Allah'ın ni'metini tanırlar; sonra da onu inkâr ederler; çünki onların çoğu kâfirdirler.(2)
(2)“Bu kâinât şehrinde ve zemin (yeryüzü) mahallesinde ve insan ve hayvanât kışlasında, öyle bir Rezzâk-ı Rahîm (sonsuz merhamet sâhibi ve bol bol rızıklandıran) ve öyle bir Muhsin-i Kerîm (sonsuz ihsân ve ikrâm edici olan Allah) tasarruf ve nezâret ve terbiye ediyor (gözetip idâre ediyor) ki, kendi ni‘metlerine mukābil (karşılık) hamd ve şükrettirmek için, zemîni bir sefîne-i ticâret (ticâret gemisi) ve erzak (rızıklar) getiren bir şimendifer (tren) ve yüzündeki bahar mevsimini bir vagon tarzında yapıp, yüz bin nevi‘ taâmlarla ve memeler denilen konserve paketleriyle doldurup kış âhirinde (sonunda) erzakları biten muhtaç zîhayatlara (canlılara) yetiştiren bir Rezzâk-ı Rahîm’in (bol rızık vererek ve hadsiz bir merhamet sâhibi bir Zât’ın) işleri olduğunu, zerre kadar aklı bulunan tasdîk eder. Ve tasdîk etmeyip inkâra sapan, elbette zemin yüzündeki vesîle-i hamd ü şükran (hamd ve teşekkür vesîlesi) olan bütün muntazam ni‘metleri ve muayyen (intizamlı ve belirlenmiş olan) rızıkları inkâr etmeğe mecbûr olup ahmak bir muzır (zararlı) hayvan olur.” (Şuâ‘lar, 15. Şuâ‘, 565)