close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Nûr Sûresi 11. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
İnne-lleżîne câû bil-ifki ‘usbetun minkum(c) lâ tahsebûhu şerran lekum(s) bel huve ḣayrun lekum(c) likulli-mri-in minhum mâ-ktesebe mine-l-iśm(i)(c) velleżî tevellâ kibrahu minhum lehu ‘ażâbun ‘azîm(un)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
O uydurma haberi size getiren sizden bir taifedir; onu şer sanmayın kendinize, hatta o, hayırdır size. Onlardan herbirinin kazandığı günah, kendisine aittir, içlerinden, suçun en büyüğünü yüklenene gelince: Onundur en büyük azap.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Hz. Peygamberin eşine -Hz. Aiyşe’ye- yönelik) Gerçekten, uydurulmuş bir yalanla ve ağır (zina iftirasıyla yanınıza) gelenler, kendi içinizden (zahiren sizinle birlikte hareket eden) bir ekiptir; (ama) siz onu (iftira olayını) kendiniz için (kötü) bir şer saymayın, aksine o (sonuçları itibariyle) sizin için bir hayırdır. (Çünkü bu tavırları, münafıkların tanınmasına ve ayrışmasına vesile olacaktır.) Onlardan her bir kişi kazandığı günahın cezasını çekecektir. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenen (o çirkin yalanı uyduruveren) ise daha ağır bir azabı hak etmiştir.
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Doğrusu peygamberin hanımına iftira edenler, içinizden aralarında işbirliği olan bir gurupdur. Ey mü'minler! Bu olayı, kendiniz için şer sanmayın, belki bu sizin için bir hayırdır. İftira edenlere gelince, onların her biri işledikleri günahın vebalini çeker. İftira işinde başı çekenlere gelince, o da büyük bir azaba uğrayacaktır.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Peygamberin eşine, bu ağır iftirayı atanlar, iffetsizlik suçlamasında bulunanlar, şüphesiz sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için kötü bir olay sanmayın. Aksine o sizin için hayırlı bir olaydır. Onlardan her bir kişiye, hür iradeleriyle bilerek işledikleri suçun-günahın karşılığı olan ceza uygulanacaktır. Onlardan elebaşılık yapıp, bu günahın, vebalin büyümesine yol açan kimse için de çok büyük bir azap vardır.
Ahmet Varol
swap_vert close
O düzmece haberi (iftirayı) getirenler içinizden bir gruptur. Siz onu kendiniz için kötü sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her birine kazandığı günah(ın cezası) vardır. Onlardan (suçun) büyüğünü üstlenene ise büyük bir ceza vardır.
11-18.Buhari, Müslim ve daha başkaları Hz. Aişe (r.a.)`nin şöyle söylediğini rivayet etmişlerdir: "Resulullah (a.s.) bir sefere çıkacak olduğunda hanımları arasında kur`a çekerdi, hangisine çıkarsa onu yanına alırdı. Gazvelerinden birinde yine kur`a çekti. Bana çıktı. (Rivayetlerde bildirildiğine göre bu Benu Mustalik gazvesidir). Böylece ben (Resulullah (a.s.) ile birlikte) yola çıktım. Bu olay örtünme emrinin inmesinden sonraydı. Ben hevdecimin (devenin üstüne konan kapalı bir oturak) içinde taşınır ve (konaklama yerinde) onunla indirilirdim. Yolculuğum böyle sürdü. Resulullah (a.s.) gazvesini tamamlayıp geri döndüğünde Medine`ye yaklaştığımız sırada (konaklamadan sonra) bir gece yola çıkılacağını duyurdu. Ben ihtiyacım için ordudan uzak bir yere yürüdüm. İhtiyacımı görünce geri kervanın yanına geldim. Bu sırada göğsümü yokladım. Bir de baktım ki gerdanlığım düşmüş. Hemen dönüp gerdanlığımı aradım. Ancak onu aramak beni alıkoydu. Bu sırada benim yol işimle ilgilenenler gelip beni içinde sanarak binmekte olduğum hevdecimi deveme yüklemişler. O zaman kadınlar hafif olurlardı, öyle yağ tutmazlardı ve kendilerini et bürümezdi. Az yemek yerlerdi. Dolayısıyla hevdeci yükleyenler ağırlığına dikkat etmeyip kaldırmış ve devenin üstüne koymuşlar. Sonra da deveyi sürüp gitmişler. Bense ordu gittikten sonra gerdanlığımı buldum. Sonra onların konak yerlerine geldim. Baktım ne bir ses veren ne de çağrıya cevap veren vardı. Ben eski konak yerimde oturdum. Onların beni bulamayıp, geri dönerek arayacaklarını düşündüm. Konağımda otururken gözlerime uyku çöktü ve uyudum. Safvan bin el-Mu`attal da ordunun arkasından giderek kalanları topluyordu. O havanın hafif karardığı sırada gelmiş ve benim konakladığım yerin yanında sabahlamış. Bu sırada uyuyan bir insan karartısı görmüş. Beni görünce de tanımış. O, örtünmekle emrolunmadan önce beni görürdü. Onun istircasıyla ("innâ li`llahi ve innâ ileyhi raci`un" demesiyle) uyandım. Hemen yüzümü cilbabımla örttüm. Vallahi bana tek bir söz söylemiş değildir ve bineğini çökertmesi esnasındaki istircası dışında ondan bir söz işitmedim. O devenin ön ayağına bastı, ben de deveye bindim. Böylece bineğimi yularından tutarak götürdü ve ordunun öğle sıcağında bir yere konakladığı sırada orduya yetiştik. Bunun ardından benim hakkımda helake giden gitti. En büyük yükü yüklenen de Abdullah bin Ubeyy bin Selul`du. Sonra Medine`ye geldik. Geldiğimizde ben bir ay hasta oldum. İnsanlar iftira uyduranların dedikodularına dalıyorlardı bense bu konuda bir şeyden haberdar değildim. Ben biraz toparlandıktan sonra Ummu Mıstah ile el-Menası` tarafına doğru gittik. Burası bizim ihtiyacımızı giderdiğimiz yerdi. Ummu Mıstah`la dış elbisesini (cilbabını) giyinmiş olduğu bir halde karşılaştım. "Perişan olsun Mistah!" dedi. Ben: "Ne kötü söz söylüyorsun! Bedir`de bulunmuş birine sövüyor musun?" dedim. "Ah zavallı! Sen onun ne dediğini duymadın mı?" dedi. Ben: "Ne dedi?" diye sordum. Bunun üzerine iftira uyduranların söylediklerini bana bildirdi. Bu kez benim hastalığım daha da arttı."Hadisin devamında Hz. Aişe (r.a.), Resulullah (a.s.)`tan izin alarak anne babasının yanına gittiğini, onlardan işin ayrıntılarını sorduğunu, bunları öğrenince sabaha kadar ağladığını, sonra Resulullah (a.s.)`ın Ali bin Ebi Tâlib (r.a.) ile Usâme bin Zeyd (r.a.)`i yanına çağırarak ailesi hakkında ne yapmasının uygun olacağı konusunda onlarla görüş alışverişinde bulunduğunu bildirmiştir. Bu olaylardan sonra Resulullah (a.s.), Hz. Aişe (r.a.)`nin yanına giderek: "Ey Aişe! Senin hakkında bana şöyle şöyle haberler ulaştı. Eğer bir suçun yoksa Allah seni temize çıkarır. Eğer bir hata işlediysen Allah`a tevbe et ve O`ndan mağfiret dile. Şüphesiz kul günâhını i`tiraf eder ve tevbe ederse Allah da tevbesini kabul eder" diye buyurmuştur. Hz. Aişe (r.a.) de kendisinin bir suçunun olmadığını, suçsuzluğunu Allah`ın bildiğini söylemiş, bundan sonra aradan çok vakit geçmeden Yüce Allah, Resulullah (a.s.)`a Hz. Aişe (r.a.)`nin suçsuzluğunu ortaya koyan ayeti kerimelerini yani burada ele aldığımız ayeti kerimeleri indirmiştir.İfk (iftira) olayı diye bilinen bu olay İslâm tarihi kitaplarında etraflı bir şekilde ele alınmıştır. Biz de konunun önemi dolayısıyla olayı biraz uzun bir şekilde ele aldık. Bu olayı en çok istismar edenler münâfıklar olmuştur. Onların başını çeken Abdullah bin Ubey de olayla ilgili haberlerin her tarafa yayılması için elinden geleni yapmıştır. 11. ayeti kerimede: "Onlardan (suçun) büyüğünü üstlenene ise büyük bir ceza vardır" denirken kastedilen de Abdullah bin Ubeyy bin Selul`dür.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Doğrusu, uydurulmuş bir yalanla gelenler, sizin içinizden birlikte davranan bir topluluktur; siz onu kendiniz için bir şer saymayın, aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişiye kazandığı günahtan (bir ceza) vardır. Onlardan (iftiranın) büyüğünü yüklenene ise büyük bir azab vardır.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
(Hz. Aişe hakkında) o iftira haberini getirenler, içinizden (münafık olan) bir zümredir. O iftirayı, Allah katında sizin için bir kötülük sanmayın. Bilâkis o, (sevab bakımından ahirette) hakkınızda bir hayırdır. (Bu hitab, iftira hadisesinden üzülen müminleredir). O iftiracılardan her kişiye, kazandığı günah kadar ceza vardır. Onlardan günahın büyüğünü yüklenen (Abdullah İbni Ubeyy) için büyük bir azab vardır.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
O iftirayı ortaya atanlar, sizin içinizden bir grupturlar. Siz böyle hadiseleri kendiniz için kötülük sanmayınız. Aksine o sizin için hayırdır. O iftira edenlerden her biri kazandığı günahın cezasını çekecektir. Onlardan iftiranın en büyüğünü üstlenene ise büyük bir azap vardır.(*)
(*) O (Abdullah b. Übeyy) hem iftiracı idi hem de münafık.  
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
O iftirayı atanlar şüphesiz içinizden bir gruptur. Bu olayın, hakkınızda bir kötülük olduğunu sanmayınız. Tam aksine sizin için daha hayırlı olmuştur. Onlardan her biri işlediği suçun cezasını çekecektir. İçlerinden önderlik yapıp suçun büyüğünü yüklenen kişiye ise, büyük bir azap vardır.[364]
[364] İfk hadisesi/Hz. Ayşe’ye atılan iftiranın yersizliği hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIII, 343-355.  
Besim Atalay
swap_vert close
Size yalanla, iftirayla gelenler, sizden birtakımıdır, onu kötü sanmayın, sizler için hayır olabilir bu, her kişinin kazandığı günahı kendisinindir, onlardan en büyük günah yapana ulu azap var
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
(Resul'ün eşi Ayşe'yi) iffetsizlikle suçlayanlar (ona iftira atanlar) içinizden bir gruptur. Siz (ey bu iftiranın mağdurları)! Bunu kendiniz için kötü bir şey sanmayın! Tersine (iftiraya uğramanız) belki sizin için hayırdır! (İftiracılara gelince,) onların her biri (böyle yaparak) işledikleri günahın yükünü taşıyacaklardır ve onlardan bu (günahın) işlenmesinde başı çekeni vahim bir azap beklemektedir!
“Beni Mustalik Gazvesi” nden İslam ordusu ile birlikte dönen Hz. Ayşe, ordunun konakladığı sırada ihtiyaçtan dolayı konaklama yerinden uzaklaşmış ve dönerken de gerdanlığını kaybetmişti. Gerdanlığını ararken ordu hareket etmiş, Hz. Ayşe’nin devesini süren, onun devenin üzerindeki kapalı yerde olduğunu sanarak yola devam etmişti. Artçı olarak ordunun arkasında görevli bulunan Safvan Hz. Ayşe’yi devesine bindirerek orduya yetiştirmişti. Bu durumu gören başta Abdullah İbni Ubeyy olmak üzere bazı münafıklar Hz. Ayşe hakkında hoş olmayan dedikodular çıkarmıştı ve bu asılsız konuşmalar bir aya yakın bir zaman devam etmişti. Gönderilen bu ayetle hem atılan iftiranın asılsız olduğu ortaya konmuş, hem de bu olaya çok fazla üzülen Hz. Muhammed teselli edilmiştir.  
Cemil Said
swap_vert close
Bu yalanı işâ’a idenler sizden bir cemâ’atdir [1] Fakat bunı sizin içün bir şer zan itmeyiniz bil’akis hayırdır, bu husûsda mübâlağalı kelâm söyleyenler ise ’azîm ’azâb çekeceklerdir.
[1] Hazret-i ’Âyşe’ye iftirâ idenler  
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
(Peygamber'in eşi hakkında) o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur. O kimselerden her birine kazandığı günah karşılığı ceza vardır; içlerinden elebaşılık yapana ise büyük azap vardır.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.[385]
Bu âyet ile sonraki dokuz âyette, İslâm tarihinde “ifk (iftira) olayı” diye bilinen olay konu edilmektedir. Hz. Peygamber, Benî Mustalik Gazvesi’nden dönerken beraberinde bulunan Hz. Âişe tabii ihtiyacını gidermek için uzaklaşmıştı. Bu arada, düşürdüğü gerdanlığını ararken birlik bulunduğu yerden ayrılmış, kendisi geride kalmıştı. Birliğin artçılarından Safvân b. es-Sülemi, Hz. Âişe’yi kendi devesine bindirip hayvanı yederek Medine’ye getirdi. Aralarında münafıkların reisi Abdullah b. Übey ile bazı mü’minlerin de bulunduğu bir grup bu olaya dayanarak, Hz. Âişe ile Safvân arasında ilişki bulunduğu iftirasını ortaya attılar. Bunun üzerine, Hz. Âişe’nin masum olduğunu açıklayan bu âyetler indi.  
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
O iftirayı atanlar içinizden bir gruptur. Bunun sizin için kötü olduğunu sanmayın, aksine bu hakkınızda hayırlıdır. Onların her biri işlediği günahı yüklenecektir. İçlerinden günahın büyüğünü üstlenen için ise büyük bir azap vardır.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
(Peygamber'in eşine) bu ağır iftirayı uyduranlar şüphesiz sizin içinizden bir guruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.  
 Bu ve bundan sonraki 9 âyetin inzâline sebep teşkil eden ve «ifk (iftira) hadisesi» diye bilinen olay kısaca şöyledir: Hz. Peygamber’in bir askerî seferine Hz. Âişe de katılmıştı. Dönüşte bir ara Hz. Âişe ihtiyacını gidermek için çekildiği bir köşede gerdanlığını düşürmüş, sonra bunun farkına vararak aramaya gitmişti. Bu arada, birlik Hz. Aişe’yi devesinin üstündeki hevdec adı verilen kapalı, yuvarlak ve üstü kubbeli kafesi içinde sanarak konaklama yerinden ayrıldığı için Hz. Âişe orada kaldı. Orduyu geriden takip etmekle görevli bir zat, Hz. Âişe’yi alarak birliğe yetiştirdi. İçlerinde münafıkların önde gelenlerinden Abdullah b. Ubeyy’in de bulunduğu birkaç kişi, bu hadiseye dayanarak Hz. Âişe ile onu birliğe yetiştiren kişi arasında ilişki cereyan ettiği iftirasını uydurdular. Bu iftira Hz. Peygamber’i oldukça üzmüştü. Bu sırada zaten rahatsız olan Hz. Âişe, hakkında böyle bir iftira uydurulduğunu bir müddet sonra öğrenmiş ve büyük bir ızdıraba boğulmuş; artık, kendisi gibi kederli olan ailesine, babası Hz. Ebubekir (r.a.)’in evine gitmeyi tercih etmişti. Bu arada Hz. Peygamber (s.a.) zaman zaman Hz. Ebubekir’in evine giderek, onlardan Hz. Âişe’nin sıhhatini, hal ve hatırını sorardı. İşte yine böyle bir ziyaret sırasında ve iftira olayının vukuundan takriben bir ay sonra Âişe validemizin masumiyetini ifade eden bu âyetler inzâl buyuruldu.  
Edip Yüksel
swap_vert close
O iftirayı, sizden bir çete uydurdu. Onun sizin için kötü olduğunu sanmayın; aksine sizin için iyi (bir ders) dir. Bu arada, onlardan her biri günahı paylaşmıştır. Elebaşılık yapanları da büyük bir cezayı haketmiştir.
Kuran, söylentilerle kendisi hakkında suçlama yapılan kişinin kimliğini açıklamayarak olayın evrensel yönünü korumak istiyor. Bak 111:1.  
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Haberiniz olsun ki (Muhammed'in eşine) bu ağır ifki (iftirayı) uyduranlar sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük saymayın; aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan herbir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. (Elebaşlılık yapan, bu yüzden de) bu günahın büyüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Haberiniz olsun ki ifk ile gelenler içinizden bir takımdır; onu hakkınızda bir şer sanmayın, belki o, hakkınızda bir hayırdır, onlardan her kişiye o vebalden kazandığı, büyüğüne tesaddî eden, ona da büyük bir azâb vardır
Emrah Demiryent
swap_vert close
(Peygamber’in zevcesine, kasıtlı bir şekilde) o ağır iftirayı (zina iftirasını) atanlar, şüphesiz sizin içinizden (sizden biri gibi görünen, munâfıkların başı Abdullah b. Ubey ve ona yandaşlık yapan munâfıklar ile ustalıkla söylenen bu iftirayı, gerçek sanarak inanan birkaç mü’minin oluşturduğu) bir gruptur. Siz (ey bu iftiranın mağdurları)! Onu (yapılan iftirayı) kendiniz için bir şer sanmayın. Bilakis, o, (âhirette sevaba vesile olması hasebiyle) sizin için bir hayırdır. (İftiracılara gelince,) onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İçlerinden (kasıtlı bir şekilde Peygamber’in zevcesine zina iftirası atarak) o günahın büyüğünü üstlenen (yaptığı inkâra ve günahlara tövbe etmeyen, munâfık Abdullah b. Ubey) için ise (âhirette) çok büyük bir azap vardır.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Bu ifk'i¹ edenler içinizden birileridir. Sizin için bunun bir şer olduğunu sanmayın. Aksine bu sizin için bir hayırdır. Onlardan her birine günahtan bir pay vardır. İçlerinden önderlik yapıp bunu organize eden kimse için de çok büyük bir azap vardır.
1- İftira.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
O uydurma haberi (iftirayı) getirenler içinizden (mahdud) bir zümredir. Onu (o yalanı) sizin için bir şey sanmayın. Bil'akis o, sizin için bir hayırdır. Onlardan herkese kazandığı günah (nisbetinde ceza) vardır. Onlardan (günâh) ın büyüğünü der'uhde (ve irtikâb) eden o adam (yok mu? işte) en büyük azâb onundur.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Şübhesiz ki o iftirâyı getirenler, içinizden bir topluluktur. Onu (o iftirâyı),kendiniz için bir şer sanmayın! Bil'akis o, sizin için (hakkınızda inen âyetlere ve bir çoksevâba vesîle olmakla) bir hayırdır. Onlardan (o iftirâyı çıkaranlardan) her bir kişiye (ise, âhirette cezâsını görmek üzere) o işlediği günah vardır. Onlardan, (elebaşılık yaparak, bu günahın) büyüğünü yüklenen kimseye ise, (pek) büyük bir azab vardır.(1)
(1)Burada geçen iftirâ, Abdullah İbn-i Übey ismindeki yahudi asıllı bir münâfığın, mü’minlerin annesi Hz. Âişe-i Sıddîka vâlidemiz (ra) hakkında ortaya attığı iftirâdır ki, târihe “İfk Hâdisesi” olarak geçmiştir. Cenâb-ı Hakk bu âyetlerle, o iftirâyı reddetmiştir. (Nesefî, c. 3, 200)  
İhsan Aktaş
swap_vert close
İftirayı atanlar şüphesiz içinizden bir gruptur. Bu olayın, hakkınızda bir kötülük olduğunu sanmayınız. Ama aksine sizin için daha hayırlı olmuştur. Onlardan her biri işlediği suçun cezasını çekecektir. Onlardan (elebaşılık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de büyük bir azap vardır. *
(*) Hem Hz. Peygamber’in aile hayatını ve yakınlarıyla ilişkilerini daha iyi anlayıp kavramamızı sağlamak hem de aile hayatına, iffet ve namusa değer veren topluluklarda çokça rastlanan iftira olayı karşısında müminlerin nasıl bir tavır ve yaklaşım içinde olmaları gerektiği konusunda yol göstermek için indirilmiş olan bu âyetler, Hz. Âişe’nin de katıldığı bir yolculuk olayına ve bazı münafıkların bunu fırsat bilerek onun hakkında uydurdukları bir düzmeceye atıfta bulunmaktadır... Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 58-61)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Elbette ki iftira olayını getiren sizden bir guruptur. Bu iftiranın sizin için şer olduğunu zannetmeyin. Tam aksine sizin için hayırdır. Bu iftirayı yapanlardan her birisi için kazandıkları günahın karşılığı vardır. Ayrıca onların içinden bu büyük günaha katılan (yönelen) kimse içinde büyük bir azap var.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
İşte o yalan uyduranlar içinizden bir takımlarıdır. Bu yalanın size bir zararı olacağını sanmayın. Belki de sizin için iyilik getirir. Onlardan herbiri kazandığı günaha göre cezasını çekecektir. Onlardan günahın büyüğünü yüklenen kimse için de büyük bir azap vardır.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Ayşe hakkında iftirada bulunanlar içinizden bir cemaattir. Siz bu iftirayı hakkınızda kötü bir şey sanmayın, belki o, hakkınızda hayırlıdır [¹]. Herkesin kazandığı günahı kendisi çeker. İçlerinden sözün büyüğünü üzerine alan için büyük bir azap vardır.
[1] Yani Allah mükâfatını veriyor.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
O iftirayı atanlar içinizden bağnaz bir güruhtur [usbetun].⁵ Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayınız. Bilakis o sizin için bir hayırdır. Onlardan her bir kişinin kazandığı günahın karşılığı vardır. İçlerinden (elebaşılık ederek) günahın büyüğünü üstlenen için çok büyük bir azap vardır.⁶
5 “Usbetun” bağnaz ve fanatik bir gruba denir. Birbirine destek veren bir güruhdur. Bugünkü anlamıyla “örgüt” denebilir. Elebaşısı ve ekibi olan bir güruhtur. Bu ayette kastedilen elebaşı münafık Abdullah bin Ubey’dir. 6 Kaynaklarda geçen olay özetle şöyledir: Hz. Peygamber Benû Mustalik Gazvesi’ne eşi Hz. Ayşe’yi de götürmüştü. Dönüşte ordu bir yerde konakladı ve bu arada Hz. Ayşe, gittiği tuvalette gerdanlığını düşürdü. Sonra fark edince tekrar geri dönüp onu aramaya başladı. Hz. Ayşe, devenin üzerinde “hevdec” denilen kapalı çadır gibi bir yerde oturduğundan, devesini süren kişi onu hevdecinin içinde sanıp orduyla birlikte hareket etti. Hz. Ayşe, konaklama yerine döndüğünde ordu çoktan gitmişti. Beklemeye başladı. Geriden artçı olarak gelen sahabeden Safvan bin es-Sulemî, hemen devesinden inip, Hz. Ayşe’yi bindirdi ve kendisi de yaya olarak ordugâha yetiştirdi. Münafıklar bunu dedikodu konusu yaptılar. Sonradan bunu duyan Hz. Ayşe, hastalandı ve babasının evine gitti. Aradan bir ay geçince, Hz. Peygamber, Hz. Ebu Bekir’in evine giderek: “Ey Ayşe! Senden bana bir söz yetişti. Şimdi eğer sen suçsuzsan, muhakkak ki Allah suçsuzluğunu ortaya çıkarır. Eğer suçluysan hemen tevbe ve istiğfar et” dedi. Hz. Ayşe de: “Suçsuz olduğumu Allah biliyor, ama siz başka sözlere inanıyorsunuz. Ne diyeyim? Allah bana sabır versin” dedi. Hz. Peygamber yerinden kalkmadan onun masumluğunu bildiren bu ayetler indi. İslam tarihinde “İfk Olayı” denen hadise budur. İslam düşmanları tarih boyunca bu olayı dillerine dolamışlar ve İslam’a saldırmışlardır. Bu saldırılar hâlâ devam etmektedir.  
Kadri Çelik
swap_vert close
(Peygamber'in eşine) Bu ağır iftirayı uyduranlar, şüphesiz sizin içinizden bir guruptur. Bunu (iftirayı) kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o, sizin için bir hayırdır (imanı nifaktan ayıran bir imtihandır). Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı ceza) vardır. Onlardan (elebaşlık yapıp) bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için de çok büyük bir azap vardır.
Mahmut Kısa
swap_vert close
O iftirayı ortaya atanlar, sizin içinizdeki münâfıklardan oluşan örgütlü bir çetedir. Fakat ey inananlar; bunu kendiniz için kötülük sanmayın; aksine, bu sizin için hayırlıdır. Çünkü öncelikle, aranıza sızan münâfıkların maskesi bu olay sayesinde düştü. Ayrıca, Hz. Aişe’nin masumiyeti de ilâhî vahiyle belgelenmiş oldu. Korkmayın, size karşı atılan her iftira, sizin daha da güçlenmenizi ve Allah katında derecenizin yükselmesini sağlayacaktır. Masum insanlara alçakça iftira atan o münâfıklara gelince; onların her biri, kazandığı günahın cezasını çekecektir; hele iftirada öncülük ederek bu işin başını çeken Abdullah b. Übeyy adındaki münâfıkların reisi yok mu, işte onun hakkı cehennemde ebediyen mahkûm edileceği büyük bir azaptır!
Mahmut Özdemir
swap_vert close
O İftira’yı atmış olanlar, içinizden bir takımdır. Bunu sizin için şerr saymayın! Belki o sizin için hayırdır. Onlardan her bir kişinin Günah’tan kazandıkları kendisine aittir. Onun büyüğünü tezgâhlamış olana gelince; ona da çok büyük bir azap vardır.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Sizin içinizdeki iftiracıların sayısı bellidir. Onları, kendiniz için hemen şerre yormayın, bilakis onlar sizin için bir artıdır. Her birinin, işlediği kadar bir günah yükü vardır. Günahın büyüğünü işleyenin, cezası da büyüktür.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Müminler hakkında zina gibi ağır iftirayı uyduranlar, içinizde yaşayan hakkı hukuku tanımayan bir güruhtur. Bu iftirayı kendiniz için kötü bir şey sanmayın! Aksine yapılan iftira sizin için hayırdır. İftiralar neticesinde hem iftira edilen kişiler aklanır, hem iftira edenler şiddetle cezalandırılarak toplumsal yapı korunur. Onun için iftiraları duyduğunuzda hemen umutsuzluğa kapılmayın! Rabbiniz sizi her açıdan sınamaya tabi tutar. Bir iftira karşısında olaylara bodoslama dalıp haksızlık mı yapacaksınız, yoksa Rabbinizin hükümlerini uygulayarak adaleti mi sağlayacaksınız? Sınavdan yüzünün akıyla çıkmanız sizin yüz aklığınızdır. İftira edenlerden her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. İftira ederken elebaşılık eden böylece günahın büyüğünü üstlenen kişiye daha ağır bir azap vardır.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
(Peygamber’in eşine) o iftirayı [*] atanlar, şüphesiz ki içinizden (küçük) bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın; aksine o, sizin için bir iyiliktir. Onlardan her bir kişiye, günah olarak ne işlemişse (onun karşılığı) vardır. Onlardan bu günahın büyüklüğünü yüklenen kimse için büyük bir azap vardır.
Kendisinin başına gelen “İfk” olayını Hz. Ayşe şöyle anlatmıştır: Rasûlullah savaştan dönüp Medine’ye yaklaştığında bir yere konakladı. Daha sonra da tekrar hareket edileceği duyuruldu. Bu sırada kalkmış, yürüyüp ordugâhı (konak yerini) geçip [def-i hacete] (tuvalet ihtiyacına) gitmiştim. İhtiyacımı giderdikten sonra yerime dönerken, göğsümü yokladım ve baktım ki Zafâr boncuklarından olan gerdanlığım kopmuş. Bunun üzerine dönüp onu aramaya başladım. Onu aramam beni epey alıkoydu. Derken, hevdecimi taşıyan askerî takım gelip hevdecimi deveye yüklemişler ve hafif olduğum için beni o hevdec içinde sanmışlar. Döndüğümde, orada hiç kimseyi bulamadım. Böylece oturdum ve ‘onlar beni aramak için geri dönerler’ diye beklemeye başladım. Derken uyuyakalmışım. Safvân b. Mu‘attal beni görünce tanıdı. ‘Seni insanlardan geri bırakan ne?’ deyince, ona olayı anlattım. O da bineğinden indi ve ben ona bininceye kadar oradan çekildi. Sonra deveyi çekip götürdü. Oradan sonraki konaklama yerine indiğinde insanlar beni bulamayınca çalkalanmışlar. Herkes konuşmuş, beni diline dolamış, hakkımda bu iftiraya dalan dalmış!” (Buhârî, Tefsîru Sure-i Nûr, 6).  
Mehmet Türk
swap_vert close
Doğrusu (Aişe hakkında uydurulan) o iftirayı¹ getirip ortaya atanlar,² sizin içinizden bir topluluktur. Siz o (olayı) kendiniz için bir şer saymayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. O (iftiracılardan) her bir kişiye kazandığı günâhın karşılığı (bir cezâ) onlardan (iftiranın) en büyüğünü yapana³ ise daha büyük bir azab vardır.
1 İfk: Esasından çevrilmiş, hakikati tahrif edilmiş söz, yani yalan, iftira, bühtan demektir. Bühtan da ansızın atılıp insanı üzen iftira demektir. 2 İfk hadisesi: Hz. Safvan’la, Hz Aişe’nin iffetiyle ilgili yapılan bir iftiradır. İfk, yalan ve namuslu birisinin namusu hakkında iftira etmek demektir. İfk; Peygamber (s.a.v)’in eşi Hz. Âişe hakkında münâfıklar tarafından uydurulan bir iftiradır. Buhâri, Müslim gibi ana kaynaklarda bizzat Hz. Âişe, tarafından anlatılan olayın gerçek yönü, münâfıkların Medine’de günden güne gelişen İslâm toplumunu parçalamak için Peygamberin aile mahremiyetini hedef alarak, başvurdukları bir karalama hareketidir. Peygamberimiz H.5. Yılda Mustalik Oğulları’na bir sefer düzenledi. Bu sefere münâfıklar kalabalık bir şekilde katılmışlardı. Efendimiz bu sefere Hz. Âişe’yi de götürmüştü. (Buhârî) Sefer dönüşü ordu, geceleyin bir yere konakladı. Hz. Âişe ihtiyacı için ordugâhın dışına çıktı. Döndüğünde, boynundaki gerdanlığının düşmüş olduğunu gördü. Hz. Âişe, gerdanlığı aramak için ihtiyacını giderdiği yere gitti. Bulup döndüğünde ise kendisinin devesi üzerindeki yerinde olduğu zannedilerek, ordunun oradan ayrılıp gitmiş olduğunu gördü. Orada oturup beklerken olduğu yerde uyuyup kaldı. Sonra ordunun artçısı Safvan b. Muattal kendisini görerek, hiç konuşmadan onu devesine bindirdi. Devenin yularını çekerek orduya yetiştirdi. Münafıklar bu olayı fırsat bilerek dedikoduya başladılar. Zeyd b. Rifa’ ve Abdullah b. Übeyy bu dedikoduyu besledi. Mıstah b. Üsase, Hassan b. Sâbit ve Hamne binti Cahş da bu iftira olayına karıştılar. Bu âyet indikten sonra bu şahıslara “kazif” cezâsı uygulandı. Konuyla ilgili âyet, olaydan bir ay sonra indi. Bu da Peygamberimizin eğer Allah bildirmezse ğaybı bilemeyeceğine de bir delildir.3 Yalanın en büyüğünü yapan Abdullah b. Übeyy isimli münâfıktır.  
Muhammed Esed
swap_vert close
Başkalarını yalan yere iffetsizlikle suçlayanlar içinizden bir güruhtur; ¹² [fakat, siz, bu haksız suçlamaya maruz kalanlar,] bunu kendiniz için kötü bir şey sanmayın; tersine bu sizin için hayırdır! ¹³ [İftiracılara gelince,] onların her biri (böyle yaparak) işledikleri günahın yükünü taşıyacaklardır; ve onlardan bu [günahın] işlenmesinde başı çekenleri ¹⁴ vahim bir azap beklemektedir!
12 Lafzen, “iftirayı (ifk, burada asılsız zina/iffetsizlik suçlaması) ortaya atanlar sizin içinizden bir gruptur”. ‘Usbeh belirli bir amaç için bir araya gelmiş sayıları belli olmayan bir grup insan demektir (Tâcu’l-‘Arûs). Bütün müfessirlere göre, 11-20. ayetleri içine alan bu pasaj, Hz. Peygamber’in Hicret’in 5. yılında Benî Mustalik kabilesine karşı giriştiği seferden dönerken cereyan eden bir olayla ilgilidir. Bu sefer sırasında Hz. Peygamber’in yanında bulunan zevcesi Hz. Ayşe, bir gün şafak vaktinden önce Müslümanlar bulundukları konak yerinden ayrıldıklarında elde olmayan sebeplerden ötürü ya da dalgınlık yüzünden arkada bırakılmıştı. Hz. Ayşe, böylece saatlerce yalnız kaldıktan sonra, Sahâbîlerden biri tarafından bulundu ve sonraki konak yerine getirildi. Bu olay Hz. Ayşe hakkında kötü zanlara, kötü niyetli söylentilere yol açtı; ama bu söylentiler kısa ömürlü oldu ve Hz. Ayşe’nin masumiyeti hiçbir şüpheye yer bırakmayacak bir biçimde ortaya kondu. Tarihî olaylara ilişkin bütün Kur’ânî atıflarda olduğu gibi, burada da bütün çağlarda ve bütün toplumsal şartlarda geçerli bir ahlakî önerme ortaya konulmaktadır. Yukarıdaki pasajın, 11-16. ayetlerde olduğu üzere, geçmiş zaman kipinde kullanılan fiillerin şimdiki zamana işaret edecek şekilde anlamlandırılmasını mümkün kılan, ya da, bize göre öyle anlamlandırılmasını gerektiren bir gramatik yapıda olması da bu sebepledir.13 Yani, Allah katında; çünkü, zulüm ve haksızlıkların yol açtığı sıkıntı ve mutsuzluk, hak edilmediği halde sabırla göğüs gerildiği sürece, buna maruz kalan kişinin manen yücelmesine vesile olmaktadır. Karş. Buhârî ve Müslim tarafından rivayet edilen Hadis: “Bir mümin ne zaman bir sıkıntıya, bir acıya, bir çıkmaza, bir zorluğa, bir keder ya da ızdıraba maruz kalsa, Allah bununla o kulunun hatalarından bir kısmını giderir”.14 Yani, hukuken ve ahlaken makul olmayan birtakım yollarla, yanıltıcı belirtilere, “arızî” ayrıntılara dikkat çekerek asılsız iddia ve isnadları inanılır kılmaya çalışarak kötü zanların yayılmasında öncülük edenleri.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Gerçek şu ki o iftirayı tasarlayanlar içinizden bir gruptur. Fakat bunu kendiniz için şer olarak görmeyin. Aksine o, sizin için hayırlı olmuştur. Onlardan her biri için kazandığı günah oranında cezası vardır. Bu işin elebaşılığını yapan kimse var ya işte onu korkunç bir azap beklemektedir. 24/4- 11...23
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
GERÇEK şu ki, iftirayı tasarlayanlar içinizden bir güruhtur.[²⁹⁸¹] Siz (ey bu iftiranın mağdurları)! Sanmayın ki bu size dokunan bir şerdir, aksine bu sizin için bir hayırdır![²⁹⁸²] Onlardan her biri işlediği günahın cezasını çekecektir; ama onlar içerisinden bu işin elebaşılığını üstlenen kimse var ya: onun hakkı korkunç bir azaba mahkûm olmaktır.[²⁹⁸³]
[2981] Ahzab savaşı, müşriklerle mü’minler arasındaki mücadelenin dönüm noktasıydı. Mekke’nin son ve en büyük taarruzuydu. Başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra bir daha Mekke kendini toparlayamadı. Bu savaş aynı zamanda Medine’deki kırılgan yapıyı bütün zaaflarıyla ortaya çıkardı. Dost ve düşmanı kesin hatlarla ikiye ayıran bu savaşın ardından, Allah Rasûlü öncelikli konunun Medine’deki iç güvenliği kesin bir biçimde sağlamak olduğunu gördü. Bu olumlu gelişme, öte taraftan, İslâm düşmanlarının sıcak savaştan psikolojik savaşa geçmeleri sonucunu doğurdu. Önce Ahzab sûresinde bir parça ele alınan Hz. Zeyneb’le evlilik olayını çarpıtmayı denediler. Bu olay etrafında olmadık efsaneler düzüp koştular. Hz. Âişe’ye iftira olayı, söz konusu psikolojik savaşın bir parçasıydı. Mekke, varlığını ortadan kaldıramadığı Allah Rasûlü’nü can evinden vurmayı kafasına koymuştu. Bunun için de Medine’deki işbirlikçilerini kullanıyordu. Bu sûretle hem İslâm dâvâsını yıpratmak, hem de Medine’deki birlik ve bütünlüğü zedelemek istiyordu. Çünkü Müslümanlar başarılarını ahlâkî bir toplum modeli oluşturabilmelerine borçlulardı. Öyle ki, bu ahlâkî cazibe sayesinde bir çok insan Muhammedî çağrıya koşuyor, bu çağrıya evet demeyenler bile bu durumu takdirle karşılıyordu. [2982] Bireysel boyutuyla, iftiranın mağdurlarının sabırları sınandı ve karşılığını gördüler. Tarihsel boyutuyla, içerideki çürükler ortaya çıktı ve toplum arındı. Evrensel boyutuyla, bu gibi durumlarda nasıl bir tutum ve tavır takınılacağına ilişkin bir model ortaya kondu. Bunların hepsi hayırdı. [2983] Âyette kastedilen kimse münafık elebaşı Abdullah b. Ubey’dir. Aslında tüm zamanlarda iffetli insanlara iftira üzerine bina edilen psikolojik ve organize savaşı ifade eder.  
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ey İman edenler) O yalan haberi -o zina isnadını- getirenler, içinizden bir topluluktur. Bu çirkin olay bir bakıma sizin için kötü değil, hayırlı da olmuştur. (Çünkü, bu sayede gerçek ortaya çıkmış, zina isnad edilen Hanım'ın masum, isnadı yapanın ise bir yalancı olduğu, Rabbinizin ayetleriyle tasdik edilmiştir. Bu olayda işbirliği yapan) O kimselerin her birine işlediği günaha karşılık ceza vardır. En büyük azap ise, elebaşılık yapanındır.
Osman Fırat
swap_vert close
Şüphesiz O ağır iftirayı uyduranlar, sizin içinizden bir topluluktur. Bu iftirayı kendiniz için şer sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her biri için, işledikleri günahın cezası vardır. Ve İçlerinden o günahın büyüğünü üstlenen için ise ağır bir azap vardır.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Muhakkak o kimseler ki, iftira ile geliverdiler, sizden bir zümredirler. Onu sizin için bir şer sanmayın, belki o sizin için bir hayırdır. Onlardan her kişiye de günahtan kazandığı şey vardır. Onlardan o kimse ki, onun büyüğünü deruhte etmiştir, onuniçin de pek büyük bir azap vardır.
Suat Yıldırım
swap_vert close
O İftirayı çıkaranlar, içinizden küçük bir gruptur. Siz o iftirayı kendi hakkınızda fena bir şey sanmayın, bilakis o sizin için hayırlıdır. O iftiracılara gelince, onlardan her birinin, kazandığı günah nisbetinde cezası vardır. Bu yaygaranın elebaşılığını yapan şahsa ise cezanın en büyüğü vardır.
Benî Mustalık gazvesinde Hz. Peygamber (a.s.)’a Hz. Âişe refakat etti. Dönüşte Medine yakınında ordu konakladı. Hareket edileceği sırada Hz. Âişe (r.a) tabiî ihtiyaç için kafileden geride kalmıştı. Deve üzerindeki hevdeç içinde taşınıp kendisi de zayıf olduğundan, farkına varılmayıp kafile hareket etmiş, Hz. Âişe ihtiyacını giderdikten sonra kolyesini düşürdüğünü fark edince onu ararken kafileyi kaçırmış, geldiğinde, sadece hareket sonrası kontrolü ile görevli Safvan (r.a.) kalmıştı. Devesine Hz. Âişe’yi bindirip kendisi yaya Medine’ye döndüler. Münafıkların başı İbn Übey yaygara çıkarıp namus iftirası attı. Dedikodu yayıldı. Herkesten sonra dedikoduyu işiten Hz. Âişe iftiranın dehşetinden donup kaldı. Hz. Peygamberden izin isteyip babasının evine döndü. Hastalandı, dünya başına zindan oldu. Tam bir ay kadar sonra, bu âyetler vahyedilip Allah tarafından mâsumluğu, kıyamete kadar her gün ve her saat okunacak şekilde ebediyyen tescil edildi.  
Süleyman Ateş
swap_vert close
O yalan haberi getir(ip ortaya at)anlar, içinizden bir topluluktur. Siz, onu sizin için şer sanmayın. Tersine o, sizin için hayırdır. Onlardan her kişi işlediği günah'ın cezasını görecektir. Onlardan o(yala)nın en büyüğünü idare edene de büyük bir azab vardır.
peygamberimiz, Benû Mustalik Gazâsına, zevcesi Hz. Âişe'yi de götürmüştü. Dönüşte ordu, bir yerde konaklarken Hz. Âişe, gittiği tuvalette gerdanlığını düşürdü. Sonradan farkına varınca gerdanlığını aramaya gitti. Hz. Âişe, bineğinde hevdec denilen çadır gibi kapalı bir şey içinde oturduğundan, hayvanını süren kişi, onu hevdeci içinde sandı. Hz. Âişe ordugâha döndüğünde ordu hareket etmişti. Orada bekledi. Geriden artçı olarak gelen Safvân, hayvanından inip onu bindirdi ve ordugâha yetiştirdi. Bazı kimseler bunu dedikodu konusu yaptılar. Sonradan işin farkına varan Âişe, üzüntüsünden hastalandı, babasının evine gitti. Aradan bir ay geçmişti. Bir gün Hz. peygamber, Hz. Ebubekir'in evine gitmiş: Ğ Ey Âişe, senden bana şöyle bir söz yetişti. Şimdi eğer sen suçsuz isen Allah, muhakkak suçsuzluğunu ortaya çıkarır. Ama bir günâha düştüysen, Allah'a istiğfâr ile tevbe et, dedi. Hz. Âişe de çok üzülüyordu: Ğ Suçsuz olduğumu Allah biliyor, ama siz, başka sözlere inanıyorsunuz! Ne diyeyim, Allah bana sabır versin!...dedi. Hz. peygamber, henüz yerinden kalkmamış idi ki Hz. âişe'nin ma'sumluğunu bildiren bu âyetler indi.  
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Sizden bir cemâ'at ifk ile (Cenâb-ı Aişe'ye iftirâ ile) geldiler [¹] Bunı sizin içün şerdir zan itmeyin, belki hayırdır. [²] Onlardan her biri içün günâhdan kazandığı vardır (iftirâya iştirâki derecesinde cezâ olunur) Onlardan ifkin büyüğüni îcâd idenlere de büyük 'azâb mukarrerdir. [³]
[1] Rasûl-ü Ekrem ba'zı gazevâta 'azîmetlerinde Cenâb-ı 'Âişe'yi berâber götürürlerdi. Yine bir gazâya giderken bir gice konakladılar, Sabaha karşı rıhlet işâreti virildi. O sırada 'Âişe def'i hâcet içün menzilden uzaklaşmışdı. Tam rıhlet zamânında 'avdet itdi ise de boynundaki kılâdenin düşmüş oldığını görmüş ve onı aramak içün geri gitmişdi. Kılâdeyi bularak 'avdet iyledikde kâfilenin gitmiş oldığını gördi. Müşârunileyhânın hevdecini hâmil deveyi idâre iden zât onı hevdecde zan iderek deveyi çeküb götürmüşdi. Cenâb-ı 'Âişe mecbûren orada kaldı ve bekledi. Ashâbdan Safvân bin Mu'attal es-Sülemî nâm zât geride kalmış oldığından sabahleyin oraya vâsıl olunca 'Âişe'yi yapyalnız gördi heman devesine müşârunileyhâyı irkâb ile yedeğine alub 'askere irişdi. Abdullah bin Übey, Zeyd bin Rüfâ'a, Hassân bin Sâbit ve Mistah bin Üsâse ve Vahme bint Cahş ile cemâ'ati bunı vesîle 'add iderek 'Âişe'ye isnâdda bulundılar. [2] Sizin içün şer zan itmeyiniz hitâbı Rasûl-ü Ekrem efendimizle, Ebî Bekir, 'Âişe ve Safvân Radiyallâhu'anhum'adır. [3] Müfterîlere had-i kazf uruldığı gibi Abdullah bin Übey nezd-i risâletden tard idildi ve nifâkla meşhûr oldı. Hassân [Hassân b. Sâbit] kör ve iki eli çolak oldı. Mistah'ın da [Mistah b. Üsâse] gözleri kapanub dünyâyı göremez oldı ki bunlar ifkin ve iftirânın asıl mucidi muhtreri'i idiler.  
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
O çarpıtılmış haberi getirenler içinizden bir çetedir. Onu sizin için şerli görmeyin, aksine o sizin hayrınızadır. Onlardan her biri için, suça ortaklığına denk ceza vardır[*]. Suçun elebaşlığını yapan için de ağır bir azap vardır.
[*] مَّا اكْتَسَبَ مِنَ الْإِثْمِ ayetine مقدار ما اكتسب anlamı verilmiştir.  
Şaban Piriş
swap_vert close
O iftirayı yapanlar içinizden bir topluluktur. Bunu kendiniz için kötü sanmayın. Aksine o, sizin için hayırlı olmuştur. Onlardan her biri için günah olarak kazandıkları şeyler vardır. En büyük azap da onlardan elebaşılık yapanadır.
Ümit Şimşek
swap_vert close
İftirayı ortaya atanlar, içinizden bir topluluktur. Onu hakkınızda şer saymayın; aslında o sizin için bir hayırdır.(2) Onlardan herbirinin bu günahtan kazandığı bir pay vardır. Günahın büyüğünü üstlenen kimsenin hakkı ise büyük bir azaptır.
(2) Uğradığınız sıkıntılar bir kısım günahlarınızın bağışlanmasına vesile olur.  
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
O ifki/yalan haberi/iftirayı getirenler, içinizden bir gruptur. Onu sizin için şer sanmayın. Aksine, o, sizin için bir hayırdır. Onlardan her kişiye o günahtan kazandığı vardır. Onların, günahın büyüğünü yönetenine de büyük bir azap vardır.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
bayıķ anlar kim getürdiler yavuz yalan ya'nį āyişe ķatında cemā'atdur sizden. śanmañ anı yavuz size belki ol eyidür size. her bir gişiye anlardan oldur kim kesb eyledi yazuķdan daħı ol kim başın duttı uluśına ya'nį buḥtānuñ anlaruñ anuñdur 'aźāb ulu.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Taḥḳīḳ ol kişiler ki ḳatı yavuz bühtān söz getürdiler sizden bir cemā‘at. Anısize şer ṣanmañuz, bel ki ol size ḫayrdur. Her kişiye anlardan ḳazanduġıyamanlıġuñ cezāsı vardur ve ol kişi ki başın dutdı bühtānuñ anlardan. Añavardur ulu ‘aẕāb.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Həqiqətən, (Aişə barəsində) yalan xəbər gətirənlər öz içərinizdə olan bir zümrədir (münafiqlərdir). Onu (o xəbəri) pis bir şey zənn etməyin. O, bəlkə də, sizin üçün xeyirlidir. O zümrədən olan hər bir şəxsin qazandığı günahın cəzası vardır. Onlardan günahın böyüyünü öz üstünə götürəni (Abdulah ibn Ubeyyi) isə (qiyamət günü) çox böyük (şiddətli) bir əzab gözləyir!
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Lo! they who spread the slander are a gang among you. Deem it not a bad thing for you; say, it is good for you. Unto every man of them (will be paid that which he hath earned of the sin; and as for him among them who had the greater share therein, his will be an awful doom.
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
Those who brought forward(2962) the lie are a body among yourselves: think it not to be an evil to you; On the contrary it is good(2963) for you: to every man among them (will come the punishment) of the sin that he earned, and to him(2964) who took on himself the lead among them, will be a penalty grievous.
2962 The particular incident here referred to occurred on the return from the expedition to Banu al Mustaliq, A.H. 5-6. When the march was ordered, 'A'ishah was not in her tent, having gone to search for a valuable necklace she had dropped. As her litter was veiled, it was not noticed that she was not in it, until the army reached the next halt. Meanwhile, finding the camp had gone, she sat down to rest, hoping that some one would come back to fetch her when her absence was noticed. It was night, and she fell asleep. Next morning she was found by Safwan, a Muhajir, who had been left behind in the camp expressly to pick up anything inadvertently left behind. He put her on his camel and brought her, leading the camel on foot. This gave occasion to enemies to raise a malicious scandal. The ringleader among them was the chief of the Madinah Hypocrites, 'Abdullah ibn Ubayy, who is referred to in the last clause of this verse. He had other sins and enormities to his debit, and he was left to the spiritual punishment of an unrepentant sinner, for he died in that state. The minor tools were given the legal punishment of the law, and after penitence mended their lives. They made good. 2963 It is the worse for a scandal to be whispered about with bated breath, than that it should be brought into the light of day and disproved. 2964 The ringleader: see n. 2962 above.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اِنَّ
şüp- hesiz
الَّذ۪ينَ
o kim- seler ki
جَٓاؤُ۫
getirdiler
بِالْاِفْكِ
iftirayı
عُصْبَةٌ
bir gruptur
مِنْكُمْۜ
sizden
لَا تَحْسَبُوهُ
onu sanmayın
شَراًّ
bir şer
لَكُمْۜ
kendi- niz için
بَلْ
bila- kis
هُوَ
o
خَيْرٌ
bir ha- yırdır
لَكُمْۜ
sizin için
لِكُلِّ
her biri için vardır
امْرِئٍ
kişinin
مِنْهُمْ
onlardan
مَا
o şey ki
اكْتَسَبَ
kazandı
مِنَ الْاِثْمِۚ
günahtan
وَالَّذ۪ي
ve o kimse ki
تَوَلّٰى
üstlendi
كِبْرَهُ
büyüğünü
مِنْهُمْ
onlardan
لَهُ
ona vardır
عَذَابٌ
bir azap
عَظ۪يمٌ
büyük
(Allah'ın resulünün eşi hakkında zina gibi çirkin bir) İftirayı getir(ip yay)anlar şüphesiz sizin içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir şer sanmayın! Aksine o (olay bundan sonra yanlış yapmamayı öğrenmeniz ve sizi gazaba uğramaktan sakındırmasından dolayı) sizin için bir hayırdır. On(u dillendiren)lerden her bir kişiye (âhiret günü) o kazandığı günah vardır. Onlardan (bu iftirayı atarak ve yayarak bu günahın) büyüğünü yüklenen kimseye ise (âhiret günü çok) büyük bir azap vardır.
اِنّ
Edat
اِنّ
Şüphesiz, kesinlikle, muhakkak, elbette, gerçekten, zira, çünkü, doğrusu, daima. Cümledeki bilgiyi pekiştirmek için kullanılır.
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
جَاءَ
Fiil-I
ج ي ا
Geldi, ortaya çıktı, meydana geldi
اِفْك
İsim
ا ف ك
İftira, yalan
عُصْبَة
İsim
ع ص ب
Cemaat, Grup, Topluluk
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
لَا
Edat
لَا
Hayır, yapmayın, asla, hiç
حَسِبَ
Fiil-I
ح س ب
Sandı, zannetti
شَرّ
İsim
ش ر ر
Şer, şerli, en kötü
لَكُمْ
Zamir
لَكُمْ
Sizin için, size
بَل
Edat
بَل
Bilakis, hayır ancak, doğrusu, aksine
هُوَ
Zamir
هُوَ
O
خَيْر
İsim
خ ي ر
Hayr (Allah'ın esması, ismidir. Hayr olan demektir), hayırlı
لَكُمْ
Zamir
لَكُمْ
Sizin için, size
كُلّ
İsim
ك ل ل
Hep, hepsi, bütün
اِمْرِئ
İsim
م ر ا
Kişi, her bir kişi
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
مَا
Zamir
مَا
Ne, şey, geçmiş zamanın olumsuzluk eki
اِكْتَسَبَ
Fiil-VIII
ك س ب
İşledi, kazandı
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اِثْم
İsim
ا ث م
Günah, suç, kusur
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
تَوَلّٰى
Fiil-V
و ل ي
Yüz çevirdi, çevirdi, geri döndü, dönüp gitti, üstlendi, dost edindi
كِبْر
İsim
ك ب ر
Büyüklük, kibir
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
لَهُ
Zamir
لَهُ
Onun, ona
عَذَاب
İsim
ع ذ ب
Azap, ceza
عَظِيم
İsim
ع ظ م
Azîm (Allah'ın ismi, esmasıdır. Anlaşılamayacak kadar azamete ve büyüklüğe sahip olan demektir), çok büyük, azametli, kocaman, muazzam