(Sonra, yazdığı mektubu Hüdhüd’e verip,)“Bu mektubumu (al) götür, onlara (Kraliçe ile idare meclisine) ilet. Sonra bak bakalım, mektubu nasıl karşılayacaklar? *
(*) Meal müellifleri, kıssanın başında Hüdhüd’ü bir kuş olarak tanımladıkları için, artık ondan sonrasında kelimelere mana tercihlerini hep onun bir kuş olduğunu varsayarak yapmak zorunda kalmışlardır. Hüdhüd’ün kuş olduğunu söyleyen müellifler, nasıl olur da Süleyman’ın bir kuşa asla söylenmemesi gereken “izheb” fiili üzerinden emir verdiğini sorgulamak yerine, manası “git” olan kelimeyi “götür”şekline çevirmeyi daha uygun bulmuşlardır. Oysa sadece uçma kabiliyeti olan bir kuşa “izheb” şeklinde bir emir verilmesi asla doğru değildir. Madem Hüdhüd’e kuş yakıştırması yapılıyor, kuş olduğu için ona “yürüyüp git” anlamına gelecek “izheb” kelimesi ile değil de “uçarak git” anlamına gelen (طر) “tir” kelimesi ile emir verilmesi gerekmez miydi? Çünkü kuşların bir yerden bir yere gitmeleri sadece uçma yoluyla olmaktadır. Ama müelliflerimiz bunu sorgulamak yerine “git” anlamı verilmesi gereken fiile “götür” anlamı vermeyi tercih etmişlerdir. Şuarâ 15’te “Haydi âyetlerimizle ikiniz gidin!” şeklinde yine aynı kelime Hz. Hârûn ve Mûsâ’nın âyetlerle yürüyerek gitmesi manasında kullanıldığı için “izheb” kelimesine götür, uçur değil “git” manası vermek daha doğrudur. (Kurandan Hayata) Not: Hz. Süleyman’ın ona ‘’Sonra bak bakalım, mektubu nasıl karşılayacaklar’’ şeklindeki sözünden de anlaşılıyor ki, mektubu götüren Hüdhüd Kraliçe ve meclis heyetinin ne konuşacaklarını anlıyordu, yoksa Hz. Süleyman ona bu talimatı vermezdi. Peki, hangi ayette Hüdhüd’a da insan dili öğretilmiştir deniliyor? Haydi diyelim ki, Hz. Süleyman Hüdhüd’ün dilini bildiği için onunla kuş dili ile konuşuyordu, - ki, kuş dili diye bir şey yoktur- fakat hiçbir ayette Hüdhüd’e insan dili öğretilmişti diye bir işaret yoktur. Ama Hz. Süleyman’ın, Kraliçe ve meclis üyelerinin kendi aralarında ne konuşacaklarını, mektuba nasıl bir karşılık vereceklerini öğrenmek için Hüdhüd’ün oradan ayrılmaması için verdiği talimattan anlaşılıyor ki, mektubu götüren Hüdhüd’ün de insan dilini biliyor ve anlıyordu. Yine hiçbir ayette onun uçtuğuna dair hiçbir işaret de yoktur. İşte bütün bunlar gösteriyor ki, mektubu götüren Hüdhüd (İbranice orijinal ismi olan Hüdad) kuş değil, bir insandı… Ayrıca aşağıda da Hüdhüd’ün bir kuş olamayacağı hususu ayetler ışığında aklî ve mantıkî delillerle anlatılmaktadır. Yine metni aşağıya alınan Arapça lügat kitabında da (القي) ‘’ulkıye’’ iletmek anlamında da olduğu belirtiliyor. - ألقى اليه القول أو به : أبلغه إياه (تعريف و معنى ألقى في معجم المعاني الجامع - معجم عربي عربي) هنا نجد أن النبي سليمان أعطى رسالة إلى الرجل «الهدهد» ليوصلها إلى ملكة سبأ. والرسالة قرأتها الملكة أمام وزرائها، فلو كان الهدهد طائرًا، فلماذا يكلفه بهذه الرسالة، والسفر الشاق، «المسافة البعيدة»؟ أما كان الأجدر أن يكلف عفريتًا من الجن ـ مثلًا ـ بهذه الرسالة؟ أما كان الأولى أن يكلف أحد مستشاريه الأقوياء، مثل «الذي عنده علم من الكتاب»؟
وقوله تعالى «فَأَلْقِهِ إِلَيْهِمْ» تختلف عن «فألقه عليهم»، فالأخيرة تشير إلى إلقاء الرسالة «عليهم» من علٍ، مثل إلقاء «حمام الزاجل» للرسائل، أما الأولى «فَأَلْقِهِ إِلَيْهِمْ»، فتشير إلى إلقاء الرسالة فعليًا وشفهيًا كما يفعل السفراء قديمًا وحديثًا، وهذا المعنى موجود في سورة النساء «ولاَ تَقُولُواْ لِمَنْ أَلْقَى إِلَيْكُمُ السَّلامَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا (94)»، وموجود في سورة القيامة في قوله تعالى «بَلِ الْإِنْسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ (14) وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ(15)»، ومعنى ألقى معاذيره في التفاسير – كابن كثير- أي اعتذاره، والاعتذار يُقال (شفهيًا) كما هو معروفوفي معجم المعاني الجامع (ألْقَى إلَيْهِ القَوْلَ، وَبِالقَوْلِ: أبْلَغَهُ إيَّاه) فهل الهدهد «الطائر» سيلقي الرسالة شفهيًا «بصوصوته أو هدهدته ولو كانت الإجابة بنعم، فهل تعرف «بلقيس» منطق الطير، مثل سليمان الذي علم منطق الطير ؟ أم أن «الهدهد» هو رجل سفير وحكيم، وموضع ثقة كبيرة عند سليمان، تؤهله لأن يحمل الرسالة، ويبلغها لملكة سبأ؟ (وقوله تعالى «فَانْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ» ) فهل الهدهد «الطائر، غير العاقل» يستطيع أن يفهم رد الرسالة، وإرجاع الكلام، بين بلقيس ومستشاريها، كما يقول المفسرون؟ وقال له {ٱذْهَب بِّكِتَابِي هَـٰذَا فَأَلْقِهْ إِلَيْهِمْ ثُمَّ تَوَلَّ عَنْهُمْ}: تنح عنهم إلى حيث تسمع كلامهم {فَٱنْظُرْ مَاذَا يَرْجِعُونَ}: يردون في الجواب، ( الصراط المستقيم في تبيان القرآن الكريم) (معني القي في اللغة العربية ؟ ألْقَى إلَيْهِ القَوْلَ،: أبْلَغَهُ إيَّاهُ) (تعريف و معنى القي في معجم المعاني الجامع - معجم عربي عربي) أَلْقَي اِليْهِ القَوْلَ او بِالقَوْلِ [عامة] ) ona haber iletti.