Ve her kim Allah yolunda (baskı, zulüm ve işkencenin hâkim olduğu ülkesinden, özgürce Allah’a kulluk ve ibadet etmek, imanın gereğini yaşamak, güç ve gönül birliği yapmak ve İslamı hâkim kılmak için) hicret ederse, yeryüzünde gidecek çok yer ve genişlik bulur. Ve kim Allah’a ve Rasulüne hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse, onun ecri (mükâfatı) gerçekten Allah’a düşmüştür. Allah ise, (çok) bağışlayan, (çok) merhamet edendir.*
(*) Miladi 622 yılında Hz. Muhammed, onun gönül dostları ve dava arkadaşları Mekke’den Medine’ye hicret etmişlerdir. Bu hicret, İslam’ı yaşamanın her geçen gün zorlaştığı, müşriklerin zulmünün çekilmez olduğu bir zamanda İslam dünyasının geleceği için zorunlu olmuştur. Hz. Peygamber’le beraber göç edenler Medine’de yepyeni bir düzen kurarken, aynı zamanda bütün dünyalıkları da Mekke’de bırakarak hem maddi ve hem de manevi anlamda hicret etmiş oldular. Bu arada hicret etme imkânı olduğu halde evini, yurdunu, mal ve mülkünü bırakamayan, Mekkeli müşriklerin baskısını onayarak geçici dünya malını Allah’a ve Resûlüne tercih edenler 97. âyette ifade edildiği gibi şiddetli bir şekilde kınanmaktadırlar… (C. Külünkoğlu Meal Açıklaması)