İffetli kadınları [zinayla] suçlayıp sonra da [bu suçlamayı doğrulayıcı yönde] dört şahit getiremeyen kimselere gelince, ⁶ böylelerine seksen değnek vurun; bundan böyle hiçbir zaman onların şahitliğini kabul etmeyin; çünkü bunlar gerçekten yoldan çıkmış kimselerdir! ⁷
6 Muhsanât, lafzî olarak, “[iffetsizliğe karşı] korunan, desteklenen kadınlar” demektir; yani evlilik ve/veya iman ve öz-saygısı yoluyla. Terim, bu anlamıyla, aksini gösteren kesin bir vaka olmadıkça, şer‘î/hukukî açıdan her kadının iffetli sayılması gerektiğini îma etmektedir. (Bu pasaj suçlayan kişinin suçlamayı kendi eşinden başka kadınlara yönelttiği hallerle ilgilidir; çünkü bu suçlamanın eşler arasında cereyan etmesi halinde -6-9. ayetlerde görüleceği gibi- şahitlik ilkesi de, meselenin hükmü de buradakinden farklıdır.7 Açıkça anlaşılacağı üzere, bu hüküm, bir erkeği yasak ilişkide bulunmakla suçlayan ve bu suçlamasını hukukî usuller içinde isbat edemeyen kadınlar için de geçerlidir. Bu gibi hallerde uygulanan cezanın böylesine şiddetli ya da ciddî olması ve diğer bütün ceza ve sulh davalarında İslam Hukuku’nun yeterli gördüğü iki şahit yerine dört şahidin gerekli görülmesi, iftirayı ve sorumsuzca yapılan suçlamaları önlemenin kaçınılmaz bir zaruret olmasından ötürüdür. Pek çok güvenilir Hadis rivayetinin de işaret ettiği gibi, bu tür davalarda bu dört şahidin olay konusundaki şehadetlerinin ikinci dereceden değil, doğrudan ve bizzat görgü şehadeti derecesinde olması gerekmektedir; bir başka deyişle, bu şahitler için yasak bir birleşmenin cereyan etmekte olduğuna ya da etmiş olduğuna delalet eden bir duruma şahit olmaları yeterli değildir; böyle bir cinsî birleşmeye bizzat tanık olmuş olmaları ve yargı makamını hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde tatmin etmeleri gerekmektedir. (Râzî, İslam Hukuku’nun en büyük temsilcilerinin görüşlerini böylece hulasa etmektedir.) Bu tür suçlamalarda şehadet ve delillendirmede aranan böylesine yüksek doğruluk ve güvenirlik derecesini sağlamak, imkansız olmasa da son derecede zor olduğuna göre, demek ki, yukarıdaki Kur’ânî hükmün asıl amacı yasak cinsî birleşme konusunda ikinci dereceden yapılan itham ve yakıştırmaların pratikte önünü almak -çünkü “insan zayıf yaratılmıştır” (4:28)- ve zinanın isbatını, bu çirkin ilişkiye katılan suçluların kendi ihtiyarlarıyla, din ve vicdan muhasebesiyle yapacakları samimî ikrar ve itirafa bağlı kılmaktır.