlerinde ise bulutlar vardır. O mazlûm bulutlar kat katdır. Bu zulumâtda kalan kimse elini uzatsa onı göremez. Allâh'ın ona nûr kılmadığı kimseye dünyâ ve âhiretde nûr ve hidâyet aydınlığı yokdur.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Onların işleri dalgalı bir denizdeki karanlıklara da benzer; (geminin) üstünü bir dalga örtmüştür. Üstünde bir dalga daha onun da üstünde bulut vardır. Üst üste yığılmış karanlıklar! Elini kaldırsa göremeyecek gibidir. Allah’ın ışık vermediği kimsenin ışığı olmaz.
Şaban Piriş
swap_vert close
Veya engin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü bir dalga örter. Onun üstünü de başka bir dalga. Onun da üstünde bir bulut vardır. Karanlıklar üstünde karanlıklar. Elini çıkarsa, neredeyse onu bile göremez. Allah'ın nur vermediği kimsenin asla bir nuru olamaz.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Yahut onların hali denizin karanlıklarına benzer ki, onu üst üste dalgalar örtmüş, dalgaları da bulutlar kaplamıştır. İşte üst üste binmiş karanlıklar... Öyle ki, elini uzatsa göremez. Eğer Allah bir kimseye nur vermemişse, artık onun için hiçbir nur yok demektir.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Engin denizdeki karanlıklara da benzerlik var. Üst üste dalgaların kapladığı bir deniz. Daha üstünde de bulutlar var. Birbiri üstüne karanlıklar... Elini çıkarsa göremeyecek halde. Allah'ın ışık vermediği kişiye hiçbir ışık bulunamaz.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
ķaranılıķlar gibidür deñizde deriñ aġar üzerine mevc. üzerinden mevcdür üzerinden bulıddur. ķaranılıķlardur bir nicesi bir nice üzere. ķaçan kim çıķardı elin yaķın degülidi kim göreyidi anı. daħı her kim eylemedi Tañrı aña aydınlıķ yoķdur anuñ hįç aydınlıķ.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Yā ḳarañuluġa beñzer ki deriñ deñizde olur. Örter anı mevc, mevcler biribiri üstine. Anuñ üstine bulıt ḳarañuluġı, ḳarañuluḳdur biri biri üstine eliniçıḳarsa görmek bilmez. Her kime ki Tañrı Ta‘ālā nūr virmese, pes aña hīçnūr yoḳdur hidāyete.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Yaxud (onların əməlləri) zəngin dənizin zülmətinə bənzər. Onu bir dalğa, o dalğanın üstündən bir dalğa, onun da üstündən bir bulud (dalğa) – zülmət üstündən zülmət örtər. O, əlini çıxartdıqda, hardasa onu görməz. Allah bir kəsə nur bəxş etməsə, onun nuru olmaz.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Or as darkness on a vast, abysmal sea. There covereth him a wave, above which is a wave, above which is a cloud. Layer upon layer of darkness. When he holdeth out his hand he scarce can see it. And he for whom Allah hath not appointed light, for him there is no light.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Or (the Unbelievers´ state) is like the depths of darkness in a vast deep ocean, overwhelmed with billow topped by billow, topped by (dark) clouds:(3013) depths of darkness, one(3014) above another: if a man stretches out his hands, he can hardly see it! for any to whom Allah giveth not light, there is no light!(3015)
3013 What a graphic picture of darkness is the depths of the Ocean, wave upon wave, and on top of all, dense dark clouds! There is so little light even in ordinary depths of the Ocean that fishes which live there lose their eyes as useless organs. For lines 4-5, I am indebted to Gardiner's Translation of Ghazari's Mishkat 3014 A contrast to "Light upon Light" in 24:35 above. 3015 The true source of Light in the world of Reality is Allah, and anyone who cuts himself off from the Light is in utter darkness indeed, for it is the negation of the only true Light, and not merely relative darkness, like that which we see, say, in the shadows of moonlight.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اَوْ
yahut
كَظُلُمَاتٍ
karanlıklar
gibidir
ف۪ي بَحْرٍ
denizde
لُجِّيٍّ
derin
يَغْشٰيهُ
onu örtüyor
مَوْجٌ
bir dalga
مِنْ فَوْقِه۪
üstünden
مَوْجٌ
bir dalga
مِنْ فَوْقِه۪
onun üstünden
سَحَابٌۜ
bir bulut
ظُلُمَاتٌ
karanlıklar ki
بَعْضُهَا
bazıları
فَوْقَ
üstün- dedir
بَعْضٍۜ
bazısının
اِذَٓا
o za- man ki
اَخْرَجَ
çıkardı
يَدَهُ
elini
لَمْ يَكَدْ
neredeyse olmadı
يَرٰيهَاۜ
onu görür
وَمَنْ
ve kim ki
لَمْ يَجْعَلِ
kılmamış
اللّٰهُ
Allah
لَهُ
ona
نُوراً
bir nûr
فَمَا لَهُ
artık onun için olmaz
مِنْ نُورٍ۟
hiçbir nûr
Yahut (o inkârcıların gönülleri) engin bir denizdeki (yoğun) karanlıklar gibidir (o öyle bir denizdir) ki onu dalga üstüne dalga kaplar, üstünden de onu (kapkara) bir bulut (örter). Birbiri üstüne (yığılmış) karanlıklar! (İnsan) Elini çıkarsa neredeyse onu dahi göremez (işte inkârcılar da kalplerindeki bu karanlık sebebiyle hakkı göremezler. Ayrıca Allah'ın kendinden bir nûr verdiği ve onu insanlara bir nûr kıldığı kâmil insanı görmez, duymaz ve işitmezler, böyle bir insanla beraber olup bu nûru kazanmak istemedikleri için Allah da onlara nûru nasip etmez). Allah, bir kimseye nûr vermemişse artık onun hiçbir nûru yoktur.
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
ظُلُمَات
İsim
ظ ل م
Karanlıklar
فِى
Bulunma hâl eki
فِى
İçinde, -de, -da
بَحْر
İsim
ب ح ر
Deniz
لُجِّىّ
Sıfat
ل ج ج
Derin su
غَشِيَ
Fiil-I
غ ش و
Kapladı, kuşattı, örttü, sardı, bürüdü
مَوْج
İsim
م و ج
Dalga
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
فَوْق
İsim
ف و ق
Üstünde, yukarıda
مَوْج
İsim
م و ج
Dalga
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
فَوْق
İsim
ف و ق
Üstünde, yukarıda
سَحَاب
İsim
س ح ب
Bulut
ظُلُمَات
İsim
ظ ل م
Karanlıklar
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
فَوْق
İsim
ف و ق
Üstünde, yukarıda
بَعْض
İsim
ب ع ض
Bazı, bir kısmı
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
اَخْرَجَ
Fiil-IV
خ ر ج
Çıkardı
يَد
İsim
ي د ي
El
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
كَادَ
Fiil-I
ك و د
(Bir şey yapmak üzere olmak ama onu yapmamak) Nerede ise, neredeyse
رَاَى
Fiil-I
ر ا ي
Gördü, anladı, bildi, düşündü
مَن
Şart edatı
مَن
Kim, kimdir, kimse
لَم
Olumsuzluk eki
لَم
-Me, -ma (olumsuzluk eki)
جَعَلَ
Fiil-I
ج ع ل
Kıldı, yaptı, verdi, var etti, yarattı, uğrattı
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
لَهُ
Zamir
لَهُ
Onun, ona
نُور
İsim
ن و ر
Nûr, aydınlık
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
لَهُ
Zamir
لَهُ
Onun, ona
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
نُور
İsim
ن و ر
Nûr, aydınlık