Allah, onlara yaptıklarına karşılık en güzel mükâfatı verecektir ve (üstelik) onların mükâfatlarını kendi lütfundan artırarak verecektir. Allah (hikmetine binaen) dilediğine hesapsız rızık verir.
Bkz. 6/160, 16/31, 25/16, 39/34“Allah (hikmetine binaen) dilediğine hesapsız rızık verir.” Bu konuda kimse Allah’a hesap soramaz ve Onu neden verdin diye de yargılayamaz. Rızık takdir etmek ve ne kadar takdir edeceğine karar vermek tamamen Allah’ın iradesindedir. O, rızkı verirken kimsenin eğitim durumuna, aklı melekesine, bilgisine, ahlakına, idrakine, imanına, mefkûresine, vefasına, kabiliyetine, karakterine, kapasitesine bakmaz. Bakmayın serveti olanların “buralara kolay gelmedik, bu serveti kolay edinmedik” demelerine. Kimsenin kendiliğinden bir yere geldiği ve bir şey edindiği yok. Her şey Allah’ın takdiri ve dilemesiyle olmaktadır. Elbette ki çalışmadan bir yerlere gelinmez ama sadece çalışmakla olsaydı hamallar milyoner olurdu. Yine sadece zekâ ile zenginlik olunsaydı bilim adamları, filozoflar milyarder olurdu. “Onlar bilmiyorlar mı ki, gerçekten Allah, dilediğine rızkı genişletip yayar ve (dilediğine) de kısar. Şüphesiz bunda, inanan bir toplum için gerçekten ibretler vardır.” (Zümer 39/52) İnanan bir toplum için bu işte ibret olması, Allah’ın takdirine imanın gereğidir. Bu konuda yorum yapamayız ve Allah’ı sorgulayamayız. Zira Allah’ın adil ve merhametli olduğuna inanırız. Demek “bizim bilemediğimiz ve mahiyetini kavrayamadığımız bir sebebi vardır” deriz ve çalışmaya devam eder, neticeyi Allah’a bırakırız.