close
close
Kelimenin Kök Hâli ve Türevleri
close

Neml Sûresi 28. Ayet Meali

Türkçe Transcript
swap_vert close
İżheb bikitâbî hâżâ feelkih ileyhim śümme tevelle ‘anhum fenzur mâżâ yerci’ûn(e)
Abdulbaki Gölpınarlı
swap_vert close
Git, şu mektubumu götür, ver onlara, sonra biraz çekil onlardan, bak bakalım, ne cevap verecekler?
Abdullah-Ahmet Akgül
swap_vert close
"(Bunu anlamamız için) Şu mektubumu götürüp onlara (Belkıs’ın Sarayı’na) bırak, sonra onlardan biraz öteye çekil ve seyret, hele bak ne yapıyorlar (nasıl bir tepki gösteriyorlar) ve nasıl bir sonuca-karara varacaklar? (anlayalım" dedi.)
Abdullah Parlıyan
swap_vert close
“Al, bu mektubu onlara götür ve bak bakalım nasıl bir sonuca varacaklar.”
Ahmet Tekin
swap_vert close
“Şu mektubumu götür, onlara bırak. Sonra bir kenara çekil. Ne sonuca varacaklarını dikkatlice takip et.”
Ahmet Varol
swap_vert close
Şu mektubumu götür, onu kendilerine bırak; sonra onlardan biraz uzaklaş da bak ki neye başvuruyorlar."
Ali Bulaç
swap_vert close
'Bu mektubumla git, onu kendilerine bırak sonra onlardan (biraz) uzaklaş, böylelikle bir bakıver, neye başvuracaklar?'
Ali Fikri Yavuz
swap_vert close
Bu mektubumu götür de bırak onlara. Sonra yanlarından çekil de bak, ne neticeye varacaklar.”
Bahaeddin Sağlam
swap_vert close
Bu mektubumu götür, onlara at. Sonra onlardan uzaklaş, bak bakalım ne cevap verecekler?” dedi.
Bayraktar Bayraklı
swap_vert close
“Şu yazımı götürüp onlara at! Sonra onlardan uzaklaş da bak bakalım, nasıl davranacaklar.”[390]
[390] Seba Melikesi Belkıs’ın ve Hz. Süleyman’ın kıssası hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIV, 212-228.  
Besim Atalay
swap_vert close
Al şu betiğimi götür onlara, çekil sonra da, bekle, ne yapacaklar?»
Cemal Külünkoğlu
swap_vert close
“Al bu mektubumu onlara götür; sonra bir kenara çekilip onları kendi hallerine bırak ve bak bakalım, (kendi aralarında ne konuşacaklar ve) nasıl bir sonuca varacaklar?”
Cemil Said
swap_vert close
27, 28. Süleymân: "Bakalım doğrı mı söyledin, yoksa yalan mı söyledin, benim tarafımdan bu mektûbı götür, ânlara vir. Bir kenarda dur, bak ne cevâb virecekler." didi.
Diyanet İşleri (Eski)
swap_vert close
"Şu yazımı götür, onlara at, sonra bir yana çekil, varacakları sonuca bak."
Diyanet İşleri (Yeni)
swap_vert close
“Benim şu mektubumu götür onlara at, sonra da yanlarından ayrıl ve ne sonuca varacaklarına bak.”
Kur'an Yolu (Diyanet İşleri)
swap_vert close
Şu mektubumu götür, önlerine bırak, sonra onların yanından çekil de ne sonuca varacaklarına bak.”
Diyanet Vakfı
swap_vert close
Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak.
Edip Yüksel
swap_vert close
"Şu mektubumu onlara götürüp ilet ve sonra bir yana çekilip tepkilerini gözle."
Elmalılı Hamdi Yazır
swap_vert close
"Şu mektubumu götür, onu kendilerine ver, sonra onlardan biraz çekil de, ne sonuca varacaklarına bak."
Elmalılı Meali (Orijinal)
swap_vert close
Şu mektubumu götür bırak onlara, sonra dön kendilerinden de bak ne neticeye varacaklar
Emrah Demiryent
swap_vert close
Sen şimdi benim şu mektubumu götür, onlara (Sebe melikesinin eline geçecek şekilde) at, sonra onlardan biraz uzaklaş, bak bakalım, (kendi aralarında ne konuşacaklar ve) nasıl bir sonuca varacaklar?
Erhan Aktaş
swap_vert close
“Bu mektubumu götür, onlara ilet. Sonra bir kenara çekilip ne tepki vereceklerini gözle.”
Hasan Basri Çantay
swap_vert close
«Şu mektubumu götür, onu kendilerine bırak. Sonra onlardan biraz çekil de bak neye dönecekler»?
Hayrat Neşriyat
swap_vert close
“Bu mektûbumu götür de kendilerine bırak; sonra onlardan (biraz öteye) çekil de, ne (netîce)ye varacaklarına bak!”
İhsan Aktaş
swap_vert close
(Sonra, yazdığı mektubu Hüdhüd’e verip,)“Bu mektubumu (al) götür, onlara (Kraliçe ile idare meclisine) ilet. Sonra bak bakalım, mektubu nasıl karşılayacaklar? *
(*) Meal müellifleri, kıssanın başında Hüdhüd’ü bir kuş olarak tanımladıkları için, artık ondan sonrasında kelimelere mana tercihlerini hep onun bir kuş olduğunu varsayarak yapmak zorunda kalmışlardır. Hüdhüd’ün kuş olduğunu söyleyen müellifler, nasıl olur da Süleyman’ın bir kuşa asla söylenmemesi gereken “izheb” fiili üzerinden emir verdiğini sorgulamak yerine, manası “git” olan kelimeyi “götür”şekline çevirmeyi daha uygun bulmuşlardır. Oysa sadece uçma kabiliyeti olan bir kuşa “izheb” şeklinde bir emir verilmesi asla doğru değildir. Madem Hüdhüd’e kuş yakıştırması yapılıyor, kuş olduğu için ona “yürüyüp git” anlamına gelecek “izheb” kelimesi ile değil de “uçarak git” anlamına gelen (طر) “tir” kelimesi ile emir verilmesi gerekmez miydi? Çünkü kuşların bir yerden bir yere gitmeleri sadece uçma yoluyla olmaktadır. Ama müelliflerimiz bunu sorgulamak yerine “git” anlamı verilmesi gereken fiile “götür” anlamı vermeyi tercih etmişlerdir. Şuarâ 15’te “Haydi âyetlerimizle ikiniz gidin!” şeklinde yine aynı kelime Hz. Hârûn ve Mûsâ’nın âyetlerle yürüyerek gitmesi manasında kullanıldığı için “izheb” kelimesine götür, uçur değil “git” manası vermek daha doğrudur. (Kurandan Hayata) Not: Hz. Süleyman’ın ona ‘’Sonra bak bakalım, mektubu nasıl karşılayacaklar’’ şeklindeki sözünden de anlaşılıyor ki, mektubu götüren Hüdhüd Kraliçe ve meclis heyetinin ne konuşacaklarını anlıyordu, yoksa Hz. Süleyman ona bu talimatı vermezdi. Peki, hangi ayette Hüdhüd’a da insan dili öğretilmiştir deniliyor? Haydi diyelim ki, Hz. Süleyman Hüdhüd’ün dilini bildiği için onunla kuş dili ile konuşuyordu, - ki, kuş dili diye bir şey yoktur- fakat hiçbir ayette Hüdhüd’e insan dili öğretilmişti diye bir işaret yoktur. Ama Hz. Süleyman’ın, Kraliçe ve meclis üyelerinin kendi aralarında ne konuşacaklarını, mektuba nasıl bir karşılık vereceklerini öğrenmek için Hüdhüd’ün oradan ayrılmaması için verdiği talimattan anlaşılıyor ki, mektubu götüren Hüdhüd’ün de insan dilini biliyor ve anlıyordu. Yine hiçbir ayette onun uçtuğuna dair hiçbir işaret de yoktur. İşte bütün bunlar gösteriyor ki, mektubu götüren Hüdhüd (İbranice orijinal ismi olan Hüdad) kuş değil, bir insandı… Ayrıca aşağıda da Hüdhüd’ün bir kuş olamayacağı hususu ayetler ışığında aklî ve mantıkî delillerle anlatılmaktadır. Yine metni aşağıya alınan Arapça lügat kitabında da (القي) ‘’ulkıye’’ iletmek anlamında da olduğu belirtiliyor. - ألقى اليه القول أو به : أبلغه إياه (تعريف و معنى ألقى في معجم المعاني الجامع - معجم عربي عربي) هنا نجد أن النبي سليمان أعطى رسالة إلى الرجل «الهدهد» ليوصلها إلى ملكة سبأ. والرسالة قرأتها الملكة أمام وزرائها، فلو كان الهدهد طائرًا، فلماذا يكلفه بهذه الرسالة، والسفر الشاق، «المسافة البعيدة»؟ أما كان الأجدر أن يكلف عفريتًا من الجن ـ مثلًا ـ بهذه الرسالة؟ أما كان الأولى أن يكلف أحد مستشاريه الأقوياء، مثل «الذي عنده علم من الكتاب»؟ وقوله تعالى «فَأَلْقِهِ إِلَيْهِمْ» تختلف عن «فألقه عليهم»، فالأخيرة تشير إلى إلقاء الرسالة «عليهم» من علٍ، مثل إلقاء «حمام الزاجل» للرسائل، أما الأولى «فَأَلْقِهِ إِلَيْهِمْ»، فتشير إلى إلقاء الرسالة فعليًا وشفهيًا كما يفعل السفراء قديمًا وحديثًا، وهذا المعنى موجود في سورة النساء «ولاَ تَقُولُواْ لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا (94)»، وموجود في سورة القيامة في قوله تعالى «بَلِ الْإِنْسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ (14) وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ(15)»، ومعنى ألقى معاذيره في التفاسير – كابن كثير- أي اعتذاره، والاعتذار يُقال (شفهيًا) كما هو معروفوفي معجم المعاني الجامع (ألْقَى إلَيْهِ القَوْلَ، وَبِالقَوْلِ: أبْلَغَهُ إيَّاه) فهل الهدهد «الطائر» سيلقي الرسالة شفهيًا «بصوصوته أو هدهدته ولو كانت الإجابة بنعم، فهل تعرف «بلقيس» منطق الطير، مثل سليمان الذي علم منطق الطير ؟ أم أن «الهدهد» هو رجل سفير وحكيم، وموضع ثقة كبيرة عند سليمان، تؤهله لأن يحمل الرسالة، ويبلغها لملكة سبأ؟ (وقوله تعالى «فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ» ) فهل الهدهد «الطائر، غير العاقل» يستطيع أن يفهم رد الرسالة، وإرجاع الكلام، بين بلقيس ومستشاريها، كما يقول المفسرون؟ وقال له {ٱذْهَب بِّكِتَابِي هَـٰذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ}: تنح عنهم إلى حيث تسمع كلامهم {فَٱنْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ}: يردون في الجواب، ( الصراط المستقيم في تبيان القرآن الكريم) (معني القي في اللغة العربية ؟ ألْقَى إلَيْهِ القَوْلَ،: أبْلَغَهُ إيَّاهُ) (تعريف و معنى القي في معجم المعاني الجامع - معجم عربي عربي) أَلْقَي اِليْهِ القَوْلَ او بِالقَوْلِ [عامة] ) ona haber iletti.  
İlyas Yorulmaz
swap_vert close
“Bu yazdığım mektubu götür ve onlara ver. Sonra onlardan dönüp uzaklaş ve onları gözetle. Nasıl bir tepki verecekler?” dedi.
İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu
swap_vert close
Al şu benim mektubumu götür, onlara ver. Sonra, yanlarından biraz çekil de bekle, bakalım ne diyecekler."
İsmail Hakkı İzmirli
swap_vert close
27, 28. Süleyman ona şöyle dedi: «— Bakalım gerçek mi söylüyorsun, yoksa yalancılardan biri misin? Benim şu mektubumu götür, onlara bırak, sonra onlara yakın bir yere çekil, dur, bak ne cevap verecekler!»
İsmail Yakıt
swap_vert close
“Şu mektubumu götür, onlara bırak, bir kenara çekil ve bak bakalım nasıl cevap verecekler?”
Kadri Çelik
swap_vert close
“Şu mektubumu götür, onlara at, sonra da onlardan bir tarafa çekil; böylelikle bir bakıver, neye başvuracaklar?”
Mahmut Kısa
swap_vert close
“Şu mektubumu götür ve gizlice önlerine atıver, sonra onlardan biraz uzaklaşarak bir kenara çekil ve onları dikkatle gözetle, bakalım ne yapacaklar?”
Mahmut Özdemir
swap_vert close
“Benim bu yazımı / mektubumu götür; onlara onu bırak! Sonra onlardan geri çekil! Bir bak; neye müracaat ediyorlar?”.
Mehmet Çakır
swap_vert close
Şimdi sen, şu mektubumu götür ve onlara fırlat. Sonra biraz uzaklaşıp seyret bakalım ne yapacaklar. "
Mehmet Çoban
swap_vert close
"Al bu mektubumu götür onlara ver! Sonra onlardan biraz çekil de bak. Ne yapacaklar?"
Mehmet Okuyan
swap_vert close
Şu mektubumu [*] götür ve kendilerine ver; sonra (kenara) çekil de ne sonuca varacaklarına bak!”
Burada ve 29. ayette geçen [kitâb] kelimesi “mektup” anlamına geldiği için Kur’an’ın da Yüce Allah’tan gelen bir mektup olduğunu söyleyebiliriz.  
Mehmet Türk
swap_vert close
(Ve devamla): “Şu mektubumu götür, onlara ver. Sonra (bir kenara) çekil de ne sonuca varacaklarına bir bak.” (dedi.)
Muhammed Esed
swap_vert close
“Al bu mektubumu onlara götür; sonra bir kenara çekilip onları kendi hallerine bırak ve bak bakalım, nasıl bir sonuca varacaklar”.
Mustafa Çavdar
swap_vert close
Bu mektubumu al götür ve onlara ilet, sonra onlardan biraz uzaklaş ne cevap verecekler bir bak!
Mustafa İslamoğlu
swap_vert close
“Bu mektubumu al onlara ulaştır; sonra onlardan uzaklaşıp bir köşeye çekil de bak bakalım, nasıl bir sonuca varacaklar.”
Orhan Kuntman
swap_vert close
“Şu mektubu götür, kendilerine bırak!.. Sonra da bir tarafa çekil. Bak ki, neye karar verecekler!" diye emretti.
Osman Fırat
swap_vert close
Bu mektubumu götür, onlara at, sonra onlardan dön de gel bakalım geri dönüşleri/tepkileri ne olacak.
Ömer Nasuhi Bilmen
swap_vert close
«Şu mektubum ile git, hemen onlara bırak, sonra onlardan çekil de bak ki, neye varacaklar?»
Suat Yıldırım
swap_vert close
27, 28. “Bakalım, dedi Süleyman, doğru mu söyledin, yoksa yalancının teki misin, bunu anlayacağız. Sen şimdi şu mektubumu götür, bırak onların yanına, sonra onlardan biraz uzaklaş ve ne yapacaklarını gözle. ”
Süleyman Ateş
swap_vert close
Bu mektubumu götür, onlara at, sonra onlardan biraz öteye çekil de bak, neye başvuruyorlar (ne yapacaklar).
Süleyman Tevfik
swap_vert close
"Bu mektûbumı alub götür o kavme at. Sonra bir tarafa çekilüb gizlenerek ne vecihle cevâba mürâca'at iderler gör" didi.
Süleymaniye Vakfı
swap_vert close
Şu mektubumu götür, onlara bırak; sonra kenara çekil de bekle; bakalım ne cevap verecekler.”
Şaban Piriş
swap_vert close
Bu mektubumu götür ve onlara ilet, sonra onlardan biraz ayrıl ve neye başvuracaklarına bak!
Ümit Şimşek
swap_vert close
“Şu mektubumu götür, onlara bırak; sonra bir kenara çekil ve ne yapacaklarına bak.”
Yaşar Nuri Öztürk
swap_vert close
"Şu yazımı götürüp onlara at. Sonra onlardan uzaklaş da bak bakalım, nasıl davranacaklar."
Eski Anadolu Türkçesi
swap_vert close
“ilt nāmemi uşbu pes bıraķ anı anlardın yaña andan girü dön anlardan pes baķ ne nesene döndürürler.”
Satıraltı Meal (1534)
swap_vert close
Al git benüm bu bitigümi, pes bıraḳ anlar üstine, andan ṣoñra biryañada ṭur, pes gör ne cevāb ḳaytarurlar.
Bunyadov-Memmedeliyev
swap_vert close
Mənim bu məktubumu aparıb (göydən) onlara at, sonra yaxın bir yerə çəkilib dur, bax gör nə cavab verəcəklər!”
M. Pickthall (English)
swap_vert close
Go with this my letter and throw it down unto them; then turn away and see what (answer) they return,
Yusuf Ali (English)
swap_vert close
"Go thou, with this letter of mine, and deliver it to them: then draw back from them, and (wait to) see what answer they return"...
Muhammed Hüseyin (R.A.)
play_arrow bookmark save_alt more_vert
  • content_copyÂyeti Kopyala
  • linkLinki Kopyala
  • photo_cameraGörüntü Oluştur
  • videocamVideo Oluştur
اِذْهَبْ
götür
بِكِتَاب۪ي
mektubumu
هٰذَا
bu
فَاَلْقِهْ
ve at
اِلَيْهِمْ
onlara
ثُمَّ
son- ra
تَوَلَّ
çekil
عَنْهُمْ
onlardan
فَانْظُرْ
ve bak
مَاذَا
neye
يَرْجِعُونَ
dönecekler
"Şu mektubumu götür ve onlara at sonra onlardan (biraz öteye) çekil de ne sonuca varacaklarına bak!"
ذَهَبَ
Fiil-I
ذ ه ب
Gitti, giderdi, götürdü
كِتَاب
İsim
ك ت ب
Kur'ân, kitap, yazılmış olan, mektup
هٰذَا
İşaret zamiri
هٰذَا
Bu, budur
اَلْقَى
Fiil-IV
ل ق ي
Attı, saldı, teklif etti, bıraktı, verdi, ilka etti, laf attı, karşı karşıya geldi, ulaştırdı
اِلٰى
Edat
اِلٰى
-e kadar, -a kadar, -e, -a
ثُمّ
Zarf
ثُمّ
Sonra
تَوَلّٰى
Fiil-V
و ل ي
Yüz çevirdi, çevirdi, geri döndü, dönüp gitti, üstlendi, dost edindi
عَن
Ayrılma hâl eki
عَن
-den, -dan, hakkında
نَظَرَ
Fiil-I
ن ظ ر
Baktı, gözledi, gördü, bakınıp durdu, nazar etti, seyretti
مَاذَا
Soru eki
مَاذَا
Ne, neye, hangi şey
رَجَعَ
Fiil-I
ر ج ع
Döndü