Arkalarında (vefâtlarından sonra) za'îf zürriyetler (evlâdlar) terk itseler onların üzerine (fakr ve ihtiyâc içinde kalmalarından) korkanlar Allâh'dan korkub ittikâ itsünler, doğrı ve hak sözleri söylesünler. [²]
[2] Bu âyet-i kerîme: Eytâmın işlerinde Allâh Te'âlâ'dan korkub haklarının ziyâ'ından sakınmağı, vefâtlarında terk idecekleri evlâdlarına yapılmasını arzu iyledikleri şeyi onlara yapmak içün vasîlere, Allâh'dan korkub hastanın evlâdına kendi evlâdı gibi şefkat itmesi, hibe ve vasiyet sûretiyle malın yabancılara gidüb evlâdın ızrârına meydân virmemesi içün hastanın vasiyeti sırasında yanında bulunanlara, taksîm-i tereke esnâsında hazır bulunan akrabâ, eytâm ve fukarâya kendi evlâdının bu halde bulunmalarını tasavvur iderek şefkatle bir şey virmeleri içün vereseye, mîrâsçılarını düşünüb vasiyetde isrâf itmemesi içün de vasiyet idenlere emirdir. Kendi evlâdınıza acıdığınız ve şefkat iylediğiniz gibi onlara da şefkat idin ve acıyın. Haklarının zâyi' olmasını bâdî olmakdan hazr idin ve Allâh'dan korkun buyurılıyor. "Ebû's Su'ûd"