Siz, hem sizden hem de kendi toplumlarından emin olmak isteyen, fakat ne zaman (sizin aleyhinize) bir entrikaya (savaşa) davet edilseler, içine (balıklama) dalanları da bulacaksınız. Eğer onlar sizden uzak durmaz ve size barış teklifi getirerek savaştan (size saldırmaktan) ellerini çekmezler (size saldırmaya devam ederler)se, onları da (saldırı anında gözünüze kestirdiğiniz) her yerde yakalayın ve (tövbe edip size saldırmaktan vazgeçmezlerse siz de) öldürün: İşte (bu hainlik ve saldırılarından dolayı) öylelerine karşı size açık bir yetki vermişizdir. *
(*) Tefsircilerin Medine çevresinden Gatafân ve Esedoğulları’nı, Mekke’den de Abdüddâroğulları’nı örnek olarak gösterdikleri bu grup, menfaatleri böyle gerektirdiği için Medine’ye gelince müslüman oluyorlar, Mekke’ye gidince de şirke dönüp müşriklerle beraber putlara tapıyor, gerekli gördüklerinde müslümanlar aleyhine Kureyş’le/müşriklerle iş birliği yapıyorlardı. Hz. Peygamber açıkça inkârcı olmayanları, gizli din taşıyanları, müslüman görünenleri, dıştan göründükleri gibi kabul ediyor, kişinin küfrüne açık ve objektif delil bulunmadıkça ona mümin muamelesi yapıyordu. Allah Teâlâ bunların münafık olduklarını, müslümanlıklarının samimi olmadığını bildirerek müslümanlara –insanların beyninde olanları bilinemeyeceği için başka türlü elde edilemeyecek olan– bir delil vermekte ve bu grubun da sulha/barışa yanaşmadıkları, müslümanlara saldırıp zarar verdikleri sürece kendileriyle savaşanlar gibi mütalaa edilmesi gerektiğini bildirmektedir. Kaynak: (Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 113)