O hâlde bu ne insafsızca bir taksim!⁸
8 Câhiliye döneminde bazı Araplar, kız çocuklarını diri diri toprağa gömerlerdi. Örfleri buna izin veriyordu. Kız çocuk ailede istenmeyen evlatlardı. Kaçırılıp veya esir edilip köle, cariye yapılma ihtimali vardı. Savaşa fiilen katılmazlar ailenin ve kabilenin şerefini koruyamazlardı. Onun için onlara mirastan pay bile vermezlerdi. Bütün bunlar tarihi bir vak’a olarak doğrudur. Kur’an bize hem bu tarihsel olayı veriyor hem de buradan günümüze “nass anlam” olarak bambaşka bir mesaj daha veriyor. O da bizim günlük hayatımızda kendi nefsimize ve Allah’a ne kadar değer verdiğimizin bizzat kendimiz tarafımızdan test edilmesidir. Eski Arapların, kız çocukları gibi değersiz gördükleri şeyleri Allah’a, erkek çocukları gibi değerli gördükleri şeyleri de kendilerine ayırdıklarını gördük. Peki, biz bugün kendimize neyi, Allah’a neyi ayırıyoruz? Bir bakalım: Biriktirdiğimiz paraların büyük ve değerli kısmını kendi nefsimize ayırıyoruz. İhtiyaç sahiblerine, yoksullara, dul ve yetimlere yani Allah yoluna mümkün oldukça küçük ve değersiz paylar ayırıyoruz. Yani Allah yoluna daha az harcıyoruz. Keza en güzel arazileri, arsaları, binaları, daireleri ve odaları kendi nefsimize; mescitleri, namazgâhlar vb yani Allah için tahsis ettiğimiz mekânlara da en izbe ve karanlık yerleri, odun ve kömürlükleri, merdiven altlarını tahsis ediyoruz. Diğer yandan ömrümüzün en kıymetli anlarını gençlik ve olgunluk dönemlerimizi zevk ve sefa, nefsanî arzular yani hedonist duyguları tatmin peşinde geçirirken, ihtiyarlık günlerini, yani hayatın en verimsiz ve değersiz günlerini ise mescit ve camilerde ibadete müdavim olarak Allah’a tahsis ediyoruz. Kısaca değerli paralar, mallar, servetler ve vakitler kendimize, değersiz mallar, paralar ve vakitler vb Allah’a öyle mi? “Ne insafsızca bir taksim!” değil mi?