Evlenmeye imkan bulamayanlar, ⁴⁴ Allah kendilerine lütfuyla bu imkanı verinceye kadar iffetli davransınlar. Yasal olarak sahip bulunduğunuz kimselerden ⁴⁵ azatlık sözleşmesi yap-mak isteyen olursa, kendilerinde iyi niyet görüyorsanız bu sözleşmeyi onlar için yazın; ⁴⁶ ve Allah’ın size bahşettiği kendi zenginliğinden onlara [paylarını] verin. ⁴⁷ Ve eğer evlenerek iffetlerini korumak istiyorlarsa, ⁴⁸ sakın, dünya hayatının geçici hazları peşine düşerek ⁴⁹, [hürriyeti sizin elinizde bulunan] cariyelerinizi fuhşa zorlamayın; kim onları buna zorlarsa, bilsin ki, maruz kaldıkları bu zorlanmadan ötürü, Allah (onları) acıyıp esirgeyecek ve bağışlayacaktır!
44 Yani, yoksulluk yüzünden, yahut uygun eş bulamamak ya da başka kişisel sebeplerden ötürü.45 Lafzen, “sağ ellerinizin malik olduğu kimselerden”, yani erkek ya da kadın kölelerden.46 Kitâb ismi, bu anlam örgüsü içinde kitâbet ya da mükâtebe (lafzen, “yazışmak, karşılıklı sözleşme kaleme almak”) terimleriyle eş anlamlı hukukî bir terim olup, köle ile efendisi arasında yapılan, kölenin hürriyetine karşılık olarak adil ölçülere göre belirlenmiş, taksitle de ödenebilen belli bir miktar paranın ödenmesini ya da belli bir hizmetin yahut hizmetlerin yerine getirilmesini öngören yazılı anlaşma anlamındadır. Böyle bir sözleşmenin gereğini yerine getirebilmesi için kölenin ya yasal ve kazançlı bir işte çalışması ya da gerekli parayı başka yasal yollarla (örn. üçüncü şahıslardan borç ya da hibe/ihsan yoluyla) elde etmesi sağlanır yahut en azından buna izin verilir. Kâtibûhum (lafzen, “onlar için yazın”) fiilinin emir kipinde olduğu gözönünde bulundurulursa, tek şart olarak -gerekirse tarafsız hakim ya da hakimlerce karara bağlanmak üzere- kölenin iyi niyetli, iyi karakterli ve sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmeye ehliyetli olduğu sabit olduğu takdirde, köle sahibinin böyle bir sözleşme talebini geri çevirmeye salahiyeti yoktur. Sözleşme talebinin köle sahibi tarafından hukuken reddedilemez oluşu ve açık hukukî direktiflerin bu talebi destekleyecek yönde vaz‘edilmiş olması açıkça göstermektedir ki, İslam Hukuku başlangıcından beri, toplumsal kurum olarak köleliğin ilgasını amaçlamıştır; ve modern zamanlarda köleliğin yasaklanmış olması bu amaca erişmek için yapılması gerekenlerin son halkasından başka bir şey değildir. (Ayrıca bkz. bundan sonraki not; keza 2:177 hk. 146. not.)47 Otoritelere göre, bu ifade (a) köle sahibinin, köleyi gerekli miktarda parayı elde edebilmesi yönünde göstereceği çabalarda desteklemek, yani onun emeğine daha cömertçe değer biçmek ya da tazminat kabilinden toplu bir ödemede bulunmak şeklindeki yükümlülüğünü; (b) cemaat yahut devlet hazinesinin (beytü’l-mâl), 9:60’da vaz‘edilen ve zekatın kullanılma alanlarından birinin de insanları kölelik zincirinden (fi’r-rikâb, 2. sure, 146. notta açıklanan bir ifade) kurtarma işi olduğunu belirten Kur’ânî ilke uyarınca, kölelerin azad edilmesi işini finanse etme yükümlülüğünü dile getirmektedir. Bunun içindir ki, Zemahşerî yukarıdaki ifadenin sadece köle sahibi kişilere değil, bütün bir cemaate hitab ettiği görüşündedir. “Allah’ın malı/zenginliği” ifadesi, “Allah’ın, karşılığında cenneti vaad ederek müminlerden canlarını, mallarını satın aldığı” yolundaki (9:111) Kur’ânî ifadeyle ilgili bir îma taşımaktadır ki bunun anlamı, insanın sahip olduğu her şeyin gerçekte Allah’a ait olduğu ama insana bunlar üzerinde sadece kullanma ya da yararlanma hakkının verildiğidir.48 Lafzen, “iffetsizliğe karşı korunmak istiyorlarsa”, yani evlenme yoluyla (karş. 4:24’de kullanıldığı anlamıyla muhsanât ifadesi). Klasik müfessirlerin çoğu feteyât (“genç kızlar/ergen kızlar”) teriminin burada “köle kızlar” anlamında kullanıldığını söylemişlerdir ki, yukarıdaki anlam örgüsü bu görüşü tamamen desteklemektedir. Buna göre, yukarıdaki ayet kölelerle evlilik dışı cinsel birleşmeyi “fuhuş” (biğâ’) olarak nitelendirerek, yasak olduğunu tekrarlamaktadır.49 Lafzen, “dünya hayatının geçici hazlarına erişmeyi isteyerek”.