kendisine verilen bu kötü müjdeden ötürü -bu zillete/bu küçük düşmeye rağmen, şimdi onu acaba tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün [diye düşünerek]- kıyı bucak insanlardan kaçar. Yazıklar olsun, izledikleri düşünce tarzı ne kadar kötü! ⁶⁶
66 Yani, bu seçeneklerin her ikisi de kötüdür, çarpıktır: çocuğu sürekli bir hor görme nesnesi, bir zillet kaynağı olarak muhafaza etmek de, müşrik Arapların sıkça yaptıkları gibi, canlı canlı toprağa gömmek de. İslam öncesi Arabistan’ında kadına karşı benimsenen aşağılayıcı, hor görücü tutumu dile getiren bu pasaj -tarihsel olaylara, anane ve geleneklere ilişkin Kur’ânî referansların hemen hepsinde görüldüğü üzere- burada işaret edilen özel toplumsal olguyu ve bunun neticesi olarak ortaya çıkan çocuk kıyımı hadisesini de aşan çok daha geniş bir anlam taşımaktadır. Öyle görünüyor ki, bütün bu pasajın en can alıcı noktası “kendileri için [sanki buna güçleri yetermiş gibi] hoşlarına gideni [seçmek isterler]” cümlesidir; bunun anlamı şudur: kendi hoşlarına gitmeyen şeyleri (örn. bizzat kendilerince aşağılanan kız çocuğunu) Allah’a yakıştırmaya o kadar teşneyken, insanın O’na karşı mutlak olarak sorumlu olduğu anlayışını benimsemekte isteksizdirler; çünkü böyle bir anlayış, kendilerini birtakım manevî/ahlakî sınırlar içinde tutmaya zorlamak suretiyle onların haz ve rahat yönündeki eğilimlerine ters düşmektedir. Böyle mutlak ya da nihaî bir manevî/ahlakî sorumluluk fikrine karşı çıkınca, insiyakî olarak kıyamet fikri, ölümden sonra dirilme fikri karşısında da duralamaktadırlar; ve dolaylı yollardan da olsa bir kere, Allah’ın ölüyü diriltmeye kâdir olduğu inkara kalkışılınca, bunun ardından O’nun her şeye gücü yeten Tek İlah olduğu gerçeğinin inkarı gelmekte ve bu inkar batağına bir kere saplananlar artık giderek birtakım hayal ürünü güçlere, varlıklara, ya da etkilere “tanrısal nitelikler yakıştırma”ya başlamaktadırlar. Yukarıdaki ara pasaj bütün bunlara, İslam öncesi Araplarının inanç ve ananelerine atıfta bulunmak suretiyle işaret ederken, söylem, bütün bir Kur’an’ın çevresinde dönüp durduğu temaya, yani Allah’ın birliği, eşsiz-ortaksız olduğu ve her şeye gücü yeter olduğu konusuna böylece bir kere daha dönmektedir.