(Biz onları) hakikatin açık belgeleri ve hikmet yüklü sayfalarla[²¹²⁷] (göndermiştik). İşte sana da bu uyarıcı vahyi indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın[²¹²⁸] ve belki onlar da bu sayede düşünürler.
[2127] Lafzen: “yazılarla..” (Fî-zuburi’l-evvelîn için bkz: 26:196, not 96). Zubur (t. ez-zubratu), ağır demir plakalarına verilen isim. Hacimce ağır ya da kinayeten değerli kitaplar için veya “silinmezlik özelliği olan” kayıtlar için kullanılmıştır. Râğıb’ın başkalarına dayandırarak ve Taberî’nin Enbiya 105’in tefsirinde verdiği bilgiye göre, içerisinde yasaların değil hikmetin yer aldığı eserlere verilen genel isimdir. Hz. Dâvud’un kitabına da yasayla ilgili olmamasından dolayı bu ad verilmiştir. Bağlamına göre “Hikmet yüklü sayfalar” veya “silinmez/korunaklı kayıt” şeklindeki çevirimiz, bu verilere dayanmaktadır.
[2128] Tebyin, hem “iletme, duyurma, bildirme”, hem de “tarif etme” ve “uygulamalı olarak gösterme” anlamında “açıklama”dır. Kur’an’da beyyene fiili kimi yerde bu en geniş çağrışımlarıyla, kimi yerde ise sadece “duyurma-iletme” anlamıyla kullanılmıştır. Mesela Âl-i İmran 187 ve Mâide 15 gibi âyetlerde, hep kitap ehliyle ilgili olarak “gizleme” (ahfâ) ve “saklamanın” (keteme) zıddına “eksiksiz iletme, duyurma” anlamına kullanılır. Fakat tüm dil otoritelerinin de ifade ettiği gibi, tebyin, sözü de içine alan fakat ondan daha kapsamlı bir anlam taşır (Esâs; Lisân ve Müfredât). Bu sûrenin 39. âyetinde ve başka âyetlerde (Msl: 4:26; 5:75 vd.) Allah’a izafe edilen beyyene fiili, 64. âyette (ayrıca 14:4) yine aynı anlam içeriğiyle Allah Rasûlü’ne izafe edilir. İlgili âyetler birlikte okunduğunda, Allah Rasûlü’nün beyan ve tebyin misyonunun sadece “iletmekle” sınırlı olmadığı, uygulamaya konu olan talimatların nasıl uygulanacağını bizzat göstermenin de bu misyona dahil olduğu görülecektir. Zaten vahyin onu “güzel örnek” olarak nitelemesi bunun teyididir (33:21). Fakat Nebi’nin “mübeyyin” olması, onu “şeriata uyucu” (muteşerri) olmaktan çıkarıp, “şeriat koyucu” (şâri) yapmaz. Ona da, Allah gibi haram ve helali belirleme yetkisi vermez. Bu yetkiyi Allah müteaddit âyetle kendine hasretmiştir. Zaten bunu Kur’an Tahrim 1 ile bildirmiştir. O, ilahi talimatların nasıl uygulanacağına dair ilk örnekleri ortaya koyan bir “muallim”dir. Onun ortaya koyduğu “örneklik”, daha sonradan derlenmiş ve adına “sünnet” denilmiştir. Sünnetullah sahibi Allah norm koyucudur. Allah’ın koyduğu o norma uygun formu ise Nebi oluşturmuştur. Mesela temizliği bir norm/ölçü olarak koyan Allah’tır. Sünnetullaha aykırı olduğu için pislik zarar verir, hastalıkların kaynağıdır. Bu temizliğin organlara, bedene, ağıza ve ele ilişkin formlarını/uygulamalı örneklerini koyan ise Hz. Rasul’dür. Oluşturulan nebevi formlara, sonradan “sünnet” adı verilmiştir.
Nebi’nin ‘mübeyyin’ olmasının muhtemel bir anlamı da, “o (Kur’an) kerim bir Rasul’ün sözüdür” âyetinden yola çıkarak, vahyin önceki kitaplardan geriye kalan hakikatleri açıklaması olabilir. Onları açıklayan Kur’an’dır, fakat Kur’an’ı tebliğ eden de Nebi’den başkası değildir.