İşte (O tek yaratıcı olduğu için), yolun istikamet tayini de O’na düşer;[²⁰⁹³] zira bazı yollar saptırıcıdır.[²⁰⁹⁴] Eğer Allah tercih etseydi, hepinizi doğru yola yöneltirdi.[²⁰⁹⁵]
[2093] Zımnen: Yaratan kim ise, yarattığının amacını belirleme hakkı da ona aittir. İnsanın doğru yolu görmesini sağlayan iç ve dış donanımı, aklî ve naklî belge ve delilleri vermek de O’na düşer (Ferrâ). Âyetteki ‘alallah (Allah’a düşer, Allah’a ait bir görevdir) ibaresi, ‘zâtı için rahmeti ilke edindiğini’ dile getiren âyetteki ‘alâ nefsihi ile aynı anlama sahiptir. Bu, ilâhî iradenin tecellisinin ilâhî gayretin değil ilâhî rahmetin bir eseri olduğunu gösterir. Bir amaç uğruna yarattığı insanı, o amaca ulaştıracak yolu tayin etme hakkı da yalnızca Allah’a aittir.
[2094] Her ne kadar zamir yola atıf olduğu için “sapan yolcudan” değil, “saptıran yoldan” söz edilmişse de, saptıran yolda yürüyüşü sürdürmenin sapan yolcu olmak demeye geldiği âşikârdır.
[2095] Söz geliminden, cümlenin sonunun “…ama bunu istemedi, sizin seçimizin belirleyici olmasını istedi” şeklinde olduğunu anlıyoruz. Zira “eğer” anlamına gelen lev edatı, tasarım dışı bir şeyin farz-ı muhal düşünülmesi durumunu ifade etmektedir. Bu âyetin bir üstteki âyetle bağlantısı açık: Fizikî yolculuğunuzun at, katır ve eşek gibi araçlarını O yarattığı gibi, mânevî yolculuğunuzun akıl, irade, bilinç gibi araçlarını yaratan da O. Akıl terbiyeden geçmemiş yılkı atı ya da inatçı katır gibi davranırsa, sizi maksadınıza taşıyamaz.