Sizden evli olmayanlar ile erkek ve kadın hizmetçilerinizden (evliliğe) uygun durumda olanları (evlenme ve rüşd çağına girmiş olup da maddi imkânları yetersiz ve kimsesiz olanları) da evlendirin. (Evlenmeye niyeti olanlar) eğer fakir (yoksul ve maddi yardıma muhtaç) iseler, (bu sizi kaygılandırmasın,) Allah onları kendi lütfundan (kendileri için İslam toplumuna ve devletine farz kıldığı maddi ve manevi her türlü yardımlarla veya zekât ve sosyal güvenlik sistemi gibi kurumlarla onları) varlıklı yapar. Ve Allah, (lütfu) geniş olan, (her şeyi) bilendir. *
(*) Bundan önceki âyetler aileyi korumak için iffetin korunması gerektiğini ortaya koymuş, bunun için alınması gereken tedbirleri açıklamıştı. Bu tedbirlerden biri de evlenme çağına gelmiş veya evlendikten sonra dul kalmış insanları evlendirmektir. Tefsirciler“evlendirin” emrinin muhatabı olarak velileri almış ve buradan hareketle velinin evlendirme hakkı ve ödevi üzerinde durmuşlardır. Oysa burada muhatap yalnızca veliler değildir; yakından uzağa bütün ilgililerdir, toplumdur, devlettir. Burada ‘’Erkek ve kadın hizmetçilerinizden (evliliğe) uygun durumda olanları da evlendirin. (Evlenmeye niyeti olanlar) eğer yoksul iseler, (bu sizi kaygılandırmasın,) Allah onları Kendi lütfundan varlıklı yapar’’ şeklindeki ayetin hükmü gereği yoksul olduklarından dolayı düşük ücretle çalışmak zorunda kalan hizmetçilerden/ düşük ücretle çalışan işçilerden evlenmek istediklerinde onları evlendirip mutlu ve huzurlu bir yuvaya kavuşturma görev ve sorumluluğu topluma, yani devlete düşmektedir. Bu nedenle evlenmek isteyip de evlenemeyenlere devlet ve toplum her türlü destek ve yardımı sağlamak zorundadır. (((… Evlenmenin engellerinden biri de yoksulluktur. İnsanlar yoksul olan kimseye kız vermek istemezler, yoksullar evlenme giderlerini karşılayamazlar. Bu yüzden bunalımlar, ahlâkî sapmalar, sosyal problemler ortaya çıkabilir. İslâm toplumunda bir insanın ortalama refahtan yararlanması esastır; bunu kendi emeği ile gerçekleştiremiyorsa toplum/devlet/yardımda bulunacaktır. Bu sebeple âyette Allah Teâlâ kullarına şu gerçekleri hatırlatıp yoksullara yardım etmeye teşvik etmektedir: Yoksulluk gelip geçici olabilir, bugün yoksul olanlar Allah’ın lutfu ve kendilerinin de gayretiyle yarın ihtiyaçlarını karşılar duruma gelebilirler. Ayrıca servet sahipleri, evlilik çağı geldiği halde yoksulluk yüzünden evlenemeyen kimselere yardım ödevlerini yerine getirirlerse yoksulluk bir engel olmaktan çıkar…Kaynak : ( Kur’an Yolu Tefsiri C: 4 S: 76))) Ayrıca Arapçada köle için ((عبد ve cariye için (أمة) ifadesi kullanıldığı gibi, hizmetçiler için de bu ifadeler kullanılmaktadır. Kur’an’ın mesajı da evrensel olduğundan burada geçen (عبد - أمة) için hizmetçi demek daha isabetli olur. Çünkü bu ifade her ikisini de kapsamaktadır. İşte lugatlarda ((أمة ’’emet’’hizmetçi kadın, (عبد) ’’abd’’ hizmetçi erkek, hizmetçi oğlan’ anlamına da gelir. Bkz: ( (المعجم: الغني= معجم Bu nedenle ayetin meali de bu şekilde uygun görülmüştür. Çünkü Kur’an’ın mesajları evrenseldir, o sadece kölelerin mevcut bulunduğu topluma değil, bütün çağlara ve insanlara hitap etmektedir. [الأَمَةُ : الخادمة - إنسانٌ ، حرًّا كان أو رقيقًا :- أنا عبدٌ لله { فَبَشِّرْ عِبَاد وَلَدٌ عَابِدٌ : خَادِم (المعجم: الغني)ٌ : الخادمة - إنسانٌ ، حرًّا كان أو رقيقًا :- أنا عبدٌ لله فال رسول الله ويقول صلى الله عليه وسلم: ”... ولا يقل أحدكم: عبدي أمتي، وليقل: فتاي وفتاتي وغلامي، لأن العبيد عبيد اللّه والإماء إماءُ اللّه؟”[63] توجيه النبي صلى الله عليه وسلم إلى استعمال “فتاتي وفتياتي وغلامي” على أنها كلمات تطلق على الأحرار كما تطلق على الأسرى والجواري.أنظر: صحيح البخاري (وَأَنكِحُوا الْأَيَامَى مِنكُمْ ) والمعنى : زوّجوا أيّها المسلمون مَن لا زوج له من أحرار رجالكم ونسائكم (وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ ) أي وزوّجوا الصالحين من عبيدكم يعني الخدم (وَإِمَائِكُمْ) مُفردها أمَة وهي الخادمة (حقائق التأويل في الوحي والتنزيل)