close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Nisâ Sûresi 83. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
Ve-iżâ câehum emrun mine-l-emni evi-lḣavfi eżâ’û bih(i)(s) velev raddûhu ilâ-rrasûli ve-ilâ ulî-l-emri minhum le’alimehu-lleżîne yestenbitûnehu minhum(k) velevlâ fadlu(A)llâhi ‘aleykum verahmetuhu letteba’tumu-şşeytâne illâ kalîlâ(n)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Emniyete, yahut korkuya ait bir haber duysalar derhal yayarlar. Halbuki Peygambere ve içlerinden emre salahiyeti olanlara başvursalardı bu haberi arayıp duyarak yayanlar, elbette onlardan gerçeğini öğrenirlerdi. Allah'ın ihsanı ve acıması olmasaydı pek azınız müstesna, Şeytan'a uyup gitmiştiniz.
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
(Münafık ve marazlı insanlara) Onlara (İslami cihadla ve toplum huzuruyla ilgili) güven veya korkuya dair bir haber gelse, (yetkililere danışmadan) onu hemen yayarlar (rastgele konuşur ve yazarlar). Halbuki o (haberin yayılıp yayılmaması ve nasıl yorumlanması gerektiğini) Peygambere veya içlerindeki (yetkili ve bilgili) emir sahiplerine götürüp iletselerdi, aralarında istinbata=Kıyasla hüküm çıkarmaya ehil ve donanımlı (akıl ve anlayış erbabı) kimseler, onun ne olduğunu (İslami hareketi ve ümmeti ilgilendiren bu tür haber ve söylentilerin ne maksatla çıkarıldığını ve ne anlama geldiğini) bilip öğrenirlerdi. Eğer size Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı (böyle kendi başına buyruk ve irtibattan kopuk rastgele haber ve yorum yazdığınızdan dolayı) pek azınız hariç (birçok işinizde) şeytana uyup gitmiştiniz. (Öyle ise cihad ve normal hayat ortamında basın-yayın ilkelerine dikkat ediniz.)
[Not: Bu ayet; ayet ve hadisleri esas alarak, istinbat ve içtihat yoluyla yeni hükümler çıkarmaya da teşviktir.]  
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
Onlara savaş veya barış ile ilgili bir haber gelince, hemen onu yayarlar. Halbuki o haberi, peygambere ve mü'minler arasından kendilerine otorite emanet edilmiş olanlara veya ilim sahibi kimselere arzetmiş olsalardı, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onunla ilgili ne yapılması gerektiğini bilirlerdi. Ama Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç şeytana uyup giderdiniz.
Ahmet Tekin
swap_vert close
Onlara güven ve korkuyla, emniyet ve tehdit ile ilgili stratejik bir haber gelince bu bilgileri yayarlar. Halbuki bu tür bilgileri ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasulullah'a ve kendi içlerinden, başlarında bulunun ülülemre, savunma görevini yürüten yetkililere (askerî uzmanlara, emniyet ve istihbarat yetkililerine) götürselerdi, bu bilgilerden sonuç çıkarma yeteneğinde olan uzmanlar, devleti, milleti, ümmeti ilgilendiren emniyetin ve tehdidin mahiyetini anlarlar, stratejik bir değerlendirme yaparlardı. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, çok azınız hariç, hepiniz şeytana, şeytan tıynetli ahlâksız azgınlara, şeytanî güçlere uyardınız, aldatılırdınız.
bk. Kur’an-ı Kerim, 9/61, 49/6.  
Ahmet Varol
swap_vert close
Onlara güven ya da korku ile ilgili bir haber gelecek olsa hemen onu yayarlar. Oysa onu Peygamber'e yahut içlerindeki yöneticilere götürselerdi o haberi inceleyip sonuç çıkarabilecek olanlar onu bilirlerdi. Eğer size Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı çok azınız hariç hep şeytana uyardınız.
83.Müslim`in Ömer bin Hattab (r.a.)`dan rivayet ettiğine göre bir ara Resulullah (a.s.) ile hanımları arasında çıkan tartışma üzerine Resulullah (a.s.) onları yalnız bırakarak Mescid`e geldi. Bunun üzerine insanlar: "Resulullah (a.s.) hanımlarını boşadı" diye konuşmaya başladılar. Hz. Ömer (r.a.) yüksek sesle: "Resulullah (a.s.) hanımlarını boşamadı" diye bağırdı. Bu olay üzerine bu ayeti kerime indirildi.Bazı rivayetlere göre de bu ayeti kerime savaşla ilgili haberlerin yayılmaması için indirilmiştir.  
Ali Bulaç
swap_vert close
Kendilerine güven veya korku haberi geldiğinde, onu yaygınlaştırıverirler. Oysa bunu peygambere ve kendilerinden olan emir sahiplerine götürmüş olsalardı, onlardan 'sonuç-çıkarabilenler,' onu bilirlerdi. Allah'ın üzerinizdeki fazlı ve rahmeti olmasaydı, azınız hariç herhalde şeytana uymuştunuz.
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Hem o münafıklara, iman ordusunun zafer ve felâketine dair eminlik veya korku haberi geldiği zaman, onu yayarlar (ortalığı telâşa verirler). Halbuki o haberi, Peygambere ve mü'minlerden kumandanlara iletseler, elbette onun yayılıp yayılmaması gerektiğini onlardan öğrenirlerdi. Eğer Allah'ın nimet ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız müstesna, muhakkak şeytana uymuş gitmiştiniz.
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Emniyet verici veya korku verici bir haber onlara geldiğinde onu yayarlar. Onu yaymayıp da Peygambere veya kendilerinden yetkili kişilere götürselerdi, işin iç yüzünü araştırıp çıkaranlar, onu bileceklerdi. Eğer Allah’ın size olan ikram ve rahmeti olmasaydı, çoğunuz şeytana tabi olacaktınız.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
Onlara, güven veya korkuya dair bir haber gelse onu yayarlar. Halbuki onu Peygamber'e ve aralarındaki otorite sahiplerine götürselerdi, içlerinden işin iç yüzünü araştırıp çıkaranlar onun ne olduğunu bilirlerdi. Eğer size Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, içinizden pek azı müstesna, şeytana uyardınız.
Besim Atalay
swap_vert close
Onlara emniyetten, ya da korkudan bir salık gelse, hemen onu yayarlar, onu peygambere götürselerdi, içlerinde bulunan emir sahiplerine bildirselerdi, ondan ne çıkacağını daha iyi anlarlardı, üstünüzde Allahın erdemi, yarlıgası olmasaydı, pek çoğunuz, şeytana uyardınız
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
Onlara İslam toplumunun güvenliğini ilgilendiren veya (mü'minler arasında) korkuya neden olabilecek bir haber ulaşınca onu hemen yayarlar (ortalığı telaşa verirler). Hâlbuki o haberi Resûl'e ya da (kendi) başlarındaki yetkililerine götürseler, elbette işin iç yüzünü araştırıp gerçek mahiyetini anlarlardı. Eğer Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uyup gitmiştiniz.
Cemil Said
swap_vert close
Kendilerine emniyet viren ve yâhud kendilerini korkutan bir haber aldıkları gibi derhâl işâ’a idiyorlar. Eğer peygambere yâhud ashâbına haber virseler daha hayırlı hareket itmiş olurlar. Allâh’ın fazl ve rahmeti ânları himâye itmemiş olsa ânlar şeytânın nesâyihini ta’kîb iderler idi.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; halbuki o haberi Peygamber'e veya kendilerinden buyruk sahibi olanlara götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar onu bilirdi. Allah'ın size bol nimeti ve rahmeti olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardınız.
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
Kendilerine güvenlik (barış) veya korku (savaş) ile ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Hâlbuki onu peygambere ve içlerinden yetki sahibi kimselere götürselerdi, elbette bunlardan, onu değerlendirip sonuç (hüküm) çıkarabilecek nitelikte olanları onu anlayıp bilirlerdi. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Kendilerine güven veya korku veren bir haber geldiğinde onu yayıyorlar. Hâlbuki onu Resûlullah’a ve aralarından yetki sahibi kimselere götürselerdi, içlerinden haberin mana ve maksadını çıkarabilenler şüphesiz onu anlarlardı. Size Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar; halbuki onu, Resûl'e veya aralarında yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyup giderdiniz.
Edip Yüksel
swap_vert close
Onlara güvenlik ve tehlikeyle ilgili bir söylenti ulaşsa onu yayarlar. Durumu elçiye ve aralarındaki yetkililere iletselerdi uzmanları onu değerlendirirdi. Size ALLAH'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı pek azınız hariç şeytana uyacaktınız.
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
Kendilerine güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu hemen yayıverirler. Halbuki onu peygambere ve aralarında yetkili kimselere götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyardınız.
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Hem emn-ü havfe dair bir haber geldiği vakıt kendilerine onu yayıveriyorlar, halbuki onu Peygambere ve içlerinden ülül'emrolanlara arzetseler elbette bunların istinbata kadir olanları onu anlar bilirlerdi, eğer Allahın fazl-ü rahmeti üzerinizde olmasa idi pek azınızdan maadası Şeytana uymuş gitmiştiniz
Emrah Demiryent
swap_vert close
Onlara, (munâfıklara, İslâm toplumunun) güven (liğini ilgilendiren) veya (mü’minler arasında) korkuya (neden olabilecek bir hususa) dair bir haber geldiği zaman, (işin aslını öğrenmeden, ortalığı telaşa verip) hemen onu yayarlar. Şâyet onu (gelen haberin doğruluğunu) Peygamber’e ve aralarındaki yetki sahibi kimselere götürselerdi, onların arasından işin iç yüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Eğer size Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, muhakkak şeytana uyardınız.
Erhan Aktaş
swap_vert close
Onlara, güven veya korkuyla ilgili bir haber geldiği zaman, onu hemen yayarlar. Oysaki onu Resûl'e ve kendilerinden olan ûlû'l-emre bildirselerdi; işin iç yüzünü bilenler, ne olup bittiğini, bilirlerdi. Eğer Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uyardınız.
1- Emir sahipleri yani iş buyuran; yetkili, görevli, sorumlu kimseler.  
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
Onlara emînlik veya korku haberi geldiği zaman onu yayıverirler. Halbuki bunu peygambere ve onlardan (müminlerden) emir saahiblerine döndürmüş (onlara müracaat etmiş) olsalardı o (haberi) arayıb yayanlar bunu elbet onlardan öğrenirlerdi. Allahın üzerinizdeki lutf-ü inayeti ve esirgemesi olmasaydı, birazınız müstesna olmak üzere, muhakkak ki şeytana uymuş gitmişdiniz.
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
Hem onlara emniyet veya korkuya dâir bir haber geldiğinde onu yayıverirler. Ama onu, peygambere ve içlerinden ülü'l-emre (emir sâhibi idârecilerine) arz etselerdi, onlardan bunu (o işin gerçek mâhiyetini, dirâyetleriyle ortaya) çıkarabilecek olanlar, elbette onu(n tedbîrini) bilirlerdi. İşte üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, elbette pek azınız müstesnâ, şeytana uyardınız!
İhsan Aktaş
swap_vert close
Ve onlara emniyet veya korkuya dair bir haber geldiğinde hemen onu yayıverirler (ortalığı telâşa verirler). Ama onu, elçiye ve içlerinden ülü’l-emre (meşru emir sahibi idarecilerine) arz etselerdi, onlardan bunu (o işin gerçek mahiyetini, dirayetleriyle ortaya) çıkarabilecek olanlar, elbette onu(n tetbirini) bilirlerdi. İşte üzerinizde Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, elbette pek azınız müstesna, şeytana uyardınız! *
(*) Toplumu iyi veya kötü bir şekilde etkileyecek olan haberleri doğruluğunu tahkik etmeden, sonuçlarını düşünmeden hemen yaymak menedilmektedir. Bunun yerine doğru olan, böyle haberleri toplumda fikir ve sorumluluk sahibi olan, o haberlerin mâna ve maksadını anlayıp gereğini yapacak mevkide olan âlim/konunun uzmanı ve yöneticilerle paylaşmak ve daha sonra onların tavsiyelerine göre hareket etmektir. Bu âyette toplumu bilgilendirme mevkiinde bulunan medyanın sorumluluğuna da önemli bir işaret vardır. Rivayete göre münafıklar fırsat buldukça yalan yanlış birtakım haberler yayarlar, müslümanların bir kısmı da askeri birliklerle ilgili iyi-kötü ne işitirlerse hemen tetkik ve tahkik etmeden, önünü ardını düşünmeden ilan ederlerdi. Bu yüzden de bazı sıkıntılar ortaya çıkardı. (bk. Taberî, Câmi‘u’l-beyân, V, 247) Âyet-i kerîme, bu vesileden hareketle genel bir prensip ortaya koymaktadır. Kaynak: Ö. Çelik Tefsiri)  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
Güvenlik açısından veya korkulması gereken bir haber onlara geldiğinde, hemen bu haberi yayarlar. Hâlbuki gelen haberi elçiye ve kendilerinden olan yetkili makamlara iletselerdi, bu haberden nasıl bir sonuç çıkaracaklarını onlar daha iyi bilirdi. Eğer Allah’ın sizin üzerinize lütfu ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyup gidecektiniz.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Onlara güven ya da korku haberi geldi mi, hemen onu ortalığa yayarlar. Oysa ki bu haberi elçiye, içlerinde ileri gelenlere iletmiş olsalardı ondan ne çıkacağını kesin olarak öğrenmiş olurlardı. Eğer Allah’ın büyük iyiliği,esirgeyiciliği üzerinizde olmasaydı, pek azınız bir yana , hepiniz Şeytan’a uymuş olurdunuz.
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
Münafıklara emniyet veya korku haberi geldiği zaman onu faşederler. O haberi peygambere ve buyurultu sahiplerine [⁴] bıraksalardı [⁵] o haberi çıkaranlar ne olacağını [⁶] elbette onlardan [⁷] öğrenirlerdi. Allah/ın size inayet veya rahmeti olmasaydı azınız hariç olmak üzere şeytana uyardınız.
[4] Sahabenin büyüklerine.[5] Onlara haber verinceye kadar sussalardı.[6] İfşaya yarayıp yaramadığını.[7] Peygamberden, buyurultu sahiplerinden. Yahut buyurultu sahiplerinden olup bu vakayii çıkaranlar onun ne olduğunu bilirlerdi.  
İsmail Yakıt
swap_vert close
Onlara korku veya güvene dair bir haber [emr] geldiğinde, onu yayarlar. Hâlbuki onu elçiye ve kendilerinden söz sahibi olana götürselerdi, işin iç yüzünü araştırıp çıkaranlar onun ne olduğunu/haberin kaynağını bilir(ler)di. Eğer size Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı, pek azınız dışında sizler şeytana uyardınız.
Kadri Çelik
swap_vert close
Onlara güven veya korku hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; hâlbuki o haberi peygambere veya kendilerinden emir sahibi olanlara götürselerdi, onlardan sonuç çıkarmaya kadir olanlar onu (doğru mu yalan mı olduğunu) bilirdi. Allah'ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız müstesna, şeytana uyardınız.
Mahmut Kısa
swap_vert close
Onlara, İslâm toplumunun güvenliğini ilgilendiren veya müminler arasında ümitsizlik ve paniğe yol açabilecek bir söylenti ya da önemli bir haber ulaşınca, olayın içyüzünü araştırmadan ve sebep olabileceği zararları hiç düşünmeden, hemen onu sağa sola yayarlar. Hâlbuki, bu haberi duyar duymaz, onu Peygambere ve aralarındaki yetki sahibi kimselere(4. Nisa: 59) iletmiş olsalardı, o yetkililer arasından bu tür haberlerden doğru hüküm çıkarma becerisine sahip olanlar, onu titizlikle araştırıp haberin aslını ortaya çıkaracak ve buna karşı neler yapılması gerektiğini bileceklerdi. Bakın, eğer Allah’ın size lütuf ve merhameti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytanın ve o münâfıkların peşine takılıp gitmiştiniz!
Mahmut Özdemir
swap_vert close
Onlara Korku’dan ve Güven’den bir emr (iş) geldiği zaman onu yaydılar. Onu Rasûl’e ve kendilerinden olan Emr / Yetki sahiplerine döndürselerdi / havale etselerdi, onlardan çözüm üreten kimseler onu bilirdi. Şayet Allah’ın lütfu ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, birazınız hariç Şeytan’a uymuştunuz.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Bazıları, kendilerine bir güven ya da korku haberi ulaşınca hemen dedi kodu yayıyorlar. Halbuki bunu, resule ya da kendilerinden bir yöneticiye götürselerdi, kendi bilim adamları bunu mutlaka çözerlerdi. Eğer Allah sizi sevip saymasaydı, pek azınız hariç, çoktan şeytana uymuştunuz.
Mehmet Çoban
swap_vert close
Münafıklardan bazıları toplumu ilgilendiren güvenlik veya korkulacak bir haber geldiğinde haberi hemen yayar. Hâlbuki duydukları haberleri Resule veya toplumu yönetmeye yetkili kimselere götürselerdi, elbette Resul veya yetkililer haberleri en iyi şekilde değerlendirir, toplumsal karışıklığı önlerdi. Allah’ın size lütfu ve merhameti olmasaydı pek azınız hariç muhakkak şeytana uyardınız.
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelince hemen onu yayarlar. (Oysa) onu, Elçi’ye veya aralarında yetki sahibi kişilere götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Allah’ın size bol lütfu ve merhameti olmasaydı, azınız hariç elbette şeytana uyardınız.
Mehmet Türk
swap_vert close
(Onlar) kendilerine güven veya korku hususunda bir haber gelince onu hemen yayıverdiler. Hâlbuki o haberi, Peygambere ya da kendilerinden olan yetkililere götürselerdi onların içerisinden sonuç çıkarmaya gücü yetenler, onu anlarlardı.¹ Eğer Allah size karşılıksız iyilik yapmasaydı ve size karşı merhametli olmasaydı pek azınız dışında hepiniz şeytana uyardınız.²
1 Bugün, haber gücü elinde bulunan medya da bu âyetin kapsamına girebilir. Hattâ bu âyetten İslâm Devletinin medyayı denetlemesi gerektiği de anlaşılabilir.2 Bu âyetin indiriliş sebebi: 1- Münâfıklar fırsat buldukça yalan haber yayıyorlar, bazı zayıf Müslümanlar da Seriyyelerin durumuyla ilgili gelen iyi veya kötü haberlerin doğruluğunu tam araştırmadan, olur olmaz şeyler söylüyorlardı. 2- Peygamberimizin eşlerinden uzak durduğu bir sırada, Hz. Ömer mescidde insanların üzgün bir şekilde; “Peygamberimizin eşlerini boşadığı hakkında konuştuklarını görmüş ve buna inanamamış. Hemen Peygamberimizin huzuruna giderek bir fırsatını bulup: “Ey Allah’ın Elçisi eşlerini boşadın mı?” diye sormuş. “Hayır” cevabını alınca da çıkıp: bir tellal bularak, “Peygamberimizin eşlerini boşamadığını” insanlara duyurmuş. (Müslim)  
Muhammed Esed
swap_vert close
ONLAR ⁹⁸ savaş veya barış ile ilgili herhangi bir [gizli] konuda bilgi sahibi olduklarında onu dışarıya yayarlar; halbuki onu Peygamber’e ve müminler arasından ⁹⁹ kendilerine otorite e-manet edilmiş olanlara arzetmiş olsalardı, gizli bilgiler elde etmekle uğraşanlar ¹⁰⁰ onu[nla ilgili olarak ne yapılması gerektiğini] mutlaka bilirlerdi. Ama Allah’ın size lütfu ve rahmeti sayesinde aranızdan çok az kimse Şeytan’ın ardına takılmıştır.
98 Yani, “önceki ayetlerde sözü edilen İslam’ın yarım-gönüllü mensupları” (Zemahşerî). Yukarıda savaşa veya barışa -lafzen, “güvenlik veya tehlikeye” (havf)- yapılan atıf, ilk olarak, bu surenin 59. ayetinde zikredilen devlet yönetiminin prensipleri ile; ikinci olarak da, 71. ayet ile başlayan Allah yolunda savaş söylemi ile bağlantılıdır.99 Lafzen, “onlar arasından”.100 Lafzen, “onlar arasından [hakikati] ortaya çıkaranlar”; yani, siyasî ve askerî istihbarat ve değerlendirme ile sorumlu kılınan devletin özel organları.  
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Onlara zafer veya yenilgiyle ilgili bir haber geldiğinde onu araştırmadan hemen yayarlar. Oysa onu elçiye ve müminlerden olan yetki sahiplerine götürselerdi, onlardan işin aslını araştırıp gerçeği bulacak olanlar onu bilir. Eğer Allah’ın size lütfu (Resul) ve rahmeti (Vahiy) olmamış olsaydı, çok azınız hariç şeytana uymuştunuz. 4/59, 49/6, 57/9
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
Onlar, kendilerine güvenlik ya da korkulup tedbir alınacak bir durumla ilgili herhangi bir bilgi ulaştığında, onu etrafa yayarlar. Oysa onu Rasûl’e ya da mü’minler arasından kendilerine yetki verilmiş olanlara iletselerdi, onlar arasından işin (uzmanı olup) ölçme-değerlendirme yapabilenler onu da (değerlendire)bilirlerdi. Size Allah’ın lütuf ve rahmeti olmasaydı, çok azınız hariç kesinlikle şeytanın ardınca giderdiniz.
Orhan Kuntman
swap_vert close
(Ümmetin içinde, -gizlenmesi gereken haberleri- kasden olduğu gibi bilmeyerek yayanlar da vardır ki) Onlara eminlikten (ordunun galebesinden ve ganimet elde edilmesinden) veya korkudan (yenilgiden) bir haber geldiğinde (aslını araştırmadan) yayıverirler; oysa o haberi Peygamber'e veya emir sahiplerine iletselerdi, elbette onlar o haberden ne gibi sonuç çıkaracaklarını (ifşa edilmesinin mi, yoksa gizlenmesinin mi uygun olacağını) bilirlerdi, (ey iman edenler) Eğer üzerinizde Allah'ın nimet ve rahmeti olmasaydı, pek azınız hariç, şeytana uyup giderdiniz!
Osman Fırat
swap_vert close
Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelse onu yayarlar. Halbuki onu Elçi’ye ve aralarında emir sahiplerine götürselerdi, işin içyüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne olduğunu (haberin taşıdığı anlamı) bilirlerdi. Eğer size Allâh’ın lutfu ve rahmeti olmasaydı, birçok işinizde şeytâna uyardınız.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
Ve onlara eminlikten veya korkudan bir haber geldiği zaman onu yayıverirler. Ve eğer Allah Teâlâ'nın fazl ve rahmeti üzerine olmasa idi pek azınız müstesna, elbette şeytana ittiba etmiş olurdunuz.
Suat Yıldırım
swap_vert close
Onlara güvenlik veya korkuya dair bir haber geldiğinde doğru olup olmadığını araştırmadan ve yaymakta mahzur bulunup bulunmadığını danışmadan hemen onu yayarlar. Halbuki onlar bu haberi peygambere ve aralarındaki yetkili zatlara arzetselerdi elbette işin içyüzünü araştırıp ortaya çıkaranlar, onun mahiyetini, haberin neye delâlet ettiğini bilirlerdi. Eğer Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız hariç hepiniz şeytana uymuş gitmiştiniz.
Süleyman Ateş
swap_vert close
Onlara güven veya korkuya dair bir haber gelse onu yayarlar. Halbuki onu Elçi'ye ve aralarında buyruk sahiplerine götürselerdi, işin içyüzünü araştırıp çıkaranlar, onun ne olduğunu (haberin taşıdığı anlamı) bilirlerdi. Eğer size Allah'ın lutfu ve rahmeti olmasaydı, birçok işinizde şeytana uyardınız.
Süleyman Tevfik
swap_vert close
Onlara emn'e (galebe, zafer ve emniyete) ve havf'e (mağlûbiyet ve korkulı şeylere) dâir bir haber gelse (böyle bir şeyden haberdâr olsalar) onı halk arasında yayar ve ifşâ iderler. (Anlayub ne yapmak îcâb iylediğini ta'yîn iderler)di. Eğer Allâh'ın fazl ve rahmeti üzerinize olmasa idi, sizden pek azınız müstesnâ olarak, şeytâna tâbi' olurdınız (şeytân sizi aldatırdı).
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Kendilerine güven veya korkuya dair bir haber geldiğinde onu yayarlar. Halbuki o haberi Elçi’ye ve kendi yetkililerine götürselerdi, yorum yapabilenler gerçeği anlarlardı. Allah'ın lütfu ve ikramı olmasaydı, pek azınız bir yana, şeytana uyardınız[*].
Şaban Piriş
swap_vert close
Onlara güven veya korku veren bir haber geldiğinde onu hemen yayarlar. Oysa, onu Peygamber'e ve müminlerden olan emir sahiplerine götürselerdi onlardan hüküm tespit edebilecek olanlar onu bilirdi. Allah'ın üzerinizdeki lütfu ve rahmeti olmasaydı, çok azınız hariç şeytana uymuştunuz.
Ümit Şimşek
swap_vert close
Bir de, onlara ister güven, isterse korku verici olsun, bir haber ulaştığında, hemen onu yayıverirler. Halbuki onu Peygambere ve içlerinden yetkili olan kimselere havale etselerdi, onların araştırmaya ve hüküm çıkarmaya ehil olanları, işin doğrusunu bilirlerdi. Eğer üzerinizde Allah'ın lütuf ve rahmeti olmasaydı, pek azınız dışında şeytana uymuş gitmiştiniz.
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
Onlara, güven yahut korkuya ilişkin bir haber ulaştığında onu hemen yaydılar. Oysaki, onu resule ve içlerindeki sorumluluk sahiplerine götürmüş olsalardı, aralarındaki okuyup araştırarak hüküm çıkaranlar, onu elbette bileceklerdi. Eğer Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, pek azınız/pek az kişiniz hariç şeytanın ardı sıra giderdiniz.
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
daħı ķaçan geldi anlara bir iş ya'nį ħaber iminlikden yā ķorķudan yaydılar anı. daħı eger döndürselerdi anı yalavac yaña, daħı iş işi islerinden yaña ya'nį rāy ehli anlardan bile-di anı anlar kim çıķarurlar anı degülmis-se Tañrı eylügi üzerüñüze, daħı raḥmeti ya'nį ķur’ān; uyaduñuz şeyŧāna illā az.
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Ḳaçan gelse anlara bir iş iminlikden yā ḳorḳudan, yayarlar anı ḫalḳ içinde.Eger dönderseler anı peyġambere yā buyruḳ eyesine ki ḥaḳ ḥükm iderler,anlardan bilürdi anı Tañrı ḥükmini ictihād‐ıla çıḳaran kişiler. Eger TañrıTa‘ālā keremi olmasa‐y‐dı sizüñ üstüñüze raḥmeti daḫı, uyarduñuz şeyṭāna, illā az kişi uymazdı.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Onlara (münafiqlərə bə’zi müsəlmanların sadəlövhlüyü üzündən döyuş meydanından) əmin-amanlıq və ya qorxu xəbəri gəldikdə dərhal onu yayarlar. Halbuki əgər (müsəlmanlar) bunu (münafiqlərə deyil), Peyğəmbərə və ya özlərindən (mö’minlərdən) olan ixtiyar (əmr) sahiblərinə demiş olsaydılar, əlbəttə, həmin xəbəri onun mahiyyətinə varan (belə bir xəbərin yayılmasının məqsədəuyğun olub-olmadığını tə’yin etməyə qadir olan) kimsələr bilərdilər. Əgər Allahın lütfü (mərhəməti) üzərinizdə olmasaydı, şübhəsiz ki, az bir qisminiz müstəsna olmaqla, Şeytana uyardınız.
M. Pickthall (English)
swap_vert close
And if any tidings, whether of safety or fear, come unto them, they noise it abroad, whereas if they had referred it to the messenger and such of them as are in authority, those among them who are able to think out the matter would have known it. If it had not been for the grace of Allah and His mercy ye would have followed Satan, save a few (of you).
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
When there comes to them some matter touching (Public) safety or fear, they divulge it. If they had only referred it to the Messenger, or to those charged with authority among them, the proper investigators would have Tested it from them (direct). Were it not for the Grace and Mercy of Allah unto you, all but a few of you would have fallen into the clutches of Satan.(602)
602 In times of war or public panic, thoughtless repetition of gossip is rightly restrained by all effective States. If false, such news may cause needless alarm: if true, it may frighten the timid and cause some misgiving even to the bravest, because the counterpart of it-the preparations made to meet the danger-is not known. Thoughtless news, true or false, may also encourage the enemy. The proper course is quietly to hand all news direct to those who are in a position to investigate it. They can then sift it and take suitable measures to checkmate the enemy. Not to do so, but to deal with news either thoughtlessly or maliciously, is to fall directly into the snares of Evil.  
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
وَاِذَا
ve o zaman ki
جَٓاءَهُمْ
onlara geldi
اَمْرٌ
bir iş
مِنَ الْاَمْنِ
emniyetten
اَوِ
veya
الْخَوْفِ
korkudan
اَذَاعُوا
yaydılar
بِه۪ۜ
onu
وَلَوْ
hâlbuki eğer
رَدُّوهُ
onu arz etselerdi
اِلَى الرَّسُولِ
resule
وَاِلٰٓى اُو۬لِي الْاَمْرِ
ve ulu'lemre
مِنْهُمْ
onlardan
لَعَلِمَهُ
elbette onu bilirdi
الَّذ۪ينَ
o kimse- ler ki
يَسْتَنْبِطُونَهُ
ondan sonuç çıkarabiliyorlar
مِنْهُمْۜ
onlardan
وَلَوْلَا
ve eğer olmasaydı
فَضْلُ
lütfu
اللّٰهِ
Allah'ın
عَلَيْكُمْ
üzerinizde
وَرَحْمَتُهُ
ve rahmeti
لَاتَّبَعْتُمُ
elbette tabi olurdunuz
الشَّيْطَانَ
şeytana
اِلَّا
müs- tesna
قَل۪يلاً
pek azı(nız)
Bir de onlara emniyet veya korkuyla ilgili bir haber geldiğinde onu yayarlar. Hâlbuki onu, resule veya içlerinden ulu'l-emre (emri Allah'tan ve resulünden alan yetki sahiplerine) götürselerdi, onların arasından işin içyüzünü anlayanlar, onun ne olduğunu bilirlerdi. Eğer sizin üzerinizde Allah'ın lütfu ve rahmeti olma(yıp tövbenizi kabul etme)seydi, pek azınız müstesna, şeytana tabi ol(up cehenneme gid)erdiniz.
اِذَا
İsim
اِذَا
O zaman ki, ne zaman ki, o takdirde
جَاءَ
Fiil-I
ج ي ا
Geldi, ortaya çıktı, meydana geldi
اَمْر
İsim
ا م ر
Emir, iş, tedbir, izni ile
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
اَمْن
İsim
ا م ن
Güven, emniyet, emin olmak
اَو
Bağlaç
اَو
Veya, ya da, hatta, yahut
خَوْف
İsim
خ و ف
Korku
اَذَاع
Fiil-IV
ذ ي ع
Yaydı
بِه
Zamir
بِه
Onunla, kendisiyle
لَو
Masdar harfi
لَو
Olsa, şayet, keşke
رَدَّ
Fiil-I
ر د د
Reddetti, döndürdü, geri çevirdi
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
رَسُول
İsim
ر س ل
Resul, elçi
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
اُولِى
İsim
ا و ل
Sahip
اَمْر
İsim
ا م ر
Emir, iş, tedbir, izni ile
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
عَلِمَ
Fiil-I
ع ل م
Bildi
الَّذ۪ي
İsim
الَّذ۪ي
O kimse ki, o şey ki, o zat ki, o ki
اِسْتَنْبَطَ
Fiil-X
ن ب ط
Sonuç çıkardı
مِن
Harf-i cer
مِن
-den, -dan
لَوْلَا
Tahdid edatı + Şart edatı
لَوْلَا
olmamış olsa, olmasa, keşke, eğer olmasaydı
فَضْل
İsim
ف ض ل
Lütuf, fazilet, kerem, üstünlük
اَللَّه
Özel isim
ا ل ه
Allah
عَلَى
Zamir
عَلَى
Üzerinde, hakkında, karşı, dolayı, -a, -e
رَحْمَة
İsim
ر ح م
Rahmet, merhamet
اِتَّبَعَ
Fiil-VIII
ت ب ع
Tabi oldu, uydu, peşine düştü, takip etti
شَيْطَان
İsim
ش ط ن
Şeytan
اِلَّا
Edat
اِلَّا
Ancak, sadece, başka, hariç, dışında, yalnız
قَلِيل
İsim
ق ل ل
Az