Yahudiliğin takipçilerinden bir kısmı, Allah'ın kitabındaki kelimeleri, ifadeleri, aslî mânalarından uzaklaştırarak tahrif ediyorlar, değiştiriyorlar, maksadının dışında tefsir ediyorlar, gayesine aykırı te'viller yapıyorlar.
"- Sözünü, tebliğini duyduk. Seni, emirlerini, kitabını, sünnetini, devletini tanımıyor, âsi davranıyoruz. Sözlerimiz kabule şâyan görülmese bile bizi de dinle." diyorlar.
"- Dinî, siyasî ve idarî otoriteni, bizim de taleplerimizi dikkate alarak, menfaatlerimizi gözetip kollayarak kullan" derken, konuşma tarzlarıyla peygambere hakaret içeren ifadeleri de çağrıştırıyorlar. Alay yollu, peygamberliğe ve dine saldırıyorlar. Keşke onlar:
"- Sözünü, tebliğini dinledik, kabul ettik. Kur'ân'a, sünnetine ve devletine itaat ediyoruz. Bizi de dinle, Kur'an, sünnet ve ilmî esaslarla, örfün kuralları ve aklın verileriyle çalışan, sesimize kulak veren, yardım, destek ve imkân sağlayan, bize neler kazandırılabileceğinin hesabını yapabilen, ihtilâfları halleden, meseleleri zamana yayarak çözen, danışarak tedbir ile bizi yöneten hükümet ve meclis kur, bakanlar ve hâkimler tayin et." deselerdi, kendileri için daha hayırlı, daha doğru ve sağlıklı, ayakta kalmalarını sağlayan daha mükemmel bir düzen tesis edilmiş olurdu. Fakat bile bile seni ve tebliğini inkârları, küfürleri sebebiyle Allah onlara lânet etmiştir. Azıcık bir kesimi pek az şeye iman edecekler.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 2/75, 104; 3/78; en-Nüket ve’l-Uyûn, 1/493; Hak Dini Kur’an Dili, 2/567; ed-Dürrü’l-Mensûr, 3/698; Lisânü’l-Arab.